29 Ekim 2012

KOMŞU KOMŞU


“İşte gene meyhane.* Şimdilerde meyhane demiyorlar ama olsun, ben gene meyhane diyeceğim. Babam da öyle derdi, dedem de. Buraya her girdiğimde sadece bugünü unutmakla kalmıyorum*,onları da hatırlıyorum, mesela, babamın beni ilk kez rakı içerken yakalayıp da bıyık altından güldüğü geceyi. On üçümdeydim. Naci’yle iddiaya girmiştik.

Hep böyle korka çekine gitmezdim meyhaneye. Cebimiz para doluydu. Kapılarda karşılanırdık. Şimdi iki zıkkımlanmadan bakıyorlar gözümüzün içine. Sonra da niye hır çıkarıyormuşum diye laf ediyorlar. Sizin yaptığınız haysiyetsizlik değil mi ulan! Ne çabuk unuttunuz babanızın babamdan borç alarak burayı açıp da iş-güç sahibi olduğunuzu!”

- Pezevenkler!
- Abi sus ya, n’oldu gene?

- Yok bir şey ya. Gözümün içine bakıyorlar, ona kızıyorum.

Berikisi dinlemek istermiş gibi taburenin üzerinde kıpırdandı. İçerinin pis havası, ilk nefes verişte bir dansöz gibi kıvrılan sigara dumanlarını kapıyor,eritiyordu. Komşu, elindeki içkisini tezgâha koydu. Anlatacaktı, çok istiyordu anlatmayı: Bu yeniyetme delikanlıya geçmişi anlatmayı çok istiyordu. Dilini ağzında çevirdi bir-iki kez. Kaç kadeh olmuştu ki? Kendini yine frenleyemediğini anladı.

- Sen bilmezsin oğlum, yaşın yetmez. Buralar bizimdi hep. Her yer mandalina bahçesi, üzüm bağı, tarlaydı. Bataklığı tam kurutamamıştık daha. Dereler…

Delikanlı hikâyeyi ilginç bulmamıştı: Aynı teraneymiş meğer. Ona doğru dönük gövdesini barmene çevirip gözlerini raftaki şişelere dikti. Komşu, başlamıştı bir kere; dinleyicisiz kaldığının farkında değildi.

- Babam iyi kumarbazdı rahmetli. Ama amcam hep ütülürdü. Bağların, bahçelerin yarısı, daha babam hayattayken gitti ama bir kelime etmedi kimse. Kumar borcu, namus borcudur bizde. Sonra inşaatçılar geldi buralara. Her yere apartmanlar dikmeye başladılar. Babam, ilkin amcamın borçlarını ödemek için bir tarlasını müteahhite verdi. Dört daire aldı karşılığında. Sonra…

 Delikanlı, yan gözle anlatıcıya baktı. Komşunun kelimeleri ağzında yuvarlanmaya başlamıştı. O konuştukça, ağzından kelimeler yerine pinpon toplarının fırladığını görür gibi oluyordu. Yavaşça tabureden kalktı ve arkadaki masalardan birine geçti.

Komşu, başını çevirmeden, göz ucuyla, kalkana baktı, ince dudaklarını daha da incelten bir tebessüm etti, içkisinden bir yudum daha aldı.

- Sonra, bir tarla, bir arsa derken ohooo, bir sürü apartman…Bak şimdi, buranın bitişiğindeki bina var ya, onu da babam yaptırdı. Bakma şimdi içinde kiracı olduğuma. Aşağıda, girişteki kavşak var ya, orada da yerimiz vardı. Orayı satıp kardeşimi İstanbul’a gönderdiydik, okuyacağım demişti. Eşkıya n’olacak, karılara kızlara para yedirmekten bitiremedi okulu, attılar sıpayı. 

Barmen, yıllardır tanıdığı, zamanında aynı öğretmenlerden dayak yediği adamın, sarhoş da olsa, kendi kendine konuşmasına dayanamadı, cevapları bildiği halde sordu :

- Sonra?
- Sonrası… yok bir şey. Babam da ben de esaslı oynarız. Rahmetli yani. Ondan öğrendim ben her türlü oyunu. Şimdilik kiradayız ama yapacağım ben, tekrar alacağım hepsini. Bize kazık attılar oğlum, iyi niyetimizden kaybettik biz! Ortağa güvenip ağırdan aldıysak işi, arkamızdan vurması mı lazımdı oğlum, ha, söylesene birader! Alacağım hepsini geri!

- Tamam abi, alırsın, alırsın.

İçkinin bünyedeki kimyasal tepkimeleri hızlanmış olmalıydı. Babasıyla üzüm bağında çalışıp akşam meyhaneye içmeye, oyuna gidişleri aklına geldi tekrar:

“İlk kazandığım parayla Gülsüm’e bir bileklik almıştım. Cilveli cilveli gülmüştü zilli.
- Evlencen mi kız benimle?
- Evimiz ayrı olursa olur,yoksa unut sen beni.
- Ondan kolay ne var, şimdiden evlerin yarısı benim.

Düğünümüz de pek şatafatlı olmuştu canım. Kimseler bilmezken havai fişekler patlatılmıştı. İçkiler,pastalar, çerezler…

Layık mıydı bize, böyle koskoca bir sülalenin ferdine, ortalıkta kalakalmak? Onca varlık içindeyken! Kumarda kaybetmek varsa kazanmak da olmalı. İş ortaklarına güvenebilmeli insan. Hem ne dürzüydü o. Bıçağı gördüydü ‘Aman abi, yapma abi…’ Mahkeme de var daha.”

Yumruğunu tezgâha vurmaya başladı. Bu kez erken parlamıştı komşu. “Hepsi bizimdi lan, hepsi bizim!”

- Tamam abi, hepsi sizin zaten. Git  istersen artık, yenge kahve yapsın.

- Gidecem tabi, o komşular var ya, o zibidiler! Hepsini attıracam! Bizim lan o apartman!

Hafiften sallanarak yürüyen komşu, daha apartmanın ilk basamaklarında bağırmaya başlamıştı, yine :

- Çıkın lan,oturtmayacağım sizi burada! Çıkın lan,bizim buralar!



* Nezihe Meriç’in bir hikâyesinden,saygıyla.


haziran,2012, versiyon 2

2 yorum:

  1. Çok güzel bir paylaşım, teşekkürler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir şey değil :)Sen en güzel kalemini yanında tut,cumartesi imzalayacaksın kitabını inş. :)

      Sil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)