Jack Nicholson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Jack Nicholson etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

BİR MİLOS FORMAN FİLMİ

Işıltılı ışıltılı bakıp duran, inci gibi dişleri, o köpekbalığı gülüşü ile (nasıl da yakıştırmış bu adı takan) Jack Nicholson bu filmde hakikaten parlıyor, cıvıl cıvıl. (E, tabi serde gençlik var,kaç yaşındaymış bakalım; 1975-1937=38. Eh, pek de genç değilmiş ama burada en çok 30 gösteriyor :) )

Ama sadece o değil, tüm ekip öyle. (Tüm ekip deyince, Amerikalıların, filmin sonunda muhasebecisinden ayakçısına, set fotoğrafçısından kamera asistanlarına herkesin adını uzun uzun yazmalarına hayranım.)

Konu, Amerikan sinema endüstrisinde daha sonraları da çok işlenecek bir tema. Ama ilkler her zaman öndedir, kaldı ki böyle güzel bir bütünlük içinde çekilmişse. Tam da burada hakkını vermem lazım, Musevilerden iyi yönetmenler ve oyuncular çıkıyor. Yönetmen demişken Milos ( bildiğimiz Miloş canım) Forman’a sonra değinmek isterim. Bu filmle de en iyi yönetmen; en iyi film ve en iyi uyarlama dallarında oscar aldığını öğrenmiş oldum.

Film Guguk Kuşu olarak çevrilmiş dilimize. Oysa orjinalini çevirseler sorun olmazdı bence: One Flew Over The Cuckoo’s Nest. Ya da “Biri Daha Yuvadan Uçtu” da diyebilirlerdi. Bilemedim şimdi :) 

Burada Guguk Kuşu Yuvası denmesinin ayrı bir anlamı da varmış: Guguk kuşları yumurtalarını hep başka yuvalara bırakırlarmış, kendi yuvaları olmazmış vs…Galiba bir de (İngilizce dağarcığım o kadarına müsait değil) “cuckoo” deli anlamında da kullanılıyormuş...

Filmdeki Hemşire Ratched rolünü üstlenen Louise Fletcher, bu rolle Amerikan Film Akademisinin en iyi kadın oyuncu ödülünü (nam-ı diğer oscar) almış. Sesini asla yükseltmeyen gizli bir diktatör Hemşire Ratched. Kendi kurduğu düzeni, hastaların iyiliği adı altında, sözde dinleyici ve demokratik davranarak koruyor. J.Nicholson’un karakteri McMurphy’nin dediği gibi :Hileli oynuyor.

L.Fletcher, iri renkli gözleri, yay gibi ve ince kaşları ile soğukkanlılık imajını cuk diye oturttmuş. Tabii yüzünü böyle “donuk” olarak muhafaza etmek bir oyunculuk eseri…Hemşire R.nin, o zavallı Bill’in (Brad Dourif’in karakteri) intihar anında bile “Rutini koruyalım…..” cümlesi karakter hakkında bir fikir verir herhalde. Hislerini ele verdiği tek sahne hastalardan Chestwick’in (Sidney Lassick’in karakteri, ki oldukça başarılı, zaten kendisi bu tip rollerle meşhurmuş, İMDB’ye göre) ona küfrederek cıngar çıkardığı andır ki aşağıda görülmektedir:



Deli ayağına yattığı için hapishanenin çalışma kampından buraya gönderilen McMurphy ise bu uyuşmuş deliler içinde tek hareket, enerji kaynağı olarak göze batıyor.

J.Nicholson, rolünün hakkını vermiş. Dikkatimi çeken oyunculuğunun abartılı olmaması. Yani ruhi problemli bu uyuşuk insanların arasında enerjisi, canlılığı, dikbaşlı serseriliği ile göze batan bir hırçınlıkla oynamamış. Kıvamında olmuş. Zaten ona da bir oscar takdim etmişler bu rolünden dolayı.

Bu “deliler koğuşunun” akılda kalan diğer üyelerinin adlarını da analım:

William Redfield: Harding; filozof delimiz

Danny De Vito: Martini, çocuksu delimiz; 2O sent yerine bir sigaraya oynarlarken Martini’nin sigarayı ikiye bölüp 1o sentle oyuna katılmak istemesi sahnesi de çok hoştu. ( De Vito’nun da ilk filmiymiş galiba, J.Nicholsın’un ailesi ile onun ailesi ortak bir yer işletiyormuşlar ve çocukluk arkadaşı imişler. Bunu da yeni öğrendim.)

Christopher Lloyd: Taber, Harding’le didişen delimiz( Sonlarda bir sahnede klasik Doctor Emmet Brown bakışı var)