Tasavvuf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tasavvuf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Konya'da Kelebek Vadisine Gitmeli Mi?

 Cevabım net: Çocuk avutmayacaksaniz

SUFİ İLE TERAPİST

Yazın okuduğum bu kitabı nasıl anlatsam?

Kitap, "Psikoterapiler ve tasavvuf üzerine bir karşılaştırma denemesi" alt başlığı ile çıkmış. Yazarı Ali Rıza Bayzan. Yayınevi Etkileşim, basım yılı Nisan 2013. 257 sayfa.


Önsözden, yazarın 1993'ten beri bu konu üzerinde çalıştığını öğreniyoruz.

Alt başlığı karşılayan bir çalışma olmuş. Geniş bir kaynakçaya sahip. Kitap, çeşitli psikoterapiler ile tasavvufu, tsavvufun dinamiklerini karşılaştırıyor, ortak noktalarını, bakışlarını ve ayrıldıkları yönlerini  gösteriyor. Ama bunu ikinci bölümde yapıyor. İlk bölümde tasavvufun bir tanımını yapmaya, çerçevesini çizmeye çalışıyor. Ardından günümüz psikolojisindeki gelişmeleri, terapi çeşitleri (psikanaliz, klasik davranışçı, bilişsel, insancı-fenomenolojik, transpersonel) ve bunlar arasındaki farkları anlatıyor. Özetle elbette.  Sonra da bu terapi türleri ile tasavvufu karşılaştırıyor; tasavvufun insan hayatında ve psikolojisindeki düşüncesi, tutumu ile…

Fena bir kitap değil. Çok bilimsel olmadığı gibi kolay okunuyor ve tasavvuf ile psikoterapiler hakkında genel bir bilgiye sahip oluyorsunuz. Altını çizdiğim yer çok, ama alıntı yapacak vaktim yok.



DİNLE NEYDEN




Başında sikkesi ile bir Mevlevi / semazen  dönüyor da dönüyor. Derken, kocaman taş duvarlar arasından giden yola, demir parmaklıklı küçücük pencerelerden bakıyoruz. Kar da yağmakta. Kardan ziyade, yün kumaşların kalınlığına bakıp  üşüyoruz. Derviş dede ile birkaç can ardı sıra yürüyorlar.

  
Mevlevilikle, geleneksel Türk  sanatları ile, Osmanlı, Selçuklu tarihi ile – özellikle savaşlar ve mucitler başta gelecekti- alakalı filmlerin, çizgi filmlerin yapılması gerektiğini ama bunların kesinkez didaktik ve şovenist olMAMAsı gerektiğini ta lisenin son yıllarında düşünür dururdum. Sırf bu fikirlerle dolu olarak radyo-televizyon,senaristlik, animasyon gibi bölümler okumayı hayal ederdim. 

Sahneye dönelim yani filme. Kostümler, mekanlar,oyunculuk...hepsi göz dolduruyordu. Ah bir de daha uzun olsaydı. Daha çok  “acaba böyle yapsak nasıl olur?” filmi gibiydi. İyi olmuştu evet ama bir “kesit” olmuştu. Klasik giriş- gelişme -sonuç olan bir filmden de (yine  özgün bir şekilde) alnının akıyla çıkardı film ekibi bence. Bunda senaristlerin (Ayşe Saşa ve Sadık Y.Uçanlar) tasavvuf konusundaki samimi ve derin araştırmalarının katkısı göz ardı edilemeyecektir elbette.


Filmi TRT2'de  izleyeli epey bir oluyor. Ama yakında da izlemiş olsaydım, huyum kurusun, detaylı bir yazı yazamayacaktım. 

(28 Kasım 2o1o)


*Enis Beyin sorusu üzerine hatırlanıp taslaklardan alınmış ve yayınlanmıştır :)

NEYE SAHİPSEN OSUN SEN?



Bir önceki yazıda anlattığım Prof. Kılıç'ın "Tasavvufa Giriş" adlı kitabında ilgimi çeken yerleri (kitabın tamamı olabilir :p) anlatmaya devam :

Kitaptaki giriş ve önsöz kısmlarında tasavvufun genel olarak - yine sufilerce yapılmış (sofularca değil, çünkü sofuyu başka bir "*mertebe" olarak tarif ediyor sufiler) -tanımı var. Tasavvufun başlangıcından bu yana insanda ne gibi bir arayışa-boşluğa karşılık geldiğinden bahsediliyor ki bu konularda birtakım önermeleri kapsıyor bu bölümlerde yazılanlar. Bu önermeleri yurtdışındaki gelişmelerle de destekliyor Prof. Kılıç. Örneğin ezoterik bilimler kürsülerinin Avrupa ne Amerika'da pekçok üniversitede (Sorbonne da buna dahil) kurulması, astrolojinin (evet yanlış yazmadım astroloji!) kendisini ispatlayarak yine pekçok üniversitede astroloji kürsülerinin kurulması bunlardan bazıları. Enneagram ve orgon terapileri (bkz: yazımın sonu) gibi hayatımda duymadığım kavramlarla beni  tanıştırdı bu kitap.

Yine bir çerçeve çizmek amacıyla postmodern insanın, nasıl değil neden sorusu sorduğundan, bunun cevabının metafizik ekollerle araştırıldığından bahsediyor Kılıç. Bu noktada Aristocu ve kartezyen modern dünyaya yapılan eleştirilerin bir özetini veriyor. Aristo mantığına karşı fuzzy logic, kartezyen anlayışa karşı mistisizmdeki gelişmelerden bahsediliyor ki Bertrand Russel'dan yapılan alıntıyı (aşağıda) alıntıyı okuyunca pozitif bilim anlayışıyla,sadece 5 duyu ile çözümlemeye ve kabul etmeye göre yetiştirildiğimiz bir dönemden nerelere diyorum…

 Birkaç alıntıyla bitirelim:

NEYİ ARIYORSAN OSUN SEN


ARKA ARKAYA İKİ KEZ OKUDUĞUM İLK KİTAP
İşbu yazı bu kitapla olan tanışıklığıma dairdir.


Yıllardır İslam tasavvufunun kıyısında köşesinde gezinirim. Sonunda şubat ayında ehil elden çıkmış bir kitap aldım ama okumaya geçen ay başlayabildim ancak.

Vay be! Diye ünlemek istiyorum müsaadenizle, o kadar farklı bir dünyadan bahsediyor ki…Her ne kadar doğulu olup bu kültür kodları genlerimize işlenmiş halde olsak da şaşırdım,hayret ettim,düşündüm…

AYNI DİLİ KONUŞMAK...


Dil felsefesi üzerine yapılan çalışmalarda gramatik dilin sınırlı ve dar yapısı içinde hakikatin ne kadar ifade edebileceğimiz tartışılmaya başlandı. " Dilimiz düşüncelerimizin sınırlarını belirler" sözü insanı dilin mahkumu yaptı. Sınırsız olan hakikat sınırlı dil içerisine nasıl birebir taşınabilirdi? Bunun üzerine dil-ötesi ifade biçimlerinin de önemi vurgulandı. Beden dili, simgesel dil, sözsüz aktarım, sessizliğin sesi, semiyotik, semantik, yapıbozum vb. dil felsefesi yöntemleri, hep gramatik dilin sınırlarını aşma çabalarıydı. Bu noktada bilhassa hermenötiğin yeniden  önem kazanması teknik anlamda tasavvufu çok yakından ilgilendiren bir husustur. Bir metnin ilk okuma ile elde edilen anlamı o metni tüketmek yani metnin anlamına sın noktasını koymak demek değildir. Bir metnin anlam katmanları vardır; okuyucu bu metnin labirentlerinde ilerlemek suretiyle onların içlerine nüfuz eder. Objektif olan ilk okumanın dışında sübjektif alanlar da vardır ki metnin gizli özelliklerinin bulunduğu alan burasıdır. Kimi uzmanlara göre esas metin budur, yazıda gözüken ise bunun bir yansımasıdır. Modern düşüncenin, özellikle dil felsefesi ve edebiyatın vardığı bu noktalar ile tasavvufun söylemi arasında büyük paralellikler bulunmaktadır.

TASAVVUFA GİRİŞ(İM)

Bilindiği gibi tasavvuf, İslamî toplumlar üzerinde asırlar boyunca biçimlendirici bir rol oynamıştır. (…) Bu yüzden İslam Medeniyeti bir “fıkıh ve metedoloji” medeniyeti olduğu kadar bir "tasavvuf, mânâ ve irfan” medeniyetidir de.

Bu geniş etkisiyle İslam sufizmi bize İslamî tevhid inancı ve anlayışının zihnî, fikrî ve sosyal realitelerin ötesinde, İslamî dünya görüşünün uzandığı metafizik (fizikötesi) sınırları da gösterir.

İslam sufizmi ve dünya görüşü, Batılı politeist (her türlü çoğulcu anlayış) dünya görüşünün aksine her alanda “tevhid” i  (Allah’ın birliği gerçeğini) esas alır. Allah’ın aşkın iradesi,ilim ve kudreti; hem her çeşit bilgi hiyerarşisini (epistemoloji) hem de her tür insanî eylemi kuşatır.(…)

Batılı pek çok araştırmacı İslamî düşüncede mündemiç (içkin) olan bu tevhid anlayışını hakkıyla kavrayamadığı için, İslam tasavvufunun üzerinde birleşilmiş bir resminin olmadığını iddia etmişlerdir. (…) Çünkü normal bir Batılı düşünür, insana,tarihe,toplum ve kültüre çoğulcu bir diyalektik açısından bakar.(…) Fikirler,ekoller, kavga ve farklılıkların diyalektiği içerisinde Batı tarihi tam bir “çatışma tarihidir”.

(…) Evet, farklı ruhî ve irfanî (gnostik) tecrübeler, farklı sufî okulları üretmiştir. Her okul tarih içinde giderek kendi usûl, âdâb,erkân ve merasimlerini de oluşturarark tarikatlar biçiminde de yapılanmıştır. Ama buna rağmen İslam tasavvufu ve irfanı, hiçbir zaman İslamî geleneğin tevhidçi ruhuna ve yapısına zarar vermemiş; daha genel olarak da İslam medeniyetinin tevhidçi yapısının en derunî ve coşkulu tecrübelerinden birisini oluşturmuştur. Batılı bazı araştırmacılar bu gerçeği göz ardı edercesine adeta, İslam sufizmini bir din olan İslam’dan neredeyse ayrı mütalaa etmişlerdir. İslam dünyasındaki selefçi ve modernist yaklaşımların da bu kanaatin oluşumunda katkıları olmuştur şüphesiz. Bu tür yaklaşımlarda İslam sufizmi neredeyse müstakil spiritüalist, yogo,zen ya da meditasyonel tecrübelere indirgenecek kadar İslam medeniyetinin genel tezahüründen tecrid edilebilmiştir.

İslam dininin, kültürünün,medeniyet ve geleneğinin 3 farklı tezahürü ve boyutu üzerinde durmak istiyorum: Zira bir anlamda bu üç İslamî boyut anlaşılmadan, Müslümanların dinlerini nasıl uyguladıkları,imanlarını ve eşyaya ilişkin anlayışlarını nasıl ifade ettiklerini ve Allah’a yakın olma çabalarını nasıl dile getirdikleri (gösterdikleri) de anlaşılmaz.