Taslaklardan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Taslaklardan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çocuğunu Dudaklarından Öpen Anne Babalar

 Saadet öğretmeni o ilk davasından hatırlarım hep, daha doğrusu basın da dahil otoritenin nasıl onu susturmaya çalıştığını net hatırlıyorum. Onun gibilerin varlığı, cesareti bizleri umutlandırıyor.

Aşağıdaki kısa yazı, başlıktaki ebeveynlere gelsin. 

Diyabet, diyet, gofret ve diğer zehirler

 

Flu tv, geçen yıl pandeminin başından beri takip ettiğim bir kanal. Uydurukluk deryasında güneşli bir ada gibi.


https://m.youtube.com/watch?v=5TDx6J5fSO0

Videodan öne çıkanlar:(Çoğunu dört-beş yıldır uyguladığım için mesudum.)

H-E-R-K-E-S


Herkese ulaşamazsın derdi

Herkes seni ve derdini görecek kadar dikkatli bakmaz

Herkes söylediklerini duyacak kadar kulak kabartmaz sana


.
.
.

Buradaydı: KARALAMALAR

GİŞE MEMURU




En son burada hatırlamıştım filmi.
 Geçenlerde tv'de rastlayınca daha izlemediğimi  hatırladım ve izledim :)

Başrol oyuncusunu sevdiğimden dolayı (Ben lisedeyken az Kaçış Planı  yapmamıştım kendisiyle) merak ediyordum, tabii bir de filmin aldığı güzel eleştiriler vardı. Kendisinin de, eninde sonunda  bir ödülle payelendirileceğine emindim; yanılmam yetenekler konusunda :)

O CEMAAT İYİ, BU CEMAAT KÖTÜ...

...Aşağıdaki yazı çok uzun değil, tespitleri ve çözüm önerilerini önemli buluyorum... Alt çizgiler ve koyu vurgular bana aittir...

MEZARDA DA RAHAT YOK*

Bahar gelmiş, ışık olmuş her yer, dükkanlar şıkırdıyor, esnaf tabureyi atmış dışarı, meşrebine göre çay,kahve,sigara, insanlar kemiklerini, kaslarını ısıtan güneşin verdiği hiç de plasebo olmayan kapsüllerle neşeli yürüyüşler yapıyor…

KIŞ UYKUSU

Bingo.

İlk açılıştaki rüzgar sesleri.... Ne kadar özlemişim; başa alıp alıp dinledim...

(Dur bakayım....En son teyzemlerin dağ başındaki bağ evinde, gece karanlığında dinlemiştim galiba, 4 yıl önce...)

Sonra...

Necla biraz bana mı benziyordu yav?

Azıcık galiba. (" İnternette o kadar uyduruk yazar var ki o kadar beğenenleri olan" diyor ya:))

YEŞİLÇAM ÇOCUĞUYUZ, N'İDELİM


Yönetmen: Atıf Yılmaz

Senaryo: Hamdi Değirmencioğlu
Yıl: 1972

Neden her rastladığımda izliyorum bu filmi? Benim gibi ortaya karışık bir film ondan herhalde: Dram da var, klişe de, duygusallık da, komedi de, kuvvetli espriler de, iyi sahneler de, sıradan Türk filmi sahneleri de…Sonra Sadri Alışık kısacık da olsa ne güzel söyler:

"Seni ben unutmak için sevmedim
Gülmen ayrılık demekmiş bilmedim…"*

DİNLE NEYDEN




Başında sikkesi ile bir Mevlevi / semazen  dönüyor da dönüyor. Derken, kocaman taş duvarlar arasından giden yola, demir parmaklıklı küçücük pencerelerden bakıyoruz. Kar da yağmakta. Kardan ziyade, yün kumaşların kalınlığına bakıp  üşüyoruz. Derviş dede ile birkaç can ardı sıra yürüyorlar.

  
Mevlevilikle, geleneksel Türk  sanatları ile, Osmanlı, Selçuklu tarihi ile – özellikle savaşlar ve mucitler başta gelecekti- alakalı filmlerin, çizgi filmlerin yapılması gerektiğini ama bunların kesinkez didaktik ve şovenist olMAMAsı gerektiğini ta lisenin son yıllarında düşünür dururdum. Sırf bu fikirlerle dolu olarak radyo-televizyon,senaristlik, animasyon gibi bölümler okumayı hayal ederdim. 

Sahneye dönelim yani filme. Kostümler, mekanlar,oyunculuk...hepsi göz dolduruyordu. Ah bir de daha uzun olsaydı. Daha çok  “acaba böyle yapsak nasıl olur?” filmi gibiydi. İyi olmuştu evet ama bir “kesit” olmuştu. Klasik giriş- gelişme -sonuç olan bir filmden de (yine  özgün bir şekilde) alnının akıyla çıkardı film ekibi bence. Bunda senaristlerin (Ayşe Saşa ve Sadık Y.Uçanlar) tasavvuf konusundaki samimi ve derin araştırmalarının katkısı göz ardı edilemeyecektir elbette.


Filmi TRT2'de  izleyeli epey bir oluyor. Ama yakında da izlemiş olsaydım, huyum kurusun, detaylı bir yazı yazamayacaktım. 

(28 Kasım 2o1o)


*Enis Beyin sorusu üzerine hatırlanıp taslaklardan alınmış ve yayınlanmıştır :)