Alev Alatlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alev Alatlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
VIVA LA MUERTE- 2
"Bir milyondan fazla yüksekokul öğrencimiz var, eğitimimiz yalan, yüzbinlerce camimiz var, müslüman olduğumuz yalan; milyarlarca liralık matbaalarımız var, gazeteciliğimiz yalan; hükümetimiz var, iktidar olduğu yalan; metrelik cetvellerimiz var , yüz santim olduğu yalan; kilogram kullanırız, bin gramı doğru tartabildiğimiz yalan; dünyanın en eski uluslarındanız, tarihimiz yalan; Nato’nun en büyüğü ordumuz var, ülkemizi savunabileceğimiz yalan, cumhuriyetiz, demokrat olduğumuz yalan; konukseverliğimiz ünlüdür, birbirimizi sevdiğimiz yalan… daha sayayım mı?”
*
Hararetle anlatmak istediğim ama başına geçince nereden başlayacağımı bilemediğim kitaplardan oldu bu. Kaldı ki hacmiyle bile zorlayıcı: 628 sayfa. İlk başladığımda da heyecanlanıp bir yazı çiziktirmişim burada. Kitap bittikten sonra ise anlatılan şeyleri nasıl özetleyebileceğimi bilmiyorum. İnternette de öyle ahım şahım birşeyler bulamadım ki link vereyim. Haliyle darmadağınık ve upuzun bir yazı daha…
*
Labels:
Alev Alatlı,
Biyofiliya,
Gramsci,
Kitap değerlendirme,
Nekrofiliya,
Türkiye,
Viva La Muerte
SÜRÜNDÜRDÜKLERİM
Furuğ Ferruhzad,
Yaralarım Aşktandır : Kasım 2012'den beri sürünüyor. Aykırı olduğu için ünlendiriyorum
kontenjanından bu hatun kişi. Son dönem
şiirleri işe yarar görünüyor ama geçemedim bir türlü başına.
Alev Alatlı, Viva La
Muerte: kayboldu geri geldi, Şubat 2012'den beri bekliyor
Ece Temelkuran,
Düğümlere Üfleyen Kadınlar: yazın okurum belki dedim ama, özellikle mi
yapıldığı belli olmayan üslubu sarmadı hiç, sürünüyor, en kısa sürede sahibine
iade. (Tuğla gibi len, bu sıcakta hem de!)
Atilla Atalay, Ağlama
Dolabı: Ocak 2012'den beri sürünüyor, sondaki hikâyeler için alınmıştı,
baştakiler okunmadı.
VIVA LA MUERTE-1
Alev Alatlı adını duymam 2000li yılların başına denk geliyor. Mezuniyetimden hemen öncesine… İlk etkilendiğim makalesi ise 7 Mayıs 2004’te yayınlanmış, kesip sakladığım Gâvur adlı yazısı. Kupürlerin arasından aradım buldum ve tekrar okudum. Müthiş tespitlerle dolu,bazı konularda kendime acı özeleştiriler yaptığım bir makaleydi.
Yakınlarda, TRT Haber’de haftalık bir programı vardı ama artık TV seyretmediğim için hâlâ yayınlanıyor mu bilmiyorum. 628 sayfalık bu kitabı okumakla iktifa ediyorum. An itibariyle ilk 100 sayfayı bitirdim. Her 100 sayfada bir “Altı Çizili Satırlarım” girdisi yapmayı planlamaktayım ey ahali. Bu hesaba göre daha en az 5 post varJ Ve alıntılar uzun olacağa benzer, vaktiniz yoksa, geniş zamanlarda mutlaka göz atmanızı öneririm.
Şimdilik bir özet geçersem Türkiyeli olan ve öyle kalmak isteyen herkesin,hatta börtü böceğin bile okuması gereken bir “roman”. Bilenler bilir, bu kitap roman adı altında Türkiye’nin panaromasıdır aslında. İsim vermekten kaçınmadan hem de. Ve 1992 gibi, bana göre, çok erken bir dönemde böyle tespitlerin yapılmış olması,Alev Hanımın gözümdeki yerini bayağı büyüttü. Yine daha ilk yüz sayfada bile bahsettiği yazar –düşünür ve kitaplarını merak ettim,araştırdım: Gramsci,Tagger gibi…
Bir de, romanımızın kahramanı Günay Rodoplu’nun aşık olduğu ama ihanetine uğradığı Şiran için yazdığı roman taslaklarının olduğu duygusal bölümler de Alev Hanımın birçok romancıya taş çıkaracak edebi güce sahip olduğu izlenimi uyandırdı daha şimdiden. BakiciizJ)
(Ha,bir de Menemen doğumluymuş Alev Hanım, tıpkı Attila İlhan gibi.)
KUYU
Epeyce bir yıldır, açılışlar ve sanat etkinlikleri gibi, cenazeler de insanların ideolojik birlikteliklerini,birbirlerine teyit, ‘ötekilere’ ilan gibi, fazladan bir işlev üstlenmişlerdi. (s:1)
*
Yüzünde artık o çok iyi tanıdığım ifade vardı. Dünyanın kötüye gittiğini gören ama gidişatı durduramayan insanların hüzünlü ifadesiydi bu. Ama tevekkülün uzlaşması yoktu bu yüzde. Bir yolunu bulsa müdahale etmekten kaçınmayacağını hemen hissettiriyordu. (s:2)
*
Sinema sanatına vurgun tüm akranlarım gibi Protestan cenaze adabını pek iyi bilirdim doğrusu! (s:2)
*
Bana öyle geldi ki,camiyi dolduran o poturlu kalabalık – cumaydı ya, Şişli’de ne kadar hamburgerci, dönerci ya da kapıcı varsa hepsi oradaydı- ‘ne haliniz varsa görün’ deyiverecek olsa, cenazenin ortada kalması işten bile değildi. Biliyor musun,bir an öyle olmasını, cenazenin ortada kalmasını diledim! (s:3)
*
Bana öyle geliyor ki egemen sınıflar ve öz uzman aydınları kendilerine yeni bir din arıyorlar! (s:5)
*
“Sevmez miydin?”
“Şiirini mi? Hayır,dedi. Sıradan bir şairdi. Şiir de sıradanlıkla nasıl uzlaşacaksa! Ama umut vaat eden bir gençti, dokunaklı bir duyarlılığı, hoş tamlamaları vardı. Sonra haramilerin arasına düştü,iliğini kemiğini sömürdüler. Pohpohldılar, ödüller verdiler,barlarda yanlarına oturttular. Babası yaşındaki adamlara ilk isimleriyle hitap eder oldu.”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)