çocukluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocukluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

G. ile kısa bir sohbet

 G. hayattan çok çekmiş halen de çeken kadınlardan biri.  Komşumuz, bir süreliğine de annemin kiracısı oldu. Eşini çok erken kaybetti. Oğlu da birtakim rahatsizliklarla mücadele ediyor çocukluğundan beri.

Birkaç yıldır alzaymır hastası bir kadina bakicilik yapiyor.

90'LARDA GENÇ OLMAK

Kahvaltı sofrasını topluyordum. Çekmecelerden birinde bitki çayı kutusu geçti elime. Bir dönem evde çok içerdik, kuşburnusu, adaçayı, ıhlamuru... Babam hayattaydı ve iyiydi... Ne güzel zamanlardı, zamanlarmış onlar diye söylenirken buldum kendimi. Gözlerim doldu. Şükür, bugünler de güzel ama aklıma sık geliyor eskiler artık...Alacak vereceğim kapanmamış demek ki.Ya da maç yeni başladı...

Aşağıdaki öykü de benzer bir durum sonrasında yazılmıştı aslında. Hece Öykü'nün Ağustos - Eylül (94) sayısında yer aldı. 

90'larda çocukluk ve ilk gençliğini yaşayanları buraya alalım. Özellikle de hemcinslerimi. Gelenekselliğin son demlerinin piyangosunun vurmuş olduğu bizlere geliyor bu öykü:)

Bir yandan da komşuluğun, yardımlaşmanın, derde ortak olmanın henüz devam ettiği, dünyanın kazıklarını yemeye başlamadığımız, anne babalarımızla sıcak bir yuvayı paylaştığımız zamanları anıyor.

(Sondaki fotoğraflar onedio.com'dan. Bak bak hatırla...)

                                                               HAVLU KENARI


                 - Üç zincir çek, üç yap. Şuradan batır.
          Aslında duygularını bastırıp düşünceleriyle, mantığıyla davranan hep ben olmuşumdur. Romantik taraf hiç olamadım. Romantik ve duygusal olmadığımdan değil.
              - Oraya değil, alttakinin tam üzerine! Beş dolguyla tamamla.
            Öyleyim. Ama kendimi bildim bileli bunlar hep geri planda kaldı. Oysa merhametli, saygılı, vicdanlı ve fedakârımdır. Gerçek romantikliğin temel çukuru değil mi bunlar. Ama bir yerde bir şey olmuş olmalı. Mutlaka çocukken.
             -Tamam, iki kirpik yap şimdi. İki dolgu iki kirpik, sırayı tamamla.
          Aslında, yani, bak işte hep böyle kendimi eleştirdim ben, hep suçları kendimde aradım. Başkası asla kusurlu, suçlu, art niyetli olamazdı sanki! Sanki insan kusuru hep kendinde aramalıydı, kusursuz olmalıydı! Sanki hayat kusursuz yaşamalara uygundu! Hıh, birileri bir yasak elma yedi, geleni gideni bin yıllardır kahrını çekiyor hayat diye, daha ötesi mi var?
            - Yasemin, televizyonun sesini açsana. Musti çıktı. Aç aç.
Bu kız beni görmeliiiii bana kazak örmeliiiii.
            - Ne kazağı Mustim, çeyizimizle gelicez sana. Hah ha hay...
            - İki sıra daha yapınca bitir. Makasla kes ipliği. Dişinle koparma.
            Çocukluğumuzu geçelim bir zahmet. O bile kusur aramak olmuyor mu? Kusura bakmasın ama bu kez suçluyu başka yerde arıyorum ve ne tesadüf hemen karşımda buluyorum. Yetti artık.
            -Bak bu pembe olur buna. Desenleri mor ya yakışır pembe. Sultan'da gördüğüm bir örnek vardı, çok güzel. İsteyeyim, verirse ondan yaparız.
            Geçen gün yine burnumdan getirdi. Yine. Hep böyle yapıyor, kusuyor kusuyor, sonra özür dilerim. Oldu canım oldu. Kıyamıyorum yine de. Yine de. Neden kıyamayacakmışım, o bana kıymıyor mu?
            - Floş ip al bence. O dediğim örnek çok yakışır floşla. Pahalı biraz ama değer.
            - Yasemiiiin, çaylar ne oldu?

Güneş yakmıııyor hasretin kaaadar
Sahilde dalgaaa kalbimde sen vaar
Pembeee ve beyaaaz masumca biraaaz
Açılmış bu yaaaz zakkum çiçeeekleriiiiii

            - Aaa oğlanmış ya bu. Radyoda kadın sandım valla. Aaa sese bak ayol.
            -Valla ben de öyle sandım. Kararsız kaldım yani kız mı erkek mi diye. Adını da duymadık ki.
            - Çançan edip durma kız, tabakları getir.
            - Bitti mi, hemen bir ütü bas da dikelim elimizdeyken.
            Başı pınar ayakları göl olsun. Benden bu kadar. Daha yaşayacak kaç günüm kalmış ne bileyim ben. Onu da böyle kemir kemir...
            - Cumartesi pikniğe gidelim mi Hatice hanım?
            - Aaa, o ne bakayım? Nasıl yaptınız ki?
            - Kola şişesini kes üstten. Alttaki tabanı da çıkar, onun üstüne geçir. İpi koyuyorsun tabii önce. Hiç dolaşmıyor böyle olunca.
            - Aaa....
            Ömrümü yakama mı diktim... Bir de benim yerime düşünüp karar vermeye başladı.
            - Daha vergi iadesi dolacak. Yasemin, yarın git kırtasiyeden zarf al kızım.
            - Ne yazıyor altta, gözlerim seçmiyor. Son dakika mı? Şehit mi var yine yavrum? Vah!
            - Yok anne. İstek yapmışlar.
            -Doğru söyle.
            -Çılgın tankçı Medet, kantinci Ali, İzmirli Ozan, gündüz santralcisi Mehmet, Diyarbakırlı Hasan için istiyor. Oldu mu anne, duydun mu?
            - Şehit olmasın da.
            Tamam tanıdığını sanıyor insan karşısındakini ama öyle değil işte. Belki alışkanlıklarım var ama bir sor bakalım isteyerek mi yapıyorum? Yani aslında ne istiyorum... Boşveeeer. İnsanlardan bir şey beklemek mi? Asla. Bunu hiç yapmadım. En güzeli. Umma ki küsmeyesin. Liseden kalmış aklımda. Yine de... küsmedim mi, küstüm. Sevdiğine mi darılır insan sadece? Kimse kimsenin kayığını çekmeeeezzz. İnsan hep yalnız kalacak. Darılmadım onun için. Darılmadım kimseye. İşte bundan duygusuz diyorlar bana galiba. Peh.
            - Gidiyor muyuz pikniğe?
            - Gidelim. Çalı çırpı da toplarız. Yufka yaparız haftaya da.
            - Bakkalın oraya belediye durak koyacakmış.
            - Ay ne iyi olur!
            - Aaa sök, olmamış o. Büzdürmüşsün kumaşı.
            - Geldiğinizden beri mır mır mır, ne kaynatıyorsunuz yahu?
            - Yok bir şey. Dertleşiyoruz azıcık.
        - Bu ikisi de biterse elli tane havlu olacak. Bergüzar vitrine koyarım dedi. Havlu başına bir milyon kalacak. Allah bereket versin.
            - Amin.

Hece Öykü 94. sayı
........................

Telefon kulübeleri..



Atariler..

Dijitaller olmayınca..


Sinek ilacı..


Akşama da kestane..


A Takımı..


7 Numara..

İş Eğitimi/Resim dersinde alçı kalıp..



Bilye.. Misket.. Meşe..
200 Fotoğrafla 90'larda Çocuk Olmayı Hatırlamak

Tavuğun kafasını izlemek..



BU OLAYA BAYILDIM YA : ELİNİ BIRAKMAM





Yine bir öğlen vakti okula gidiyordum. Hava sıcak diye binaların saçaklarına sığınmıştım. Bir kapının önünden geçerken biri elimi tuttu. Döndüm baktım küçük bir kız. Arkama, sağa sola baktım acaba kız bir şey mi isteyecek diye fakat kimsecikler yoktu 

Devamı :elini bırakmam