İsmail Pelit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İsmail Pelit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

{CAMİ} / ( CAMİ )



Bu blogda belki bazen ukalaca ama hevesli ve samimi bir okur olarak yazdım kitap değerlendirmelerimi. O yüzden uzun uzadıya, derinlemesine edebî çözümlemeler, saptamalar, karşılaştırmalar, kritikler filan yapmıyorum. Bu konuda kendimi ehil bulmadığım gibi sabırsız bir karakter oluşum  da yapabileceklerimi sınırlıyor, daha yazmadan sıkılıp bunalıyorum. Yine de bu yazıda sınırlarımı zorlayacağımı beyan ederek uzun bir yazı olduğunu duyumsatayım.


Uzun bir okumayı göze alamayanlar içinse şunu söyleyeyim: Okuması, çoğu okur için kolay olmayacaksa da bu yazımın amacı ve son isteği mutlaka bu kitabın/kalemin okunmasıdır.

İşbu yazı uzun bir sürede tamamlandığı için kitaba zaman zaman geri dönmem gerektiğini belirtmek istiyorum. Hassaten böyle "ağır bir konu içeren" ve dili de düz olmayan bir metne geri dönmem, hatta tekrar okumam için uygun manevi bir dönemde olmayışıma karşın bu yazının daha fazla gecikmemesi gerekiyordu.

Neden bu kadar uzuyor bu giriş, bilmiyorum. Bu metinlerde hem sevdiğim, hem de beni rahatsız eden  şeyler var.Şurada 2011'in en iyi 100 romanı içinde yer almış bu kitapta bunların ne olduklarını belki bu yazıyı yazarak çözebilirim…

BEŞİ BİR YERDE


Sanki buraya kaydetmesem bu kitapları okuduğuma inanmayacağım. Böyle bir alışkanlık oldu işte…

Geçen aylar içinde okuduğum 5 kitabın bendeki akislerini kısaca anlatayım.

Borges, Alçaklığın Evrensel Tarihi, Celal Üster’in çevirisiyle İletişim Yay.,2011 baskısı:

Borges’i çok seviyorum, Alef’ten bu yana. Tüm eserlerini okumayı planladım. Alçaklığın Evrensel Tarihi, daha 30’lu yaşlarının başındayken yazdığı,ilk dönem diyebileceğimiz ve büyülü gerçekçilikle ilgisi olmayan öyküleri. Kimini kitaplarda okuduğu, kimini gazete haberlerinde duyduğu olaylardan  yola çıkarak (Billy The Kid bile var),duru, sade ama “hissiz” ama elbetteki yanlı bir üslupla anlatmış. Okuduğunuzda ne demek istediğimi anlayacaksınız. Yine kitaptaki Vesaire bölümünde, yazarın daha o zamanlardan ilgi duyduğunu gördüğümüz müslüman-doğu hikâyelerinden yaptığı çeviriler var. Diğer Borges kitabı kitaplıkta göz kırpıyor ama tatlıyı sonra yemek gibi onu okumayı erteleyeceğim sanırım.

Truman Capote, Gümüş Damacana,Püren Özgören’in çevirisiyle, Sel Yay., 2010 baskısı:

OKEYE DÖRDÜNCÜ, KİTABA İKİNCİ ARANIYOR

İ.Pelit'in hat kalemiyle imzalı son kitabı, okunmayı bekliyor


Kabbani’den sonra Ve Hipopotamlar Tanklarında Haşlandılar’a başladım. Bir gecede bitirdim bu kısa ama iyi yazılmış romanı. (Sel Yayıncılıktan çıkan bu kitabın adını ikinci kez FTS’de (bkz. Adnan Algın etiketi) görünce almaya karar vermiştim. Beat akımının öncüsü kabul edilen yazarlarının aslında ilk çalışmaları. Ama yaşadıkları bu hikayeyi yayınlamalarına yasak konmuş, bizzat katil tarafından. Dolayısıyla katil ölünce, yazıldıktan on yıllar sonra yayınlanmış. Bu arada bir çok kez gözden geçirilmiş. Tasvirsiz,sadece olayları adım adım, yalın olarak anlatımı çok ilginç. Yine Amerika’nın dönem atmosferini yansıtması açısından belge niteliğinde. Yazarları: Jack Kerouac, W.S. Burroughs)

Sonra dedim, İsmail Pelit’in kitaplarına devam edeyim.Pelit’in Türk İktisat’ı ilişiyor gözüme,kitap yığınımın içinde. Alt başlık “İsrail Bayrağına Yazılmış Şiirler.” Kabbani’nin Gazaba Uğramış Şiirler’inden sonra okumuş olayım diyorum.

Pelit, önsöz yerine’de açıklıyor derdini: …İsrail bayrağının yakılmayıp üzerine şiir yazılabildiği bir dünyayı hayal edebiliyor musunuz? şiir yazmanın en anlamlı tepki biçimi olarak kabul edildiği bir dünya? (s:13)
…zorbaların istediği tepki sanatla ifade edilen tepki değil…(s:13)
…tüm yeryüzü şairlerinin israil bayraklarına kendi şiirlerini yazdıkları günü bekleyeceğim.(s:11)

MUSİKİ BU


Anlam’a, an’a, o anlık an’a irili ufaklı dokunuşlar “Musiki Bu”. Anlam’ı an’larda yakalayan,yaşayan 47 adet metin. 47 adet “bu dünyayı yaşarken duyabileceğiniz şarkının tamamlayıcısı es’ler”...
İsmail Bey'in o çok nazik ve içten mesajını posta kutumda bulduğum an ve okuduğum an da çok güzel notalarıydı o günün. Sonrasında gönderdiği kitapları evirdim,çevirdim ve yolculuğa çıkmadan önce okumaMaya karar verdim: yolculuklar,bir şekilde her zaman, hayatımda bir şeyleri değiştirmiştir çünkü, değişikliğe ihtiyacım olduğunda kendiliğinden ortaya çıkmaları ve beni bunu anlamaya zorlamaları yüzünden severim onları. Böyle bir “prosesin” kendisinden başka güzel olabilecek bir başka güzel şey de bekletilmiş bir kitabı/yazarı tanıma heyecanını o “prosese” eklemek oldu.

İlk sayfalar uçağımızın kalkışını beklerken çevrilmeye başlandı. Sonraki birçok sayfa İstanbul’da, “aktarılmayı” beklerken okundu. Sonra da burada, Adıyaman’da... Daha önce,bir kitabı aynı gün içinde 3 farklı şehirde okumamıştım hiç.
“kırların ötesi olduğunu bilmez mi kişi, bilir elbet, ama bu bilgiye el sürmesini gerektirecek yaşantılarla sıkça karşılaşmaz.”

Girişi böyle olan bir kitabın size, antenlerinizi ve almaçlarınızı çalıştıracak şeyler söyleyeceğini tahmin etmek güç değil.

Güzel bir Türkçe ile yazılmış, bazen iki, bazen bir sayfa,bazen bir paragraf süren bu metinlerde, yazarımızın elini sürdüğü,dokunduğu anları,anlamları ben de görmeye-duymaya çalıştım: önce kendimi yokladım,sonra yazıcı yazarken ne gördü-neye dokunduydu acaba diye onu yoklamaya çalıştım açıkçası.