Bu blogda belki bazen
ukalaca ama hevesli ve samimi bir okur olarak yazdım kitap değerlendirmelerimi. O yüzden uzun uzadıya, derinlemesine edebî çözümlemeler, saptamalar,
karşılaştırmalar, kritikler filan yapmıyorum. Bu konuda kendimi ehil bulmadığım
gibi sabırsız bir karakter oluşum da
yapabileceklerimi sınırlıyor, daha yazmadan sıkılıp bunalıyorum. Yine de bu
yazıda sınırlarımı zorlayacağımı beyan ederek uzun bir yazı olduğunu
duyumsatayım.
Uzun bir okumayı göze
alamayanlar içinse şunu söyleyeyim: Okuması, çoğu okur için kolay olmayacaksa
da bu yazımın amacı ve son isteği mutlaka bu kitabın/kalemin okunmasıdır.
İşbu yazı uzun bir sürede tamamlandığı
için kitaba zaman zaman geri dönmem gerektiğini belirtmek istiyorum. Hassaten
böyle "ağır bir konu içeren" ve dili de düz olmayan bir metne geri
dönmem, hatta tekrar okumam için uygun manevi bir dönemde olmayışıma karşın bu
yazının daha fazla gecikmemesi gerekiyordu.
Neden bu kadar uzuyor bu
giriş, bilmiyorum. Bu metinlerde hem sevdiğim, hem de beni rahatsız eden şeyler var.Şurada 2011'in en iyi 100 romanı içinde yer almış bu kitapta bunların ne olduklarını belki bu yazıyı
yazarak çözebilirim…