16 Ağustos 2012

BEŞİ BİR YERDE


Sanki buraya kaydetmesem bu kitapları okuduğuma inanmayacağım. Böyle bir alışkanlık oldu işte…

Geçen aylar içinde okuduğum 5 kitabın bendeki akislerini kısaca anlatayım.

Borges, Alçaklığın Evrensel Tarihi, Celal Üster’in çevirisiyle İletişim Yay.,2011 baskısı:

Borges’i çok seviyorum, Alef’ten bu yana. Tüm eserlerini okumayı planladım. Alçaklığın Evrensel Tarihi, daha 30’lu yaşlarının başındayken yazdığı,ilk dönem diyebileceğimiz ve büyülü gerçekçilikle ilgisi olmayan öyküleri. Kimini kitaplarda okuduğu, kimini gazete haberlerinde duyduğu olaylardan  yola çıkarak (Billy The Kid bile var),duru, sade ama “hissiz” ama elbetteki yanlı bir üslupla anlatmış. Okuduğunuzda ne demek istediğimi anlayacaksınız. Yine kitaptaki Vesaire bölümünde, yazarın daha o zamanlardan ilgi duyduğunu gördüğümüz müslüman-doğu hikâyelerinden yaptığı çeviriler var. Diğer Borges kitabı kitaplıkta göz kırpıyor ama tatlıyı sonra yemek gibi onu okumayı erteleyeceğim sanırım.

Truman Capote, Gümüş Damacana,Püren Özgören’in çevirisiyle, Sel Yay., 2010 baskısı:


Bu yılki Tüyap fuarında alelacele aldıklarım arasındaydı. Tiffany’de Kahvaltı’yı alacakken tüm öyküleri başlığı beni kandırdı. Eve döndüğümde kitabın beni memnun etmeyeceği hissi vardı içimde. Bu his ilk başlarda doğrulandı.Ancak hikâyelerdeki atmosfere girince sevdim öyküleri. Kitabın başında genişçe bir giriş-önsöz bölümü var. Capote’un yaşamından detaylarla birlikte  çoğu yirmili yaşlarında yazdığı ve çocukluk anılarından beslenen (hikâyelerin tarihleri 1943’ten başlayıp 1982’ye kadar gidiyor) bu hikâyelerin öykündüğü yazarlardan da bahsediliyor. Ünle beraber cinsel tercihinin getirdiği sorunlarla baş edememiş, kötü bir şekilde ölmüş bir yazar Capote da. Burada Capote ve bir romanı hakkında güzel ve geniş bir yazı da var.

Sonuç derseniz, öyküler klasik tarzda ama klasiğin getirdiği pürüzsüzlükte,kolay okunan, şezlong kitabı tabir edebileceğimiz ama kesinlikle edebi yönü kuvvetli hikâyeler. Zaten bir kısmının tv ve sinemaya uyarlandığını yine baştaki önsözden öğreniyoruz. Çeviride ufak tefek pürüzler varsa da genelde güzel bir çeviri.

Tahsin Yücel, Komşular, Can Yay.,2000 baskısı:

5 uzun öykü var bu kitapta. Oklap Kütüphanesindeki yazılardan sonra Tahsin Yücel okumaya karar vermiştim ve ikinci el kitapçımda bir tek bu vardı. Maalesef güzel bir tat alamadım. Yalın,öztürkçe bir dil, elbetteki güzel bir Türkçe. Birazcık Bilge Karasu tadı… Ama bu hikâyelerden sadece kitaba adını veren ve arka kapakta da Fethi Naci’nin övdüğü Komşular biraz tatlandırdı dimağımı. Bir de belki Mektuplar öyküsü. Okumasam da olurmuş bu kitabı.

Umberto Eco, Yorum ve Aşırı Yorum, Kemal Atakay’ın çevirisiyle, Can Yay., 2011 baskısı :

Birkaç alıntıdan merak edip aldığım ve aldığıma pişman olduğum bir deneme kitabı. Pişmanım çünkü, akademik bir dille yapılmış bir seminerin bildirilerinin çevirisi. İkinci pişmanlık sebebim, konuya genelde İngiliz dili ve edebiyatı örnekleriyle girişilmiş, o örnekler beni aşar. Uzatmadan söyleyeyim akademik yönü ağır basan ve aslında düşününce Eco’nun belki de egosunu tatmin için ortaya attığı bir fikrin tartışılmasından(özelde de gizil metinler konusunda) ibaret. Yani metnin niyeti mi, yazarın mı…bana ne ya, ben yorumumu yaparım, marjinal bir yorum zaten tartışılır,icabında yazar devreye girerJ Bu sıcaklarda böyle bir metni okuyup bitiremem, kusura bakma Eco, kışın görüşürüz.(Bize ne  demekte haklısınız ama yazmadan edemediğim notumsu:Eco’dan Foccault Sarkacı’nı te üniversitede çiroz bir genç kız iken arkadaştan zorla alıp okumuş ve çarpılmıştım –yamulmak anlamında-Yoksa özel bir Eco hayranlığım yoktu. Bir de Anlatı Ormanlarında 6 Gezi var, bakıciiz.)


İsmail Pelit, Cami,Geyikli Gece Yay., 2010 baskısı:

Nihayet ramazan başında okuyup bitirebildiğim kitabı Pelit’in. Aslında ilk yazdığı ama çok sonra yayınlanan eseri imiş bu… Upuzun bir de irdeleme yazısı yazdım. Ama burada yayınlar mıyım bilemiyorum. Sonuç derseniz, es geçmeyin,okuyun.

Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öper, akranlarımın ellerini sıkar, en samimi kucaklamalarımı gönderirim. Sarıkız’a  da selam. Doktor yakında taburcu olursun dedi. Seni de seviyorum, üç noktanın yerine.

Bak bak,n’olur ölümü gör burayı da oku: Sıradakiler(her an değişebilirse de):

M. Duras; Cebelitarık Denizcisi
Ingmar Bergman; Yedinci Mühür
Walter Benjamin; Tek Yön


7 yorum:

  1. Eco hımmm. Çıtır çıtır yerim ben Eco'yu, Eco kim?:))
    Efendim, "genç bir romancının itirafları" kitabında (ki aslında, o da seminer notlarından derlenmiş ama daha hafif anlatımla başlayıp, son bölümde darbeyi indiriyor.) okur denen ceberrud ile başa çıkmanın imkanı olmadığını örnekleri ile anlatıyor. O örneklere epey güldüm okurken. Uçuk kaçık, hafif bir tanımlama olarak kalır onlar için.:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet, burada da o uç örneklerden vermiş.

      Sil
  2. benim öyküler dizüstünün tam tersinde duruyor.
    taban tabana zıt.
    blogumda yorumunda açıklıcam.
    :)

    YanıtlaSil
  3. gece ve lena öykülerini oku istersen.
    ikisi de çok ağır yoğun iki sanatçı.
    bir de sahildeki kuşlar ve renkler ve melekleri okuyabilirsin.
    :)

    YanıtlaSil
  4. huzur sokağı bütünüyle hem de ağır derecede didaktik bir roman. olay ve kişiler kitabın bir din dersi kitabı olmasında rol oynuyor sadece. :) ilginç bir okuma deneyimi. sabredebilirsen oku. :)

    YanıtlaSil
  5. Hayırlı bayramlar canım,selamlar :)
    Çamuru da öptüm :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bilmukabele,fıstık'ı da biz mıncıklıyoruz buradan:))

      Sil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)