Yaşadığımız dönem (hele de otuz beş yaşın üzerindeyseniz size daha çok net gelecektir) olağan dışı bir dönem. İçinde debelendiğimiz havuzu ya da çamuru anlamlandırmazsak dingin bir yaşam ihtimali elimizden kayıp gider, gidiyor.
Yaşadığımız dönem (hele de otuz beş yaşın üzerindeyseniz size daha çok net gelecektir) olağan dışı bir dönem. İçinde debelendiğimiz havuzu ya da çamuru anlamlandırmazsak dingin bir yaşam ihtimali elimizden kayıp gider, gidiyor.
Zaten farkındaydım bu gerçeğin, ama böyle şak diye yüzüme vurması beni sandığımdan çok etkiledi. Hazırlıksız yaklandığımdan belki de. Ertesi gün bile, kuzenim, hâlâ etkisinde misin abla, çok durgunsun diye sordu...
Konuşanlar diye bir talk show varmış. Yeni öğrendim, youtube'daki kısa videolarını izledim.
Bel altı, küfürlü filan olmasıyla eleştirilse de (ben de öyle eleştiriyorum) sunucusu kendine has ve başarılı bir iş çıkartıyor. Oradaki insan profili de giderek ilgimi çekmeye başladı:)
İnstagram'da, yine, biri (hesabın adını vermiyorum) öldükten sonra ünlenen yazarlar postu hazırlamış. Kafka, Wilde, Bolano,Plath, O'toole (Alıklar Birliği yazarı) ve Poe demiş.
" O yıllarda çocukluğunu, ilk gençliğini geçirenler olarak
bizler de, filmdeki sorulardan önemli
olanına göre yetiştirilmiştik: İnsan sadece yaptıklarından değil,
söylediklerinden de sorumlu mudur?"
Terry Gilliam bana göre biraz manyak kafadır.
Kitabı bitirdim.(350 sayfa.) Bitirir bitirmez de filmi izledim.
Hemen fikrimi söyleyeyim, kitap iyi, film değil. (Romana göre mi sinema tekniğine göre mi kötü? En sona sakladım cevabımı.)