Yayınlanan yazı ve öykülerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yayınlanan yazı ve öykülerim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

BEN ÖYLE DEMEK İSTEMEDİM

 

Yaşadığımız dönem (hele de otuz beş yaşın üzerindeyseniz size daha çok net gelecektir) olağan dışı bir dönem. İçinde debelendiğimiz havuzu ya da çamuru anlamlandırmazsak dingin bir yaşam ihtimali elimizden kayıp gider, gidiyor.

HECE NİSAN 2018'DE DE

Eco'nun Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti'siyle ilgili yazımın ikinci kısmı da bu sayıda.

Hece Öykü'nün Nisan sayısında ise bir öyküm var.

HECE MART 2018

Umberto Eco'nun Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti adlı kitabından yaptığım kısa bir derleme-inceleme yazım Hece Dergisinin Mart sayısında yer aldı.


Bir önceki yazım Haldun Taner'in Ayışığında Çalışkur hikaye kitabı hakkında ve yine Hece'de, Nisan 2017 sayısında yer almıştı.

Bir Öyküyle Yazarlık Atölyesi



Hece dergisi için hazırladığım küçük edebiyat notları Çeşitkenar adlı kısımda.  Nisan 2017 sayısında Haldun Taner'in bir öyküsünden bahsettim.

Hece Öykü 71. Sayı...

İçinde benim de bir öykümün bulunduğu bu sayıyı  ancak inceleme fırsatı buldum. ( Bu arada dergiyi alıp öykümü okuma inceliğini gösteren ve fikirlerini belirten Kitaplık blogu sahibi Eren blogdaşıma çok çok teşekkür ediyorum.)

Sayının dosya konusu "Öykü Ne Değildir?" olmuş. Bu şekilde sormak iyi olmuş. Cevaplardan ise Mihriban İnan Karatepe'ninkini kendime yakın buldum. Öyküye yeni hevesli olanların bu (ve bunun gibi ) dosyayı okumalarında fayda var.

SİHİRBAZIN KIZI*

                                                                            


                Sihirbaz, Damm köyünden ölmüş Vensan'ı sahnedeki aynada kanlı canlı gösterince, hikâyesi kulaktan kulağa fısıldanır oldu. Cadıların yakıldığı tarihler henüz gerilerde kaldığından adı kötüye çıkmıyordu elbet. Yine de kimine göre yüce ruh, kimine göre cinli deha idi.

ORKA*


                                                    
            Büyük tanktaki balinanın doğduğu yıl ben de doğmuşum: İkimiz de 45 yaşındayız. Benim annem öldü, onunkisi yaşıyor olmalı. Ben beş yıldır olgunluk çağımı yaşıyorum, o da yarılamış ömrünü. Aynı uzunlukta zamanı geçirmişiz bu yerküre üzerinde. Ben mutlu değilim, sanırım onun bir şikâyeti yok. Yani şimdilik. O korkunç yaraları iyileşince okyanusta ailesi ve diğer akrabalarıyla birlikte olmayı çok isteyecek. Belki bakıcısına bu yüzden saldırmıştır. Bakıcısı televizyonda bir belgesel izlerken kızkardeşinin şarkısını duymuştur ve dellenmiştir. Olamaz mı, hayatta neler oluyor.

YATAK ODASI GÜNLÜĞÜ

                                                       
Şekerli vanilin, 15'li, 2 lira.
Çikilopçuk, 160 gram, 1 lira.
Elma çayı, 3 lira 25 kuruş.
Meyveli soda, 6'lı, 3 lira 99 kuruş.
100 gram Türk kahvesi, 2 lira 99 kuruş.

ALİ İHSAN JOHN WRİTE'A KARŞI*

                                              
Suzan, bu işte bir kabahati olduğunu hiç düşünmedi (Çünkü yoktu). Ali İhsan da öyle. Her salı ve cuma fizik tedaviye giden Rahime de. John Write zaten sadece bilgi dağarcığında olduğu için bu meselede kıyas unsuru. O yüzden onu şimdiden işe karıştırmayalım.

UMUR*

                                                                              

Bu evin hayâlini dört yıldır kuruyordum. Geniş (190 metrekare) ve bahçeli (50 metrekare, arka bahçeyle toplamda). Üstelik sağlam, bakımlı.

Beş parasız, işsiz güçsüz, hatta serseri olduğum halde böyle bir evi nasıl olup da alabildiğime herkes şaşırıyor. Bazen ben bile inanamıyorum buna.

İşten atılmıştım ve ev sahibime iki aylık kira borcum vardı. Biraz birikmiş param vardı ama kirayı verirsem aç kalırdım ve işin kötüsü hemen bir işe girip çalışmak istemiyordum. Ev sahibi, üçüncü ayın ortasında beni evden attı. Kadın sonuna kadar haklıydı. Ama çilingir çağırıp evime girmesi ve eşyalarımı apartman girişine indirtmesi gerekmiyordu. Aylaklık ettiğim o günün sonunda apartmana girmeden, daha kapının camından eşyalarımı görünce neye uğradığımı şaşırdım. Kapıcının ziline basıp neler olduğunu sordum. Oldum olası beni küçümseyen kapıcı daha da büzülmüş dudaklarıyla konuştu. Olanları öğrenince kanım beynime sıçradı. Hemen bir sokak aşağıdaki ev sahibine gittim. Zili çaldım. Ayak seslerini duydum ama beni mercekten görmüş olmalı ki kapıyı açmadı.

İKİNDİ SÜVARİSİ *


Küçük adımlarla odasına gitti. Koşarsa onlara pay vermiş olacaktı, onların sözlerinden incindiğini, kaçmak istediğini sanırlar da kendilerini bir şey zannederlerdi.

Üstünün başının haline bakmadan yatağına uzandı yüzükoyun. Sağına döndü sonra. Sağ kolunu başının altına aldı, abisinin yatağına dikti gözlerini. Kolunu ve vücudunu oynatmadan başını yukarıya, odanın tek ve küçük penceresine çevirdi. Dantel perde sağa doğru sıyrılmıştı. İkindi ışığını neden bu kadar sevdiğini düşündü bir kez daha. Bu sevgi miydi hem? Dizlerinde kabuk bağlayan yaralar gibi bir şey vardı onda. Tam iyileşip o yaraları unutmuşken, kabuklara elinin değmesi ile tatlı tatlı kaşıyıp kanatmaktan aldığı tuhaf lezzet. Sonrasında pişman oluşu. Devamı

*Deliler Teknesi Dergisinin Temmuz- Ağustos 2012 sayısında yayınlanmıştır.