Bu
evin hayâlini dört yıldır kuruyordum. Geniş (190 metrekare) ve bahçeli (50
metrekare, arka bahçeyle toplamda). Üstelik sağlam, bakımlı.
Beş
parasız, işsiz güçsüz, hatta serseri olduğum halde böyle bir evi nasıl olup da
alabildiğime herkes şaşırıyor. Bazen ben bile inanamıyorum buna.
İşten
atılmıştım ve ev sahibime iki aylık kira borcum vardı. Biraz birikmiş param
vardı ama kirayı verirsem aç kalırdım ve işin kötüsü hemen bir işe girip
çalışmak istemiyordum. Ev sahibi, üçüncü ayın ortasında beni evden attı. Kadın
sonuna kadar haklıydı. Ama çilingir çağırıp evime girmesi ve eşyalarımı
apartman girişine indirtmesi gerekmiyordu. Aylaklık ettiğim o günün sonunda
apartmana girmeden, daha kapının camından eşyalarımı görünce neye uğradığımı
şaşırdım. Kapıcının ziline basıp neler olduğunu sordum. Oldum olası beni
küçümseyen kapıcı daha da büzülmüş dudaklarıyla konuştu. Olanları öğrenince
kanım beynime sıçradı. Hemen bir sokak aşağıdaki ev sahibine gittim. Zili
çaldım. Ayak seslerini duydum ama beni mercekten görmüş olmalı ki kapıyı
açmadı.
