Rilke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Rilke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Aşk, sevgi, cinsellik üzerine filozoflardan inciler

Sponville: " Kollarımla sardığım, az sonra haz alacak ya da ölecek bu kadın/erkeğin ne hissettiğini nasıl bilirim?" Bilinemez. Seks ya da ölümle doğru dürüst iletişim kurulamaz. 

Masum cinsellik yoktur.
Haz almayı arzulamak ile ötekini arzulamak aynı şey değildir.

Şopenaur: Arzu edip kavuştun. Mutluluk bitti. Mutsuz da değilsin. Bu durumun can sıkıntısıdır.

(Burada, Platon ve Şopenaur'ın anlamamıza yardım ettiği, çiftin ilişkisinin güçlüğüdür.)  


Niçe: Bir sürü kısa çılgınlık, işte aşk dediğimiz bu ve bu kısa çılgınlıklara evlilik , uzun bir saçmalıkla noktayı koyar.

ALTI TANE ADI OLAN ADAM - 2

Roger Catherineou via by SNİBE
Hayır, Neruda değil.  Rene Karl Wilhelm Johann Joseph Maria Rilke. Aşık olduğu kadının önerisiyle Rene'yi bırakıp Rainer'i ön ad olarak kullanan Rilke... Ama bak takıntı olacak durduk yerde, ille de Duino Ağıtları, Duino Ağıtları! Oldu mu YKY, Duino Ağıtlarını basmışsın ama elinde yok, kös kös durmaktansa bununla yetinmek zorundayım bir süre daha. (Bak zaten Çamur bileğime konmuş, klavyenin tuşlarına basarken ben, o da kuyruğunu titretip duruyor, bırak bu işleri der gibi bakıyor bir bana, bir ekrana. Zaten canım çıkmış bütün gün,abuk sabuk insanları ve sistemi bir günlüğüne yakından görmek bile yetmiş ben münzeviye, Rilke bile merhem olamaz,tamam len Çamur,bırakıyorum bu işleri de!)


ŞARA SAYIN’IN ÖNSÖZÜNDEN:

“…Dua Saatleri Kitabı adıyla Türkçe’ye çevrilen bu şiir kitabını Rilke, hayatında dönüm noktası olarak nitelenen Rusya seyahatinden hemen sonra, 1898’de yirmi üç yaşındayken yazmaya başlar, kitap 1905’ de yayınlanır. Rilke Rusya’nın uçsuz bucaksız doğasının ve sade insanlarının kendisini değiştirdiğini, orada varlığın onu özgürlüğe kavuşturan başka boyutlarını yakaladığını söyler.
Stundenbuch, Almanca’da, ortaçağda oldukça yaygın olan dua kitaplarına verilen addır. Ünlü ressamların resimleriyle süslenen bu kitaplar giderek soylu kişilerin huzura kavuşmak için sık sık  başvurdukları kitaplara dönüşür. Rilke’nin elimizdeki bu şiir kitabı da bir tür dua kitabıdır. Lirik Ben'in, bir rahibin, Tanrı arayışını, dualarını, sorularını, çelişkilerini anlatır.(…) Ancak Rilke’nin aradığı Tanrı, Hıristiyanların tanrısı değildir. Gerçekleştirilmesi gereken ortak bir etik anlayışı sunmadığı gibi, yaşamdan sonra bir hayat da vaat etmez. Rilke’nin Tanrısı Nietzche  ve romantizm geleneğinin, Rilke’yle çağdaş Kafka, Freud, Musil, Gustav Mahler ve daha pek çok ismin de yapıtllarına yansıttıkları bir değişimin, Avrupa kültüründeki çöküş olgusunun dışında düşünülemez.
Genç Rilke Tanrı’nın böylesine uzakta,gerçekliğin ötesinde, erişilmez bir yerde olduşundan yakınır; onu gerçeklikte, nesnelerde ve kendi içinde, öznede arar…”


ÇEVİRMENİN GİRİŞİNDEN:

“ Rilke’nin şiirlerinin tümünü göz önüne alacak olursak Dua Saatleri Kitabı hiç kuşkusuz en lirik olanıdır, çünkü şair henüz yirmili yaşlarındadır, coşku doludur. (…) Hep şairin vasiyeti diye adlandırılan Duino Ağıtları ise son derece sancılı bir yaratış sürecine sahiptir. 1912 yılında yazılmaya başlayana ağıtlar 1922 yılında tamamlanır.
(…)
Her türlü sahiplenme duygusundan uzak durmuş, hiçbir zaman bir ülkeye, bir kişiye, bir eve, bir eşyaya bağlanmamış, kendisine ait değil bir evi, bir masası, bir sandalyesi bile olmamıştır.
 ...........

Kitabın adı: Dua Saatleri Kitabı (Das Stundenbuch)
Yazarı: Rainer Maria Rilke (1875- 1927)
Çevirmen: Prof. Yüksel Özoğuz
Yayınevi: YKY (Kazım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi)
Basım yılı: 2008

                     
                               Bir de şu şiir :

KAYGILANMAMALISIN, Tanrı’m. Benim derler:
Sabırla duran tüm nesnelere.
Dalları okşayan rüzgârlara benzerler
Ve derler: Benim ağacım.

Fark etmezler,tuttukları her şeyin kor haline geldiğini-

ALTI TANE ADI OLAN ADAM

Henri Cartier-Bresson; via by supruntu.tumblr.com



                                            KAYIP giderken o an, dokununca bana
                                            Parlak, madeni bir vuruşla:
                                            Titrer duyularım. Duyumsarım.: Muktedirim.-
                                            tüm boyutlarıyla günü yakalamaya.

                                           Tamamlanamaz hiçbir şey,ben bakmadan,
                                           durur tüm oluşumlar kıpırdamadan.
                                           Olgundur artık bakışlarım ve bir gelin gibi
                                           yaklaşır herkese arzu ettiği her nesne.



Tanrı’nın, bu çok eski kulenin etrafında,
dönüp duruyorum binlerce yıldan bu yana;
Ama bilmiyorum henüz, bir şahin miyim, bir fırtına mı
ya da büyük bir şarkı.






Canımız istediği gibi resmedemeyiz seni,
İçinden sabah çıkacak olan alacakaranlık
Eski boya çanaklarından çekip aldık
Aynı fırça darbelerini ve ışık huzmelerini,
Ermişler onlara sarıp saklar seni.

Resimlerden duvarlar koyuyoruz senin önüne;
Öylesine ki binlerce duvar durur çevrende.
Saklar seni çünkü ellerimiz,
Kalbimiz çoğunlukla açıkça görse de.

Photo: Eduard Boubat via by SNİBE


Yalnızca bir kez olsaydı  tam sessizlik.
Sussaydı tesadüfî olanla ortalama olan
Ve komşudan gelen gülüşmeler
Ve gürültüsü beynimdeki düşüncelerin
Beni açık ve uyanık olmaktan alıkoyan.


Bu dünyada yalnızım ama yeterince yalnız değil,
Kutsamak için her anı.
Bu dünyada azıcığım ama yeterince az değil,
Durmak için önünde senin bir nesne gibi,
Karanlık ve akıllı.
İstiyorum iradem olsun ve irademle yürümek
Eyleme giden yolda.
Ve sessiz,sakin,sanki çekingen zamanlarda,
Birşeyler yaklaşırken,
İstiyorum bilenler arasında olmak
Ya da yalnız kalmak.









İstemem hiçbir yerde bükülmüş kalmak
Çünkü yalan dolana benzer bükülüp kıvrılmak.

….




George Seferis; via by SNİBE


İki nota arasındaki suskunluğum ben,
Birbiri ile geçindiği söylenemeyen:
Çünkü ölümün notasıdır hep yükselmek isteyen-

Ama barışırlar karanlık arada
Titreyerek ikisi de.
Şarkı güzel kalsın diye.


MALTE LAURIDS BRIGGE'NİN NOTLARI

Kitabın adı: Malte Laurids Brigge’nin Notları
Yazarı :Rainer Maria Rilke (1875-1926)
Yayınevi: Bordo –Siyah
Basım yılı: 2006
Çeviren: Genç Osman Yavaş

Aslında Rilke’nin Duino Ağıtları vardı okuma listemde. Ama sahafçıkta bu kitaba rastlayınca almamazlık edemedim. İyi ki de almışım.

Çok çok sevdim Rilke’nin üslubunu ama nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Biraz dağınık olacak sanırım bu yazı :)

- 2 - (RİLKE)

Şimdi artık kimselerin kalmadığı evim aklıma geldiğinde, eskiden durum farklı olmuş olmalı diye düşünüyorum. Eskiden insan biliyordu (ya da tahmin ediyordu) ölümü bir meyvenin çekirdeği barındırdığı gibi içinde taşıdığını. Çocukların içinde küçük, yetişkinlerin içinde de büyük bir ölüm vardı. Kadınlar ölümü kucaklarında, erkeklerse göğüslerinde taşırlardı. Buna sahiptiler ve bu da garip bir ağırbaşlılık ve az biraz gurur vericiydi.

                                                   ***

Burada oturuyorum ve bir hiçim. Ama yine de bu hiç düşünmeye başlıyor.


yamabato.tumblr

                                                   ***
Oturuyor ve bir şairi okuyorum. Salonda bir sürü kişi var ama farkına varılmıyor. Kitapların içindeler…Ah, kitap okuyan insanlar arasında olmak ne kadar güzel. İnsanlar neden hep böyle değiller ki? Birinin yanına gidebilirsin ve hafifçe dokunabilirsin: farkına varmayacaktır. Bu arada yanında oturan birine kalkarken biraz çarpacak olursan özür dilersin, o zaman sesin geldiği yana bakar, başını kaldırır ama seni görmez ve saçları uyuyan bir insanın saçları gibidir……

…ve ardından bu kitapların arasına giriyorum,sanki ölmüşüm gibi elinizden alınıyorum ve oturup bir şairi okuyorum.
                                                     ***

Bazen de Seine Caddesi civarındaki küçük dükkanların önünden geçiyorum. Vitrinleri tıka basa dolu antikacılar ya da küçük sahaflar ya da gravür satıcıları. Onların dükkanlarına hiç giren olmaz, hiç iş yapmazlar besbelli. İçeriye bakıldığında onları otururken görürsünüz,oturuyor ve okuyorlardır, kaygısız; yarınla ilgili kaygı duymuyor, satış yapmayı dert etmiyorlar, önlerinde oturan neşesi yerinde bir köpekleri ya da kitapların sırtlarındaki isimleri siliyormuşçasına kitap raflarına sürünerek yürüyen ve böyle yaparak sessizliği daha da büyüten bir kedileri vardır.

Ah, şunlar yeterli olsaydı ya: kimi zaman kendime böyle bir vitrin almayı ve yirmi yıl bir köpekle birlikte bu vitrinin gerisinde oturmayı istediğim olmuştur.

                                                           ***

Yüzleri panayır barakalarından dökülen ışıkla doluydu ve kahkahalar açık yaralardan akan irin gibi ağızlardan taşıyordu.

Picasso- tete de femme

                                                     ***

Çocukluğum için dua ettim ve işte geri geldi çocukluğum, hâlâ o zamanlardaki kadar ağır olduğunu ve yaşlanmamın bir işe yaramadığını anladım.





                                                     ***

Kimseden, küçümseyerek bile olsa, senden söz etmesi için ricada bulunma. Ve zaman geçer de isminin insanlar arasına yayıldığını görürsen, bunu onların ağızlarında bulduğun diğer şeylerden daha ciddiye alma. Adın kötüye çıktı diye düşün ve hemen bırak bu ismi. Başka bir isim al,Tanrı’nın gece vakti seslenebilmesi için herhangi bir isim. Ve onu herkesten sakla.

                                                     ***

Bazı giysilerin insanları

-1- (RİLKE)

Görmeyi öğreniyorum. Nereden kaynaklandığını bilmiyorum,her şey çok daha derinime işliyor, her zaman son bulduğu yerde durup kalmıyor. Varlığını bilmediğim bir iç dünyam varmış. Şimdi her şey oraya gidiyor. Orada neler olup bittiğini bilmiyorum.

……….
a motohiko odoni's work

Bilmem söylemiş miydim? Görmeyi öğreniyorum. Evet, buna başladım. Henüz iyi gitmiyor. Ama zamanımı değerlendirmeye niyetliyim.

Mesela daha önce böylesine çeşitli yüzler olduğunun farkına varmamışım. Bir sürü insan var, fakat yüzler daha fazla, çünkü her biri birkaç tane yüz kullanıyor. İnsanlar var ki, bir yüzü yıllarca taşıyorlar,elbette eskiyor, kirleniyor,kıvrım yerleri aşınıyor,yolculukta giyilen eldivenler gibi bollaşıyor. Bunlar tutumlu,basit insanlardır;yüzlerini değiştirmez, hatta temizlemeye bile vermezler. Yeterli olduğunu savunurlar. Zaten aksini kim kanıtlayabilir ki? Şimdi elbette birçok yüze sahip olduklarına göre diğerleriyle ne yaptıklarını sormak gerekiyor. Çocukları kullansın diye saklıyorlar onları. Ama zaman zaman köpeklerinin de bu yüzleri takınıp sokağa çıktıkları oluyor. Neden olmasın ki? Yüz yüzdür.

Başkaları yüzlerini ürkütücü bir hızla takarlar birbiri ardına ve eskitirler. İlkin sonsuza dek ellerinde bunlardan olacakmış gibi gelir onlara, oysa kırklarına daha yeni basmışlardır ki, işte sonuncusudur kullandıkları. Elbette bu trajedisini de beraber getirir. Alışık değillerdir yüzleri idareli kullanmaya. Sonuncu suratları sekizinci günde aşınmıştır, delik deşik olmuştur, çoğu yeri kâğıt dibi incelmiştir ve onun altından da astarı görünür; yüz olmaktan çıkar yüz, bununla dolaşırlar.

Ama o kadın, o kadın: Tümüyle kendi içine gömülmüştü, öne doğru eğilmiş, kendi ellerinin içine gömülmüştü. N.D.d.C. Caddesinin köşesindeydi. Onu görünce sessizce yürümeye başlamıştım. Yoksul insanlar düşünürken onları rahatsız etmemek gerekir. Bakarsınız düşündükleri şeyi bulurlar.

Sokak bomboştu, boşluğun canı sıkılıyordu,