17 Haziran 2011

- 2 - (RİLKE)

Şimdi artık kimselerin kalmadığı evim aklıma geldiğinde, eskiden durum farklı olmuş olmalı diye düşünüyorum. Eskiden insan biliyordu (ya da tahmin ediyordu) ölümü bir meyvenin çekirdeği barındırdığı gibi içinde taşıdığını. Çocukların içinde küçük, yetişkinlerin içinde de büyük bir ölüm vardı. Kadınlar ölümü kucaklarında, erkeklerse göğüslerinde taşırlardı. Buna sahiptiler ve bu da garip bir ağırbaşlılık ve az biraz gurur vericiydi.

                                                   ***

Burada oturuyorum ve bir hiçim. Ama yine de bu hiç düşünmeye başlıyor.


yamabato.tumblr

                                                   ***
Oturuyor ve bir şairi okuyorum. Salonda bir sürü kişi var ama farkına varılmıyor. Kitapların içindeler…Ah, kitap okuyan insanlar arasında olmak ne kadar güzel. İnsanlar neden hep böyle değiller ki? Birinin yanına gidebilirsin ve hafifçe dokunabilirsin: farkına varmayacaktır. Bu arada yanında oturan birine kalkarken biraz çarpacak olursan özür dilersin, o zaman sesin geldiği yana bakar, başını kaldırır ama seni görmez ve saçları uyuyan bir insanın saçları gibidir……

…ve ardından bu kitapların arasına giriyorum,sanki ölmüşüm gibi elinizden alınıyorum ve oturup bir şairi okuyorum.
                                                     ***

Bazen de Seine Caddesi civarındaki küçük dükkanların önünden geçiyorum. Vitrinleri tıka basa dolu antikacılar ya da küçük sahaflar ya da gravür satıcıları. Onların dükkanlarına hiç giren olmaz, hiç iş yapmazlar besbelli. İçeriye bakıldığında onları otururken görürsünüz,oturuyor ve okuyorlardır, kaygısız; yarınla ilgili kaygı duymuyor, satış yapmayı dert etmiyorlar, önlerinde oturan neşesi yerinde bir köpekleri ya da kitapların sırtlarındaki isimleri siliyormuşçasına kitap raflarına sürünerek yürüyen ve böyle yaparak sessizliği daha da büyüten bir kedileri vardır.

Ah, şunlar yeterli olsaydı ya: kimi zaman kendime böyle bir vitrin almayı ve yirmi yıl bir köpekle birlikte bu vitrinin gerisinde oturmayı istediğim olmuştur.

                                                           ***

Yüzleri panayır barakalarından dökülen ışıkla doluydu ve kahkahalar açık yaralardan akan irin gibi ağızlardan taşıyordu.

Picasso- tete de femme

                                                     ***

Çocukluğum için dua ettim ve işte geri geldi çocukluğum, hâlâ o zamanlardaki kadar ağır olduğunu ve yaşlanmamın bir işe yaramadığını anladım.





                                                     ***

Kimseden, küçümseyerek bile olsa, senden söz etmesi için ricada bulunma. Ve zaman geçer de isminin insanlar arasına yayıldığını görürsen, bunu onların ağızlarında bulduğun diğer şeylerden daha ciddiye alma. Adın kötüye çıktı diye düşün ve hemen bırak bu ismi. Başka bir isim al,Tanrı’nın gece vakti seslenebilmesi için herhangi bir isim. Ve onu herkesten sakla.

                                                     ***

Bazı giysilerin insanları
 doğrudan etkileyebileceğini ben o zamanlar öğrendim.

                                                     ***

Çok daha sonraları ümitsizliğe kapıldığım bir dönemde bunların nedenini Tanrı’ya bağladım; bu öyle yoğun bir ümitsizlikti ki Tanrı’nın doğmasıyla parçalanması bir olmuştu. Elbette daha sonraları yine en baştan başlamam gerekti.

                                                      ***

Dostluğa değer vermiyordun, ne yazık. Sana anlatacak çok şeyim vardı. Kim bilir, belki iyi anlaşırdık. Bilinemez.

                                                      ***

Kendilerinden vazgeçmek üzeredirler ve erkeklerin yalnız olduklarında onlar hakkında konuşabileceği şekilde görmektedirler kendilerini…İnsanın sadece bir haz aradığından,sonra başka bir haz ve sonra daha da güçlü bir haz aradığından hemen hemen emindirler:Hayatın, aptalca yitirilmek istenmediği sürece, bundan ibaret olduğuna.Etraflarına bakınmaya, aranmaya başlamışlardır bile; onlar ki kuvvetleri başkaları tarafından aranıp bulunmaktaydı daima.

Bunun sebebi sanırım yorgun olmaları.Yüzyıllar boyunca bütün aşkı onlar vermişlerdir. Bir diyalogu, her iki kişiyi temsil ederek hep yalnız başlarına söylemişlerdir. Çünkü erkek sadece söylenenleri tekrar etmiştir, hem de berbat şekilde.




                                              ***

Hikâyelerin anlatıldığı,gerçekten anlatıldığı dönemler benim zamanımdan önce olmalıydı. Birilerinin hikâye anlattığını görmedim hiç.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)