15 Haziran 2011

-1- (RİLKE)

Görmeyi öğreniyorum. Nereden kaynaklandığını bilmiyorum,her şey çok daha derinime işliyor, her zaman son bulduğu yerde durup kalmıyor. Varlığını bilmediğim bir iç dünyam varmış. Şimdi her şey oraya gidiyor. Orada neler olup bittiğini bilmiyorum.

……….
a motohiko odoni's work

Bilmem söylemiş miydim? Görmeyi öğreniyorum. Evet, buna başladım. Henüz iyi gitmiyor. Ama zamanımı değerlendirmeye niyetliyim.

Mesela daha önce böylesine çeşitli yüzler olduğunun farkına varmamışım. Bir sürü insan var, fakat yüzler daha fazla, çünkü her biri birkaç tane yüz kullanıyor. İnsanlar var ki, bir yüzü yıllarca taşıyorlar,elbette eskiyor, kirleniyor,kıvrım yerleri aşınıyor,yolculukta giyilen eldivenler gibi bollaşıyor. Bunlar tutumlu,basit insanlardır;yüzlerini değiştirmez, hatta temizlemeye bile vermezler. Yeterli olduğunu savunurlar. Zaten aksini kim kanıtlayabilir ki? Şimdi elbette birçok yüze sahip olduklarına göre diğerleriyle ne yaptıklarını sormak gerekiyor. Çocukları kullansın diye saklıyorlar onları. Ama zaman zaman köpeklerinin de bu yüzleri takınıp sokağa çıktıkları oluyor. Neden olmasın ki? Yüz yüzdür.

Başkaları yüzlerini ürkütücü bir hızla takarlar birbiri ardına ve eskitirler. İlkin sonsuza dek ellerinde bunlardan olacakmış gibi gelir onlara, oysa kırklarına daha yeni basmışlardır ki, işte sonuncusudur kullandıkları. Elbette bu trajedisini de beraber getirir. Alışık değillerdir yüzleri idareli kullanmaya. Sonuncu suratları sekizinci günde aşınmıştır, delik deşik olmuştur, çoğu yeri kâğıt dibi incelmiştir ve onun altından da astarı görünür; yüz olmaktan çıkar yüz, bununla dolaşırlar.

Ama o kadın, o kadın: Tümüyle kendi içine gömülmüştü, öne doğru eğilmiş, kendi ellerinin içine gömülmüştü. N.D.d.C. Caddesinin köşesindeydi. Onu görünce sessizce yürümeye başlamıştım. Yoksul insanlar düşünürken onları rahatsız etmemek gerekir. Bakarsınız düşündükleri şeyi bulurlar.

Sokak bomboştu, boşluğun canı sıkılıyordu,
 ayağımın altından adımlarımı çekip alıyor, takunya gibi sağda solda takırdatıp duruyordu. Kadın irkilerek kendi içinden kalktı, öyle hızlı, öyle kuvvetli kalktı ki yüzü iki elinde kaldı. Yüzün o oyuk kalıbının ellerinde kaldığını görebiliyordum. Gözlerimi ellerden ayırıp bu ellerden koparılanın ne olduğuna bakmamak için çok çabaladım. Bir yüzü iç tarafından görmek korkunçtu, ama o çıplak yara halindeki yüzü olmayan kafayı görmek beni yine de çok daha fazla korkutuyordu.





7 yorum:

  1. Çok fazla satırını kendine saklıyorsun..

    YanıtlaSil
  2. Eksiklerini de siz yazın.

    YanıtlaSil
  3. Özür..Yanlış anlattım derdimi daha doğrusu eksik anlattım.:) satırlarını kendine saklıyorsun derken.. Kendi kaleminden kendi elinden dökülen metinlerini yayınlamıyorsun arada döküyorsun anlamındaydı o.:) Umarım bu sefer doğru anlatmışımdır meramımı.

    YanıtlaSil
  4. Ben de Rilke'den sizin de başka paylaşacaklarınız var sandım:)

    Bende yazacak kalem henüz yok, sipariş ettim, haftaya gelicek:)

    YanıtlaSil
  5. Efendiiim hoşgeldinizzz. Körlerle sağırlar, birbirini ağırlar. Etiketlere dikkat etmezsem olacağı budur. Ekrana bakıp kaldım yazıyı okuyunca. Meğer Rilke imiş. Sayın blog yazarı; lütfen alıntıların altına kimden aldıysanız yazın ismini, etiketlere bakmayı akıl etmeyenler de var benim gibi.:)))

    YanıtlaSil
  6. Teessüf ederim. yani körüm diye bu yapılır mı? O başlık eki yazılır mı? Okumuyorum etiketi falan.:))

    YanıtlaSil
  7. Hemen düzelteyim; siz de okumazsanız kim yorum yazacak :)

    YanıtlaSil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)