İyi Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İyi Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nilüfer
Nilüfer çiçeğini çok seviyorum. Lotus ya da nymphea da desek olur... su çiçeği, su perisi... ve bu şiiri de çok seviyorum.
NİLÜFER
Bazı Şiirler O Kadar Güzel Ki,
Tıpkı iki kişilik öyküler gibi...
DERİN GÜRÜLTÜSÜZLÜK*
sakin olmayı öğrendim senden
duru sulara bakmayı
bir ermiş gibi pas tutmuş kapıların ardında
kendimle buluşmayı
Labels:
Baki Ayhan T.,
BLOGLARDAN,
İki Kişilik Öyküler,
İyi Şiir
ŞİMDİ AŞK EBEDİYYEN DEĞİŞİR
Uf oldum sayın seyirciler...
Tek kelimeyle çarpıldım....
Labels:
Hayriye Ünal,
İyi Şiir,
Kitap değerlendirme
HEPSİNİN KAHRAMAN OLMASI ŞART MIYDI YANİ
Saat çaldı
Tepesine vurdum, bugün de kelek çıkmıştı
Kan kırmızı günler azdı.
içeri giren’e*
kapılarda bıraktılar her şeyleri
her şeyleri
ey üzünç yalnız bir seni mi
aldılar içeri
saatler bir açık deniz gibi
kimseden yana değil
her zaman süslü püslü her zaman
oldukça geri
beni bir su başına götürün bir su
başına
* Divan'dan
PULBİBER MAHALLESİ TARİHİ
…
Bir deliydi mahallemiz ilaçlarını içmeyi unutmuş
Mahallenin sapığı mantosunun önünü açıp
Düşlerinin pul pul dökülen derisini gösterirdi Leman'a
Minör hayatların majör depresyonu,
Eklem yerlerinde iyileşmezdi egzama.
Ay sedefe yakalanmış yüzüyle
Saklanırdı bulutların arasında
Aniden açılan bir bavuldan
Sokağın ortasına, tekerlenerek çıkardı sonra.
…
Dünyaya bir kadının eli değse Zeyna!
Şöyle ağır bir halı gibi çırpılsa
Tozlar havalansa…
MAVİ RANDEVU
Mavi bir elbiseyle gelmiştin,
gökyüzü maviydi..
Getirdiğin rüzgarla ev
kokuyordun..
Kolun koluma değiyordu, omzun
omzuma..
Mendilin maviydi, gökyüzü
maviydi..
Bin dokuz yüz kırk iki
baharıydı
Bahçeli pencereler önünde
geziyorduk,
Gözlerimiz buluşuyordu,
ürperiyordum
Gökyüzü maviydi, mendilin
maviydi
Sıcak nefesin yüzüme
değiyordu
"Evlenebilir miyiz"
diye sormuştum,
Yürüyüşün değişmiş, yüzün
penbeleşmişti;
Mavi elbiseler içindeydin,
gökyüzü maviydi.
Elini elime verdin,
ayrılıyorduk,
Gözlerin gözlerimde,
dudakların ıslak,
"Sık sık konuşalım"
demiştin; gittin..
Mendilin maviydi, gökyüzü
maviydi..
Celal Sılay
Kaynak: şiir.gen.tr
http://beklemeninsiiri.blogspot.com/2013/02/mavi-randevu.html
İçimde...
Bedenimden geçer kalabalık
Çöl uzak
İçimde şaşkın bir rüya
*
*Eric Zaner
Mısralar, Nesrin İnankul'un Pencere şiirinden
ben yeşil bir su içtim on sekiz
izmir limanında suya çöktüğüm malum
suya kırk beş kuruşluk bir akşam çöktüğü
yirmi dört yıldızın battığı malum (1)
…
Kırmızı bir yaprak örttü düşümü.
Düşüm bu kadar küçüktü. Yaprağın ağırlığı sinesini bürüdü. Fakat sonra garip
bir şey oldu. Düşüm büyüdükçe büyüdü. Serpildi, buğulandı, güzelleşti. Yaprağı
kımıldattı üstünden, rengini sıyırıp kendi üstüne çekti.
Şimdi kıpkırmızı ve buğulu bir düşüm
var.
***
Ben biraz çocuktum.
Şöylemesine televizyonlar tek tük
kanaldı.
Böylemesine radyoyu daha çok severdim.
Samime Sanay vardı, şarkı söylerdi
buğulu sesiyle ağırca…bir dinler, bir dinlerdim:
Labels:
Attila İlhan,
İllüstrasyon,
İyi Şiir,
Kitap değerlendirme
YAKUB'U BEN ÇAĞIRDIM
![]() |
| photo: pier giorgio branzi via by süprüntü |
YAKUB’U BEN ÇAĞIRDIM
yakubu ben çağırdım edip ağbi
gelince ortaya çilingir sofrası,yeşil zeytin
ve kalp ağrısı. zamanla geçer dediklerinden
yaralı kurbağaları konuşacağız,istanbul’u ve seni
sirkeci’den binecek trene
kestaneci halil’den bir kese sıcak cebine
müzik ve kuşlardan tören alayları yok
sade,eksiksiz geliyor yakup
gül çürüğü bir gömlek, üç diş acı ve hiçbiri
gerisi bildiğin hikâye edip ağbi.
yakup gelince edip ağbi
KARABATAK
TOPAL
bu sabah olmak istediğim kadın uyandırdı beni
sesi cetvelle çizilmiş
“neden gelmedin” dedi bana
“hâlâ geliyorum,topallar gecikir” dedim.
bu sabah olmak istediğim kadın
gökyüzünü yere indirip boğazıma doladı
yıldızlar şah damarımı kesti
“Allah kimseye böyle ölüm nasip etmesin”
olmak istediğim kadın mıhladı beni
ambulansa bindiğimde bir fatihayla yüzümü gözümü ovuşturdu hemşire
doktor röntgeni kaldırıp bakınca
kayan yıldızları gördü
bu sabah olmak istediğim kadın
cenazemde ne çok ağladı bilsen
direksiyonsuz arabayla takip ediyordum onu kaç yıldır
kendimle olmak istediğim kadın arasında
milyonlarca kaza vardı
milyonlarca kere
cepleri sargı bezleriyle dolu tuzaklara çarptım
ölünce
not defterimin içinde kıvrılıp uykuya daldı yapacaklarım
ölünce
şiir için topladığım malzemeler kıldı namazımı
hoca onlara:
“nasıl bilirdiniz bu hatunu” dedi bir ara
topaldı dediler
Ayşe SEVİM
Labels:
DERGİ,
İyi Şiir,
Karabatak Edebiyat ve Sanat Dergisi
PİŞMAN
İçindeki denizlerde
masallarını avlayan korsanlara vuruldun
sualini abes buldu müneccimler
ezberlenmiş uçurumların kenarında oynuyordum
gece sır tutan ağzıyla ağaran günü öptüğünde
solmuş bir gülün izi kaldı senden
nisanları isyana çağıran
Nuhun yarası kadar derin
Meryem gibi sakladığın yerlerinde
çıbanlar çıkaran aşkı
kilitledin kalbinin karanlık odalarına
bir bir yırttın hayal perdelerini
çözülmedik kendin kalınca bulmacanda
takvimlerin yabancısı parmakların
şimdi uslanmadan geriye sayıyor günleri
kehribar bir tesbihin tanelerine dokunur gibi.
PASTACI KREMASI VE NECATİGİL
He, ben yaptım,inanmıyor musun? En alttaki resimlere bak inanmıyorsan. Tarifi de şuradan aldım: Senem’in Yemekleri. Valla, zor değilmiş, rahatlıkla deneyebilirsin sen de J Püf noktası şu ki kremayı gayet kısık ateşte,üşenmeden (20 dakikayı geçti benimki) sürekli karıştıracaksın. Yoksa topaklanır,haberin olsunJ
Yalnız hatır için pasta da yaptım ya, ölecek miyim ne? (İşin garip bir başka yönü var: Rüyamda da çikolatalı pasta ısmarlıyordum birilerine. Bilinçaltı diyeceğim,ama pastayı canı isteyen ben değilim.)
Burası asıl kısım: Öğleden sonra göndermeye çalışıp beceremediğim kısım yani.
Külebi ve Necatigil, çok sonraları okuduğum şairlerden. Ki Necatigil’in aşağıya alıntıladığım şiirleri içinde ilk Evin Halleri şiiri ile tanışıp sevmiştim Necatigil'i. Sonra da Sevgilerde şiiri.
BALBAL
Kaç yaş yaşadı umutlar
Uçup gittiğinde
Girdiğim yas törenleri
Sahiden girdim mi?
Yüzdeye vurunca
Kaçta kaç sevinç
Acılar içinde
Sahiden sevdim mi?
Görür gözüm görmezden
Bilir usum bilmez gibi
Aldanıp al kumaşları
Sahiden giydim mi?
Mızrak batımı kar
Mutsuzluk ovalarında
Aradım, savaştım
Sahiden buldum mu?
Yere dikili gözler
Baktım bir yerde yukarı
Yukarda - -
Sahiden gördüm mü?
Kaç yaş yaşadı umutlar
Uçup gittiğinde
Girdiğim yas törenleri
Sahiden girdim mi?
Yüzdeye vurunca
Kaçta kaç sevinç
Acılar içinde
Sahiden sevdim mi?
Görür gözüm görmezden
Bilir usum bilmez gibi
Aldanıp al kumaşları
Sahiden giydim mi?
Mızrak batımı kar
Mutsuzluk ovalarında
Aradım, savaştım
Sahiden buldum mu?
Yere dikili gözler
Baktım bir yerde yukarı
Yukarda - -
Sahiden gördüm mü?
EVİN HALLERİ
Evin yalın hali
İster cüce, ister dev
Camlarında perde yok
Bomboş, ev.
Evin -i hali, sabah,
Geciktiniz haydi!
Uykuların tatlandığı sularda
Bıracaksınız evi.
Evin -e hali, gün boyu,
Ha gayret emektar deve!
Sırtınızda yılların yorgunluğu
Akşam erkenden eve.
Evin -de hali, saadet,
Isınmak ocaktaki alevde
Sönmüş yıldızlara karşı
Işıklar varsa evde.
Evin -den hali, uzaksınız,
Hattâ içinde yaşarken
Aşkların, ölümlerin omzunda
Ayrılmak varken evden.
Evin yalın hali
İster cüce, ister dev
Camlarında perde yok
Bomboş, ev.
Evin -i hali, sabah,
Geciktiniz haydi!
Uykuların tatlandığı sularda
Bıracaksınız evi.
Evin -e hali, gün boyu,
Ha gayret emektar deve!
Sırtınızda yılların yorgunluğu
Akşam erkenden eve.
Evin -de hali, saadet,
Isınmak ocaktaki alevde
Sönmüş yıldızlara karşı
Işıklar varsa evde.
Evin -den hali, uzaksınız,
Hattâ içinde yaşarken
Aşkların, ölümlerin omzunda
Ayrılmak varken evden.
![]() |
| Ara katta pastacı kreması. Tarifte beyaz çikolata vardı,bende ise damla çikolata. Böyle daha leziz,temin ederim seni:) |
![]() |
| Tamam,süslemede başarılı değilim, ama eldeki malzemeler hepsi,yeminle bak! |
İKİ ŞAİR İKİ ZAMAN
Kitaplık raflarını düzenlerken çok önceden okuduğum iki şiir kitabı elime geldi: Özdemir Asaf’ın Yalnızlık Paylaşılmaz (2001 basım) ve İbrahim Kiras’ın Gerçek Hayat (1997 basım)
İki şairin de bende başka kitapları yok. Dolayısıyla bu şairleri, kendime genelleyen bir yorumum yok. Ama ilk okuduğumda İbrahim Kiras’ın şiirlerini beğenmiş, Ö. Asaf’ınkilere ise ısınamamıştım.
İkinci okuyuşta ise Kiras’tan işaretlediğim şiir sayısı çok çok azaldı. Ö. Asaf’ın ise –şiire yakışmadığını düşünsem de- kullandığı özdeyişlerin kimisi hoşuma gitti, bazı şiirlerin de sadece bazı kısımları. Demek ki zamanla beğenilerde –az ya da çok- farklılaşmalar olabiliyormuş. Bir kez daha kaydettik J
BİLDİĞİM
Sana bakmaktan
Onu göremiyorum.
Bilmiyorum bunda ne var.
Bunu ben anlamam,
Bir o var,
O anlar.
Ö. Asaf
DİYEK
Türkiye’de İstanbul ne ise,
İstanbul’da gece ne ise,
Gecede yürümek ne ise,
Yürürken düşünmek ne ise,
Seni unutmamacasına düşünmek ne ise,
Unutmamanın anlamı ne ise,
Seni sevmek ne ise,
Saklayayım,yok söyleyeyim derken
Birden aşka düşmek ne ise..
Her neyse.
Ö. Asaf
POET IS PRIEST
İnsan annesini sever ve tanrıya inanır
bir orta noktası yoktur dünyanın
garip şekiller çizilebilir
değişim bir yerde mutlaka gereklidir
su beyaz ama yalnız beyaz değil
yanında ötekiler var
yeryüzü dar dünya küçük mü neymiş
herkes sefertasını alsın
bozuk paralar hazır olsun diyorlar
sen mi konuşuyorsun kim konuşuyor
benim bildiklerimi de sen bilmiyorsun
ben boşlukları dolduruyorum
….
bazı boşluklar dolmuyor
üstünü çizdiğim yerler doğruymuş
mesela Türkiyeyi kimse sevmiyor
çünkü Ginsberg yalancının tekidir
(ama onca yalanı boşuna mı söyledi?)
sevgilini dağa kaldırmış haydut bile gelsin
ona da güleryüz göstereceksin
felsefesinden hareket ediliyor
ölü kırlangıçlar bulunuyor yolda
insan gülerken gömecek sevdiğini çukura
nasılsa her şey bir gök altında
bir gökyüzünde güleryüz gösterir
ışık kırılır..Toprak ağırdır..Su beyaz
başkası nereye kadar gitmişti
oraya kadar gösterdin bana
herkesin kendi elinde tuttuğu kâğıtları
yanındakine göstermeden okuması
zor biliyorsun ama ben bilmiyordum
nasıl duruyor yerli yerinde
diye bir soru sormuştuk bir kubbenin altında
belki kendime bakarak bir konuşsam
bir yerde sakallarıyla Fidel
bir yerde sakallarıyla İmam
ve Kaddafi rengi gözlerin senin
nereye doğru bakacaklar?
diye de sorulabilirdi
şimdi yalnız soruları kaldırsam
kendimi görebilirim yalnız
çığlıklar atarak geçen gençliğimi
bile bir yere kaldırıyor sorular
orada o var sen varsın
burada kendini ayıklayan ben
yine de kaçmıyorum
sığınacak bir yer de aramıyorum
bir hain var aramızda ona yer açıyorum
ne de olsa sonsuza kadar ihanete açığız
artık iyice anladım
insan yalnız annesini sever
ve tanrıya inanır yalnız.
İbrahim Kiras
TELEFONDA İYİ LOŞ ODA
![]() |
| Foto: Hiromu Kira |
Sizin loş evlerinize bayılıyorum akşam gibi loş bir şeyler bekler
gibi öyle loş
Sarımsak demetlerinden artakalmış güneşler gelip durur
kapınıza eşinir kişner döner öyle
Ağlar mısınız şarkı mı söylersiniz şimdilerde hay sizi andım
ışıdım
Telefon çalar bir gelin alayını haber verirler Carmen’den
bir aryaya durursunuz
Hay sizi andım sevindim
Oysa ne resim sergisi umurumdaydı ne bizleri kapıdan üfüren
şu şehir
Herkesin gözü benim sevdiğimde oysa benim sevdiğimin
ayrılığı yok oysa ben hem sevmeyi hem
susmayı biliyorum
Siz olmasaydınız ben ne yapardım bu loş günde bu
yardımsız avuntusuz bungun
Ya sizi anmalıydım ya bir yangına hortum tutmalıydım
alevlere ateşlere küllere
Siz kimsiniz bu orman bozgunu yeşil perdeleri nasıl
uydurdunuz Allah aşkına
Baktıkça bir yeşil oluyor ne elden ne koldan ne mermerden
Beni elimden tutun taş yollardan geçirin evinize götürün su
verin bana
Bu ne yeşil piyano çalarsınız sesiniz güzeldir loştur aralıktır
ben duyarım bir bir
ALTI TANE ADI OLAN ADAM - 2
![]() |
| Roger Catherineou via by SNİBE |
Hayır, Neruda değil. Rene Karl Wilhelm Johann Joseph Maria Rilke. Aşık olduğu kadının önerisiyle Rene'yi bırakıp Rainer'i ön ad olarak kullanan Rilke... Ama bak takıntı olacak durduk yerde, ille de Duino Ağıtları, Duino Ağıtları! Oldu mu YKY, Duino Ağıtlarını basmışsın ama elinde yok, kös kös durmaktansa bununla yetinmek zorundayım bir süre daha. (Bak zaten Çamur bileğime konmuş, klavyenin tuşlarına basarken ben, o da kuyruğunu titretip duruyor, bırak bu işleri der gibi bakıyor bir bana, bir ekrana. Zaten canım çıkmış bütün gün,abuk sabuk insanları ve sistemi bir günlüğüne yakından görmek bile yetmiş ben münzeviye, Rilke bile merhem olamaz,tamam len Çamur,bırakıyorum bu işleri de!)
ŞARA SAYIN’IN ÖNSÖZÜNDEN:
“…Dua Saatleri Kitabı adıyla Türkçe’ye çevrilen bu şiir kitabını Rilke, hayatında dönüm noktası olarak nitelenen Rusya seyahatinden hemen sonra, 1898’de yirmi üç yaşındayken yazmaya başlar, kitap 1905’ de yayınlanır. Rilke Rusya’nın uçsuz bucaksız doğasının ve sade insanlarının kendisini değiştirdiğini, orada varlığın onu özgürlüğe kavuşturan başka boyutlarını yakaladığını söyler.
Stundenbuch, Almanca’da, ortaçağda oldukça yaygın olan dua kitaplarına verilen addır. Ünlü ressamların resimleriyle süslenen bu kitaplar giderek soylu kişilerin huzura kavuşmak için sık sık başvurdukları kitaplara dönüşür. Rilke’nin elimizdeki bu şiir kitabı da bir tür dua kitabıdır. Lirik Ben'in, bir rahibin, Tanrı arayışını, dualarını, sorularını, çelişkilerini anlatır.(…) Ancak Rilke’nin aradığı Tanrı, Hıristiyanların tanrısı değildir. Gerçekleştirilmesi gereken ortak bir etik anlayışı sunmadığı gibi, yaşamdan sonra bir hayat da vaat etmez. Rilke’nin Tanrısı Nietzche ve romantizm geleneğinin, Rilke’yle çağdaş Kafka, Freud, Musil, Gustav Mahler ve daha pek çok ismin de yapıtllarına yansıttıkları bir değişimin, Avrupa kültüründeki çöküş olgusunun dışında düşünülemez.
Genç Rilke Tanrı’nın böylesine uzakta,gerçekliğin ötesinde, erişilmez bir yerde olduşundan yakınır; onu gerçeklikte, nesnelerde ve kendi içinde, öznede arar…”
ÇEVİRMENİN GİRİŞİNDEN:
“ Rilke’nin şiirlerinin tümünü göz önüne alacak olursak Dua Saatleri Kitabı hiç kuşkusuz en lirik olanıdır, çünkü şair henüz yirmili yaşlarındadır, coşku doludur. (…) Hep şairin vasiyeti diye adlandırılan Duino Ağıtları ise son derece sancılı bir yaratış sürecine sahiptir. 1912 yılında yazılmaya başlayana ağıtlar 1922 yılında tamamlanır.
(…)
Her türlü sahiplenme duygusundan uzak durmuş, hiçbir zaman bir ülkeye, bir kişiye, bir eve, bir eşyaya bağlanmamış, kendisine ait değil bir evi, bir masası, bir sandalyesi bile olmamıştır.
Yayınevi: YKY (Kazım Taşkent Klasik Yapıtlar Dizisi)
Basım yılı: 2008
KAYGILANMAMALISIN, Tanrı’m. Benim derler:
Sabırla duran tüm nesnelere.
Dalları okşayan rüzgârlara benzerler
Ve derler: Benim ağacım.
Fark etmezler,tuttukları her şeyin kor haline geldiğini-
BİR SÜRE ARA VERİYORUM
Gideceğim yerde ne kadar kalacağımı ve internete ne zaman-nasıl ulaşabileceğimi bilemediğimden geri dönüşe bir zaman veremiyorum ...Ama ara vermek iyi olabilir?...
LAZAR HANIM (LADY LAZARUS)
Yeniden yaptım.
Her on yılda bir
Başarıyorum -
Bir çeşit gezgin tansıktır tenim
Bir Nazi abajuru gibi parlak,
Sağ ayağım
Bir kağıt misali,
Yüzüm sıradan bir parça
İnce Yahudi keteni.
Çıkar kundak bezini
Ey düşmanım.
Korkutuyor muyum? -
Evet, evet, Profesör Bey,
Bu benim,
İnkar edebilir misin
Burnu, göz deliklerini, büsbütün diş takımını?
O ekşi soluk kaybolur
Bir günde.
Yakında, yakında,
Bu mezar deliğinin yediği
Et, bürünecek üstüme yeniden.
Ve ben gülümseyen kadın.
Yalnızca otuz yaşındayım.
Ve bir kedi gibi dokuz canlıyım.
KÜLLERİNDEN DOĞAN ANKA KUŞU
Şöyle yazılmıştı aşk üzerine
Yangın halinde yasak çıkış kapısı
Gökyüzüne de şunlar yazılmıstı
Yanılıyorsunuz buradan gidilmez
Ve geceye de şunlar yazılmıştı.
Gecenin üzerine hiçbir şey yazılmamıştı
Lois Aragon 1897-1982
ZAVALLI B.B.
Ben Bertolt Brecht kara ormanlardan geliyorum
Anamın karnındaydım daha
Kentlere taşıdığında beni
Ölünceye dek kalacak bende ormanların soğuğu
Asfalt kentte evimdeyim der demez
Son gereçler elimin altında
Gazeteler tütün içki
Çekingen tembel her neyse memnun
İyi geçinirim insanlarla başımda
Töreleri gereğince melon bir şapka
Tuhaf bir kokuları var bu hayvanların derim
Aldırma derim ben de onlardanım
Sabahleyin yanımda birkaç kadın
Sallantılı-koltuklarımda otururum
Bakarım onlara kuşkusuz derim ki
Bayanlar güvenmeyin bana sakın
Geceleyin erkekleri toplarım çevreme
Nasılsınız beyefendi teşekkür ederim beyefendi
Beyefendi aşağı beyefendi yukarı
Ayaklarını uzatırlar masalarımın üstüne
İyi olacak işler derler bense
Sormam onlara ne zaman
Tan ağarırken çamlar işler ortalığa
Başlar cıvıldamağa kuşlar pireler içinde
İşte o zaman boşaltırım kadehimi kentte atarım
İzmaritimi uyurum kaygılı boğuntulu
Biz soysuzlar kapandık kaldık
Yıkılmaz sandığımız evlere
(Manhattan adasında yüksek yapıları da bu amaçla kurduk
Kurduk Atlantik üzerinde söyleşen ince antenleri de)
Yel üfürüp su götürecek bu kentleri
Sevinçli kılıyor ev yiyiciyi yiyici boşaltmak istiyor onu
Biliyorum geçici olduğumuzu
Adam sen de sözümüz bile edilmeğe değmez
Yer sarsıldığı gün
Virjinya'larını bırakmayacağımı onları acı bulamayacağımı umarım
Ben Bertolt Brecht asfalt kentlerde çuvallamış
Eskiden kara ormanlardan gelmişim anamın karnında
Anamın karnındaydım daha
Kentlere taşıdığında beni
Ölünceye dek kalacak bende ormanların soğuğu
Asfalt kentte evimdeyim der demez
Son gereçler elimin altında
Gazeteler tütün içki
Çekingen tembel her neyse memnun
İyi geçinirim insanlarla başımda
Töreleri gereğince melon bir şapka
Tuhaf bir kokuları var bu hayvanların derim
Aldırma derim ben de onlardanım
Sabahleyin yanımda birkaç kadın
Sallantılı-koltuklarımda otururum
Bakarım onlara kuşkusuz derim ki
Bayanlar güvenmeyin bana sakın
Geceleyin erkekleri toplarım çevreme
Nasılsınız beyefendi teşekkür ederim beyefendi
Beyefendi aşağı beyefendi yukarı
Ayaklarını uzatırlar masalarımın üstüne
İyi olacak işler derler bense
Sormam onlara ne zaman
Tan ağarırken çamlar işler ortalığa
Başlar cıvıldamağa kuşlar pireler içinde
İşte o zaman boşaltırım kadehimi kentte atarım
İzmaritimi uyurum kaygılı boğuntulu
Biz soysuzlar kapandık kaldık
Yıkılmaz sandığımız evlere
(Manhattan adasında yüksek yapıları da bu amaçla kurduk
Kurduk Atlantik üzerinde söyleşen ince antenleri de)
Yel üfürüp su götürecek bu kentleri
Sevinçli kılıyor ev yiyiciyi yiyici boşaltmak istiyor onu
Biliyorum geçici olduğumuzu
Adam sen de sözümüz bile edilmeğe değmez
Yer sarsıldığı gün
Virjinya'larını bırakmayacağımı onları acı bulamayacağımı umarım
Ben Bertolt Brecht asfalt kentlerde çuvallamış
Eskiden kara ormanlardan gelmişim anamın karnında
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








