9 Ocak 2015

ŞİMDİ AŞK EBEDİYYEN DEĞİŞİR

Uf oldum sayın seyirciler...



Tek kelimeyle çarpıldım....


Ne yazsam buradan sonra diye düşünüyorum şimdi...

Bir yandan çarpıldım, bir yandan hızla çevirdim sayfaları...



Aşk'ın her boyutu, kadın olmanın her boyutu var bu şiirlerde. Arzu, şehvet, inat, çatışma, çarpışma, dövüşme, ego, ayrılık, gurur, gurursuzluk, karşılıksızlık... ne olabilirse hepsi... Ama nasıl yazılır böyle şiirler? .....



" harcın mıydı ben istemesem bu şiirden bir muhatap çıkarman"    


DOZUNDA

hiçbir şey sonsuza kadar sürmesin- rica ederim
bir afet sersin leşimizi, bir kaza hazin, bir suç aleti
seni öldürsün mesela - çok ağlayabilirim kimseye göstermeden
tedirgin etmeden -kenarda durmayı
durduğum kadar dik ve itham etmeden bakmayı
gözlerin ta içinden bilirim neymiş güzergahı

tam on ikiye vurdu şaibeli saatlerde durdu medet istemeyen gururdu
tahriş ettin tahdit ettin ve tereddüt etmedin mideme sapladığın ağrıda
şimdi iki büklüm kıvranırken - acı değil felaket hiç-
dünya biteviye ve hiç soğumuyor cesedim
her şey bu kadar aynı olmak zorunda değil
bu omuzlarım bu kadarını tartmayabilir

şöyle soralım bir soruyu
kim sevmez yaralı bir yırtıcıyı?
düşer mi balkonuma yaralı bir kartal?
ve ben sarar mıyım hiç, kendi açmadığım yarayı?
durup güneye bakan camın önünde ışıklarında şehrin
elimdeki ipi bin kere düğümler bin kez koparırım tırnaklarımı

başlamayan bitmez, uyanıksan düş, bir şehirden diğeri görülmez
evler işaretlenmez kapılar kilitlenmeli aşk içeride bir yerde mi
kimse bilmez: aşk bitmez gün biter gece
aydınlığa erer işte güneş!
bu ben değilim zaten emma söylemiyor o şarkıyı
fakat yakabilirdim
sana seninle yanan büyük bir ateş

bu benim işte! Tanıdığın kadınların
hulasası - kestirmeden gidilen bir semt
istemeden çekilen tetik
kana basılmış parmak
bu benim kavgasından aşikar
tutkusundan bir savaş kendinden iki düşman çıkaran
kendine saldırırmış barışta savaşçı kişi Nietzche'ye sorarsan

sense ömrünce her yerde
beni ikiye bölmenden tanınabilirsin
beni küçültür mü arzunu ifşa edişin
kollarımı unutmuştum on yıl önce bilmezsin
kollarımı buldum bir atıkta bir yığında yüz metrede boğul
madan bu basınçtan ölebilirim

ben ölebilirim ama sen çak çak
ben kendimi haplara sen çiviyi o masaya
huzursuz zihnimi gömebilmem kendimi bir duvara
duvarda canlı bir hayvan tik tak
beni öldürecek bu hiç olmak hiçin olmak buhiç
Türk edebiyatı diyorum girdaba Türk şiirinin müşfik kolları
birbirine kavuşmaz müsteşriklerse hiç anlamaz hiç anlamaz
hiç anlamaz bu suyun ötekinden farkını

ne gelmiş ne ertelenmiş sorular... sorular...
her şey bitmiş olur sen gelmiş gitmiş olursun faraza
burada yas başlayacak bütün sesleri sustur
beni duy bir kere duy lütfen duy

ordasın... yakınımda... ama  ben kaybettim
ezelden değil birkaç günde
sesimi...
ince ince kurmadıysam can havlindendi
yollar daha uzun ve yağmur yıkadıkça parlayan asfalt

erkekler giderek daha genç ve yağız hangisinde dursam
senle sevişiyorumdur onu kaldırıp baksam

oysa ben gözü açık öpüşebilen kadın demektim
kayıp ankara dilinde



sevişmediğini bir ölünün
toprakla dolduğunda ağzı ve gözleri toprakla
yastığı kumdan yorganı kumdan
            kuşlar konmayacak ipte çarşaflarına
            kan mı şarap mı bacaklarından akan
bu dumanla dudağına bu acı tadı
açıkları kapatmak için yetmeyecek
            dozunda
            bir kadın ve bir erkek olmak



****

  KAPI AÇIK

bütün teferruata dikkat ederek
                        bağlanmak tesadüfe
hatta kalmak alaşağı etmek adını
çakıl taşı çamurda izler plakalarda harfler
            bana senden

            bahsetmiyor bana senden
bahseden tek bir şey yok
            iki kavak konuşuyor
            yok içinde sen
            yerin sıcak mı darda mısın
            anlaşılmıyor
iyi miyim sormuyorsun ama kapı
                        hâlâ açık

kapı açık
            kolu kırık içerde yoksun
aşağıda kayıp bir ruh bulmuşum
            küçük bir kızın gün be gün
kimseye söylemeden tuttuğu
suçluyu, her gün kapıdan çıktıkça - kapı o kapı değil
suçluyu, ayakkabılarını giyerken tararken saçlarını
                                               kırmızı bir tarakla

suçluyu, altına kaçırırken
yastığının üstünde bulduğu

bak bu mektuplar elimdeki, cebimde anahtarlar
ama kapı zaten açık değil mi ya

ve ben aşk için düelloda kaybedenin kızıyım
kaybeden ölmeyendir kızı dul değil
                                   -kızı derken gerçekten kızı değil
Onunkisi, sevdiği, seviştiği, uğrunda belaya girdiği
Ve kapı ardına kadar açık olsa ne fark eder
                                   İçerde yoksun

kapı
            rüzgarda salınan bir yapraktır
tutturulmuş bir topluiğneyle- bir paraşütle
            her an çıkabilir
raylardan tren hızla
tünelden bir kaplan, korkudan çatlar çocuk,
                        savaş başlayabilir
sözler unutulur kapılar çat diye surata
hey, ama ne fark eder elimdeki anahtar
            bu da senin olan bir kapı

                        açılmış dağılmış boyasız
sen onu aşklarına dekor yapmışsın
kapıyla duvar arasında bir kere
                        almışsın bir canı

onu yakalım derdim biraz ısınmak için
bak ben ortada açıktayım açık suça darda uçta
melamette yağmurda karda aç değil ama açıkta
                        şiirsel bir terörizmin faili
bir işaretinpeşinden gittiğim için
sendeki izi takip ederek, belli belirsiz
şimdi ortada saunmasız ve çıplak
sadece senin sözlerini giyinip kuşanarak


                                               ısınıyordum
            beni siperden çıkaran sendin
            toslamadan önce
                                               egonun barikatına
            koy bakalım yeniden bu mermiyi kovana

şimdi başım
            isteyerek
arzudan eğik
beni tutan o deniz
            seni korkutan
başımı yeniden kaldıran da
            onu tutan dik
            tek bakışla
            kadın olduğumu bulduran
ve beni kabulden savaşa
taşıyan benden bir lanet
            çıkaran sen
kapat şu kahrolası kapını
            ışığını söndür

tek şüphelisin

kendi izini yok etmişsen değilsen bile katilsin

********



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)