D. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
D. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Bütün Şarkılar Eskir

Bilgisayarda kayıtlı 1700 şarkı var. Çoğu klasikleşmiş, yerli ve yabancı 1700 şarkı.


Bir ömrün şarkıları. Birçok ömrün şarkıları: İlkgençlikte sevilen, baştacı edilen şarkılardan tutun da babaların, abilerin sevdiği ve  aktardığı şarkılardan, türkülerden şimdiki popüler hitlere kadar, her telden şarkılar...

Bir insandaki

adalet ve vicdan duyguları nasıl yok olur?

***

Hasta yatağımda, tam yarım saat, atv'nin haberlerini dinlemek zorunda kaldım. Tam yarım saat, arka arkaya cinayet ve saldırı haberleri.

Öfke.

Öfkeyi anlayabiliyorum.

Haksızlığa uğradığını düşünmek.*

Onu da anlarım.

Ya diğer şeyler? Baştaki soruya dönelim yine, o "hasletler" daha hiç gelişemeden kurutuldularsa? 

YAZMAMAK İÇİN 1000 SEBEP



Hiçbir şey olmamış gibi devam edip gittiğimi kim söylemiş? Merhabanın bile bir sorumluluğu varsa, gördüğüm her aynı renk gözde seni hatırlıyorum, diye başlangıç cümleleri olan bir hikâye yazmayı düşündüm. Galiba kötü bir başlangıç?

*
Sesimi duyan 17, yüzüme bakan 25, kafa kâğıdım 35 diyor. Bu aralar hissettiğim yaşla hiç alâkaları yok.

*
Hemen her yazısına yorum yazmak istediğim, ama inatla kendimi tuttuğum iki blog var*. Kendime göre sebeplerim var tabii. İradem olmadık yer ve zamanlarda, aptal saptal konularda kendini gösteriyor, ona da şaşırıyorum.

*
İnsan kendi kendine konuşmaktan çekiniyor galiba. Yoksa kendiyle mi demeliydim?

*
Yoga hakkında bir yerli programda, yaşlıca ve kadın bir psikiyatrist şöyle dedi: Eskiden teyzeler, halalar, yaşlı komşular… dinleyen ve teselli edip öğüt veren insanlar olurdu hep, konuşacak insanlar olurdu çevrede. Artık bunlar yok. Bunun için para verip psikologlara, bizlere geliyor insanlar.

*
Valide sultanın bir lafı var: "Bu dünyayı nasıl tutarsan öyle gider."   Kısaca: Salla Gitsin Kapsülleri. Her sabah ve yatmadan önce her gece, onar adet yutulacak.
..

Kötü not: Yapabilseydi valide sultan önce kendi uyardı o sözüne.
*: Yazdıktan sonra, olduğundan da saçma gelen bir şey daha.



fotoğraf: Andrus Fowler

PİŞMAN


İçindeki denizlerde
masallarını avlayan korsanlara vuruldun
sualini abes buldu müneccimler
ezberlenmiş uçurumların kenarında oynuyordum

gece sır tutan ağzıyla ağaran günü öptüğünde
solmuş bir gülün izi kaldı senden
nisanları isyana çağıran
Nuhun yarası kadar derin

Meryem gibi sakladığın yerlerinde
çıbanlar çıkaran aşkı
kilitledin kalbinin karanlık odalarına
bir bir yırttın hayal perdelerini
çözülmedik kendin kalınca bulmacanda
takvimlerin yabancısı parmakların
şimdi uslanmadan geriye sayıyor günleri
kehribar bir tesbihin tanelerine dokunur gibi.

UNUTKAN


Ev cinleri koyduklarımın yerlerini sürekli değiştiriyorlar. Birini yakaladım; dört buçuk yaşında ve kan bağımız var. Ama o gelmeden önce de vardı bunlar, gittikten sonra da buradalar.
 **
Komşuya akşam uğrayacağım demişim, bütün akşam beni beklemiş. Yapmam öyle saygısızlık; yanlış duymuştur.

SİNİRLİ

Adamı nasıl korkutmuşsam   (sen işini peyder pey yaptın ya bir günde biteceği yerde beş gündür süründürdün, ben de senetleri parça parça ödeyeyim ister misin usta, diye bir cümle sarfetmiş olabilirim) babamın arkadaşı olmasına rağmen senetleri bankaya havale etmiş. Bu ne ki, bir gün daha oyalasaydı, dükkanının önüne gidip oturma eylemi bile yapardım.

**
Kaldırıma park etmiş arabaların lastiklerini geceleyin kesmek için uygun alet edevatı aklımdan geçiriyorum. Bir sonraki safhayı çizgiliyorum kafamın içinde: Görgü tanığı olmadan sıvışmak.

**
Komşunun, aklı noksanlaşmış zavallı oğlu gece gece “Allahu ekber” naraları atınca din kardeşi demeyip başlıyorum….

**
Kafesinden çıkmak için çırpınıp öten Çamur’u balkondan aşağı fırlatsam ölür mü diye düşünüyorum.

**
Pire için yorgan yakanları bizzat içimde duyuyorum: Selam size ey canlar!

DAĞINIK

Kitaplık raflarım karışmış. Yabancı yazarlar bölmesine Türkçe yazanlar, Türkçe eserler bölümüne de yeni gelen yabancı yazarlar karışmış. Jöle tüpü köşeye sıkışmış. Sözlüklerin ve meslekî kitapların olduğu rafta allık, vazelin, saç fırçası; bitişikteki komodinden iltica eden.

Takılarım yerlerine konmamış.

Kıyafetlerim üst üste asılmış.

Kapı arkasına tozlar birikmiş.

Masanın üzerine saçılmış halde kalemler keyif çatıyorlar. Esperanza, onlara yeterli genişlik sağlayamadığı için kalemlik vazifesi yerine biblo vazifesini icra eder durumda. Ona bu adı koyduğumda  -tamamen içten gelen,anlık bir karardı- kesinlikle “ümit” anlamına geldiğini bilmiyordum. Oysa yüzündeki ifadeye göre karar kılsaydım “İnnocencia” koyardım. (Annemin bana uygun gördüğü ad dışında kendime seçtiğim adın da İspanyolca olması tamamen rastgele idi, sadece fonetik olarak beğenmiştim. Onun da anlamı bana yakışmıyor pek. Bu; rastgele şeylerde şansım yok demek mi oluyor? Evet, öyle oluyor. )

Her halükârda Esperanza, kalemlere üzülüyorsa da, sayfalarının orası burası kıvrılmış, satır altlarına ve sayfa kenarlarına kurşun kalemle müdahale (hatta tecavüz) edilmiş kitapların dağınık yığınına üzülmüyor. Şurasını yazacaktım, burasını düşünecektim diye diye günlerce masa üstünde cıbıl cıbıl duran çileli kitaplardan benim kadar rahatsız olmuyor.

Camların  kirli olduğunu söylemedim mi?