Sait Faik Hikaye Ar. Kazananlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sait Faik Hikaye Ar. Kazananlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Tutturdu ben de okuyacağım diye : AKİM SEVGİLİM



 Füruzan 90 gibi ileri yaşına rağmen  bütünlüklü bir  kitap çıkarmış. Füruzan yine bildiğimiz üslubuyla karşılıyor bizi. 

(Parasız Yatılı  ve Gecenin Öteki Yüzü için eriketlerden Füruzan'a tıklayabilirsiniz.)

BAZEN HAYAT

Avram methetmişti, sonra -giderek takıntım olmaya başladığını hissettiğim- Sait Faik Hikaye Armağanını almış olması hasebiyle edindim kendilerinden bir adet. (2013 Sait Faik Hikaye Armağanı)

Kalbim çarpa çarpa açtım okudum. 

"Eskimiş zamanları satıyorum, yitirilmiş yolları satıyorum, unutulan başarıları satıyorum. Sudan ucuz… Haydi, sudan ucuz…"




Mehmet Zaman Saçlıoğlu da geç keşfettiğim öykücülerden. İzmir Öykü Günleri'ne katılacağını öğrendiğimde etkinliğe katılmaya karar vermiştim. İki öykü kitabını aldım o gün. Öykü diye ayırıyorum zira şiirleri de varmış. Hatta arkadaşım şair olarak biliyormuş, onun da öykücülüğünden haberi yokmuş. Birlikte okuduk kitaplarını. İkimiz de beğendik.

ÇİSENTİ


İleri yaşına rağmen yazmış ve gayet güzel yazmış bir isim Nezihe Meriç.

Onun adını da yine ilk kez Selim İleri’nin Perisi Kaçmış Yazıları’nda okumuştum. ( Ya da O Yakamoz Söner’de) “Edebiyatın sayfalarında hak ettiği şekilde öne çıkartılmamış bir kalem diye düşünüyorum.” gibi bir şey demişti İleri. Doğru bulmuştum, çünkü sözde hikâye sever ben bu adı duymamış, üstelik de yazarın yüz sene evvel yaşamış bir yazar olup artık hayatta olmadığı vehmine (İleri’yi okuduğumda hayattaymış: 2007)  bile kapılmıştım.

Daha çok, en çok ve belki de hepsi, geçmiş hayatlara, anılara ait hikâyeler bunlar. Yormayan,diri,kısa,akıcı,sürükleyici, gündeliğin şamatasının ve geçmişin “acışmış”lığının içinde, şiirselliği akupunktur iğnesi gibi tam yerine değen-oturan  öyküler, yaşama sevincine değip geçmeyi ihmal etmeyen.

Arka kapakta, yazar “Öyküler yazmıyorum, öyküler yaşıyorum.”  demiş. Evet, bunu hissettim.

Yazarın çocukluğunu Anadolu’nun çeşitli yerlerinde geçirmiş olmasından olabilir dediğim, farklı kelime ve deyimlerin  kullanıldığı güzel bir Türkçe. Yazarın bir ikinci kişiyle ya da sizinle konuşuyormuş gibi kendini doğrudan öyküye dahil ettiği, hatta öykünün yazım aşamasında kendi düşündüklerine dahil ettiği hoş bir üslup. Hikâyelerin adlarından da üsluptaki farlılık anlaşılabilir. Yine arka kapağa göre bu kitap  Meriç’in öykücülüğünde yepyeni bir dönemeçmiş. (Önceki eserlerini

YAZ DÜŞLERİ, DÜŞ KIŞLARI

Kitabın adı: Yaz Düşleri,Düş  Kışları
Yazarı: Tomris Uyar (1941- 2003)
Yayınevi: YKY
Basım yılı: 2008
İlk basım: 1981


Tomris Uyar’ı sadece oyun yazarı olarak bilirdim. Oyunlarını da radyo tiyatrosu olarak dinlemişliğim vardı sanırım (ben küçükkenJ) Böyle güzel bir hikâyeci olacağı –ne yalan söyleyeyim- aklıma gelmezdi.

Dokuz güzel hikâye var: Kuskus, Filizkıran Fırtınası, Metal Yorgunluğu, Beyaz Bahçede, Oyun, Bayırdaki Ilgım, Zula, Rus Ruleti, Kuşluk Rakısı.

DOSTLUKLARIN SON GÜNÜ



“Kervanların, hörgüçlü develerin, gümüş çemberli sandıkların,ak çarşaflara sarınmış insanların, saçları terden yapış yapış siyah derili çocukların geçtiği bir ipek yolunda:

- Büyük duyarlıklarla yüklüydü, isteklerini aşıp geçen duyarlıklarla. Şimdi adını yineliyorum: Türkân. İnce, duygulu bir kızdı. Sabahları nasıl coşkuyla koşardı bir bankaya, birtakım kâğıtlara;dosyalara koşardı. Görseniz, “İşte başkaları için yaşayan biri” derdiniz.-

çangul çungul küpelerde, gerdanlıklarda;
bir baharat göçünde;
küplerde korunarak, hiç yaşlanmayarak,alkor ateşte erimeyerek, çil çil sayılarak;” (Para Hikâyesinden)

……….

Selim İleri’nin bir seferde aldığım üç kitabından biri Dostlukların Son Günü. Sait Faik Hikâye Ödülünü almış bu kitabıyla. İçinde 17 öykü var.

BEHÇET ÇELİK: GÜN ORTASINDA ARZU


Kitabın adı: Gün Ortasında Arzu (2008 S.Faik Hikâye Armağanı)
Yazarı: Behçet Çelik
Yayınevi: Can
Basım yılı: 2011


Yazarı tanımam, internette bir şey (ne olduğunu hatırlamıyorum şimdi) ararken web sayfasıyla karşılaşmam sayesinde oldu. Listeme not etmiştim, hem yeni kalemleri okuma hamlem adına, hem de Sait Faik Hikâye Armağanı Kazananlar adı altında açacağım blog etiketi adına.

Kitabı bitirdim. Damağımda kalan tat nedir diye sorsanız cevabım “bilmiyorum.”

Son zamanlarda okuduğum “hikâye” kitaplarındaki sorunum bu galiba: Aklımda kalıcı bir tat yoksunluğu. Oysa yine güzel bir Türkçe ile ve akıcılıkla karşılaştım, hatta sonlara doğru birkaç öykü Sait Faik tadındaydı, beğendim. Güzelce yazılmış detaylarla örülmüştü hikâyeler. Ama…

Kitaba genel bir konu atfedersem, göreceli de olsa başarısız olmuş,tutuk,sanatçı nitelikli erkek kahramanların “an” hikâyeleri: Ama bu “an”lar geçmiş” an”ların bugündeki yansımaları,ortaya çıkışları. Arka kapakta alıntılanan Asuman Kafaoğlu Büke’nin* dediği gibi. Gençlikteki arkadaşlar,sevgililer,şimdiki arkadaşlar,sevgililer…Ayrıca Y.Kopan’ın Bir de Baktım Yoksun’undaki gibi hikâyelerin çoğu birbirini tamamlıyordu; hava ve konu olarak. Toplam 18 öykü var.

Kitapta beğendiğim hikâyeler şunlar oldu:
* Bundan İbaret
* Kedi Bakıcısı
* Hayatlarımızın Aldığı Haller
* Müstesna Eylül
* Hâkim Amca Beni Sormuş ( fazladan bir yıldız)
* İntikam Peşinde
* Kukumav (nedense Avram Usta aklıma geldi bu hikâyeyi okurken)
* Hikâyeden Bir İş

Altı Çizili Satırlarım:

…Kaldırım taşına – özgürlüğün üzerine- oturdum… Kaldırımın altında cinayetlerden,katliamlardan,sahipsiz cesetlerden, tuzaklardan, havaya uçan, uçuran, uçurulan hayatlardan oluşmuş, katılaştıkça katılaşmış, yanık kokan bir alaşım akıyor…(Gün Ortasında Arzu)

…Okul yıllarında bizi küçümser,adını duymadığımız yazarların kitaplarını okurdu…

…Birileri vardı o yarım yamalak anladığım kitapları, yazıları yazan, ne zaman neler okumuşlardı da yazıyorlardı, bilemiyordum. Geri kaldığımı hissetmeye başladım, hiçbir zaman yetişemeyecektim. Aldığım notlar, altını çizdiğim satırlar zavallı görünmeye başladı.; zaman yavaşladı. Durdu. Durdum…(İyi Olacak İyi)

…Yaşamadığım her hayata duyduğum gıpta da canımı sıkmadı,her birine ayrı ayrı imrenmeme karşın. Sanki bazı parçalarım huzur bulmuştu, en büyük, en yakın parçam duymamışsa da hiç yoktan iyiydi. Başka parçalarımın olduğunun, olabildiğinin farkına varmak hoştu…

…Bazı hayatlar bir süre eşzamanlı yaşanıyor. Peş peşe aşık olup peş peşe yıkılıyoruz. Başka yerlerde aynı şeyleri yaşıyormuşuz gibi geliyor. Sanki aynı kitapta aynı satırların altını çiziyoruz,aynı hüsran duygusuyla aynı içkiyi yudumluyoruz- dostluk bundan ibaret. Basit bir eşzamanlılık. Makas açılıyor sonra….(Bundan İbaret)

…Sımsıkı boynunu çürütmek vardı, kulağına eğilip “Sıçarım bacağına,kes itliği!” demek… O denli öfkelenmemişim demek. Olgunluk sandıkları böyle bir şey aslında. İçin çürümesi. Tohumun gevşemesi,yanlış yerde, yanlış zamanda…(Islak Muşamba)

…Hatırlıyorum bunları, hayal de denebilir.Aynı kapıya çıkıyor. Zamanın hızı eşitliyor ikisini…(Yaz Bitti Diyorlar)

… “Bak” diyor, “şu saçma sapan roman bile ne kadar satmış. Söyle arkadaşına uzun yazsın.” …(İntikam Peşinde)


* Bu kişinin bir blogu ve kitap hakkında yazısı da varmış. Ben okumadım ama ilgilenenler okuyabilirler: edebiyatelestiri.blogspot.com

SABAH ESKİMİŞLİĞİN

Sabah eskimişliğin buzulları burnuma dek geliyor. Bilmem ne hanım geçen gün diyesiyiş ki, “Ayol onun kocası öyle koskoca bir koca ki!” Her kez sobaya kömür atmak gerekir, yoksa söner. Sobada eskimiş kışların külleri ar, ama mangal külleri. İki yüz gram peynir, yarım ekmek. “ Anneciğim kış helvası alabilir miyim?” (Çünkü yaz helvası da var, dondurulmuş tadı olan bir helva.)

**************

ÖZGÜRLÜK ATLARI

Çocukken dişlerimizi ceviz yapraklarıyla ovardık. Yaprağın acı güzel tadı ağzımıza yayılırdı. Ceviz ağaçları, gölgeli, olgun, erdemliydiler. Sanki onların ataları erenköylerde eski saraylarda,dizim dizim salınırlardı. Masallarda cevizleri unutmak olmazdı. Ben o zamanlar bu öfkeyi ve yoksulluğumu bilmiyordum. Parasız yatılı sınavına girerken tanrıya dua ediyordum. “Ne sandınız, o zaman tanrı vardı. Onunla aramıza dünya girmemişti… İlkokulu bitirmiştim. Ellerimde zafiyet bezeleri…Sınavı kazanmalıydım. Hiç yolu yoktu başka okumamın.” (S:18)

…..

Üste sıska bir üvey kız için aşırı sorumluluklara katlanmak. Sizi anladık üvey babacığım.

Küçük kızın yatma saati geldi. Atları çok az tanıyor, ama adamakıllı tutkun onlara, demek ki atları çok iyi tanıyor.

Ben çocukken ( ne zaman çocuk olmuştum!) görünmeyen adam olup pasta yemek isterdim. Ne kıtmış tutkularım.

Gidiyor musunuz? Güle güle. Kapıyı iyice kapayın. Sizden üşüdüm.

****************

TAŞRALI

Sokağın ucundan dön demiştiler. Aynı boyda budanmış akasya ağaçlarının bitiminde,yeşil panjurları olan evdir. Otobüsten indiğimde, sıcak geçen bir günün akşamüstüydü. Üstelik pazardı. Benim gibi yalnız biri için pazarları sevmenin güçlüğü anlatılmaz. Çözülmüş sarsak pazarlar öylesine altı çizilmiş oluyor ki… (s:31)

********************

KİTAP: Parasız Yatılı