Selim İleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Selim İleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

eski defterler pardon dergiler yahut

DÖNEMİMİZİN ROMANI OLUR MU...

Üniversitedeyken doğru düzgün kitapçı yoktu şehirde. Üstelik "Aaa, orası ülkücülerin, orada görünme, aaa burası şucuların ne işin var..." diyen kimseler vardı çevremde...İçerik olarak baktığında da üniversite kitapları ağırlıktaydı. Edebiyatla, sanatla ilgili kitap (rastgele, ne olursa artık) bulabildiğim bir tek yer vardı - adını şimdi hatırlayamıyorum, merkezdeki Medrese'nin içindeydi, evime yakın olduğu için de en çok oraya uğrardım, hey gidi günler-... 

İşte o kitabevi, bazen kitaplarımın arasına kimi dergileri sıkıştırırdı hediye olarak.Onlardan birkaçını saklamışım bazı yazılarından dolayı. O zamanlar ne idüğü belirsiz kimi isimler şimdilerin çok popüler yazarları olmuşlar :)) Bunlardan birisi de Murat Menteş. O zaman (1999 tarihli Kitap Haber dergisi, şimdilerde yok galiba bu dergi ) şu şekilde not düşmüşüm Menteş'in tarzı için :)

İSTEK ÜZERİNE

Aslında bu yazıyı facebook'ta yayınlamıştım ve burada paylaşmayı düşünmüyordum. Ama sevgili insandan kaçan hümanistimiz reca edince kırmak olmazdı... 

Aşağıdaki yazı, geçen yıllar içinde kesip sakladığım kupürlerin bazılarından çıkardığım notlardan oluştu.

*

Cemal Şakar'ın, 2008'de çıkan Hayalperdesi adlı öykü kitabı hakkında yapılmış bir röportajı kesip saklamışım. İkinci kez okuduğumda altını çizdiklerimden bazıları:

…Öykülerimi açıklamak, onları yazdıran muharrik gücü faş etmek istemem. Zira öykülerin bendeki karşılıklarını açıklamanın, okurun muhayyilesindeki muhtemel zenginlikleri daraltmak, öldürmek anlamına gelmesinden korkarım.

*
(Peki siz neresinde duruyorsunuz öykü kişilerinizi yazarken, hangi mesafeden bakıyorsunuz onlara, sorusuna karşılık olarak) Doğrusunu isterseniz oldukça netameli bir konu. Onlar benim, desem kahramanların hayalî kişiliklerine haksızlık etmiş olacağım; hayır,benimle ilgisi yok desem kendime ihanet etmiş olacağım.(…)

*
(…Kitapta, yer yer metinle oynamalar dikkat çekiyor.Bu türden biçim ve teknik arayışları tehlikeli olmuyor mu, sorusuna karşılık olarak) Elbette tehlikeli. Ama riski göze almadan da yeni bir şeyler yapabilmek zor. (…)

***

Sonra Beşir Ayvazoğlu'nun Edebiyat ve Dedikodu başlıklı ve 2009 tarihli bir köşe yazısı. Şöyle başlıyor: Eserlerini severek okuduğumuz birçok şair ve yazarın biyografilerini ayrıntılı bir biçimde ele aldığınız zaman sizin zihnininizde barışık olarak bir arada  yaşayan, sanat ve düşünce dünyanızı birlikte şekillendiren bu şahsiyetlerin gerçekte birbirleriyle sürekli didiştiklerini görerek hayrete düşersiniz."  Ardından da, Tanpınar, A.Halet Çelebi ve Necip Fazıl'ın birbirleriyle olan sürtüşmelerini örnek veriyor…


***

2009 tarihli bir gazete haberi: Orhan Pamuk'un Harvard'da verdiği Norton Seminerlerinin ilki hakkında. Bu makaleden, Pamuk'un, İngilizce çevirmenlerinin, edebiyat ajanının, "romanlarını incelemiş önemli eleştirmenler olarak bahsettiği J. Parla ve J. Updike'ın" birer Harvard mezunu olmaları aklımda yer etmişti. Seminerler, 6 adet oluyor ve sonradan üniversite tarafından kitaplaştırılıyor. (Bu seriden Calvino'nun Amerika Dersleri ve Eco'nun Anlatı Ormanlarında 6 Gezinti kitaplarını biliyorum. Pamuk'unkinin ise, günümüz itibariyle Saf ve Düşünceli Romancı olarak dilimizde olduğunu öğreniyorum. Haberde, Pamuk'un Schiller'in On Naive and Sentimental Poetry makalesine atfen romancıları ikiye ayırarak konuşmasına başladığı yazıyordu. Kitabın adının da bu atıfla ilgili olduğunu da şimdi fark ediyorum…) Pamuk, bu ilk derste en önemli bulduğu ve kıskandığı romanın ise Anna Karenina olduğunu söylemiş.


**
Birçok yazısını sakladığım Selim İleri, geçen  yılki yazılarından birinde, tanıdığı yazar ve şairlerin çalışma mekan ve şekillerinden bahsetmiş. Mesela Necatigil'in en çok kendi odasında, küçük odasında yazdığını, Attila İlhan'ın ise hiç mekan ayırt etmeden yazdığını…

***

Bir hafta sonu ekinde Mehmet Eroğlu, Buket Uzuner,Sevinç Çokum, Aslı Erdoğan,Ahmet Ümit,Mehmet Niyazi gibi isimlere sorulan "nasıl yazar oldunuz?" sorusunun cevaplarından müteşekkil tam sayfa bir yazı-röportaj. Cevaplardan seçilen başlıklar ise şöyle:

M.Eroğlu: Yazmaya karımın ilk maaşıyla aldığı daktiloyla başladım.
A.Erdoğan: Edebiyat camiasında kolayca tekme atılacak biri oldum hep.
B.Uzuner: Seni geri çevirdiği için pişman olmayan yayıncıya rastlamadım(Atıf Yılmaz'ın Uzuner'e söylediği imiş)
A.Ümit: TKP'ye rapor yazdığımı sanıyordum, hikâye yazmışım.

***





ÇİSENTİ


İleri yaşına rağmen yazmış ve gayet güzel yazmış bir isim Nezihe Meriç.

Onun adını da yine ilk kez Selim İleri’nin Perisi Kaçmış Yazıları’nda okumuştum. ( Ya da O Yakamoz Söner’de) “Edebiyatın sayfalarında hak ettiği şekilde öne çıkartılmamış bir kalem diye düşünüyorum.” gibi bir şey demişti İleri. Doğru bulmuştum, çünkü sözde hikâye sever ben bu adı duymamış, üstelik de yazarın yüz sene evvel yaşamış bir yazar olup artık hayatta olmadığı vehmine (İleri’yi okuduğumda hayattaymış: 2007)  bile kapılmıştım.

Daha çok, en çok ve belki de hepsi, geçmiş hayatlara, anılara ait hikâyeler bunlar. Yormayan,diri,kısa,akıcı,sürükleyici, gündeliğin şamatasının ve geçmişin “acışmış”lığının içinde, şiirselliği akupunktur iğnesi gibi tam yerine değen-oturan  öyküler, yaşama sevincine değip geçmeyi ihmal etmeyen.

Arka kapakta, yazar “Öyküler yazmıyorum, öyküler yaşıyorum.”  demiş. Evet, bunu hissettim.

Yazarın çocukluğunu Anadolu’nun çeşitli yerlerinde geçirmiş olmasından olabilir dediğim, farklı kelime ve deyimlerin  kullanıldığı güzel bir Türkçe. Yazarın bir ikinci kişiyle ya da sizinle konuşuyormuş gibi kendini doğrudan öyküye dahil ettiği, hatta öykünün yazım aşamasında kendi düşündüklerine dahil ettiği hoş bir üslup. Hikâyelerin adlarından da üsluptaki farlılık anlaşılabilir. Yine arka kapağa göre bu kitap  Meriç’in öykücülüğünde yepyeni bir dönemeçmiş. (Önceki eserlerini

DOSTLUKLARIN SON GÜNÜ



“Kervanların, hörgüçlü develerin, gümüş çemberli sandıkların,ak çarşaflara sarınmış insanların, saçları terden yapış yapış siyah derili çocukların geçtiği bir ipek yolunda:

- Büyük duyarlıklarla yüklüydü, isteklerini aşıp geçen duyarlıklarla. Şimdi adını yineliyorum: Türkân. İnce, duygulu bir kızdı. Sabahları nasıl coşkuyla koşardı bir bankaya, birtakım kâğıtlara;dosyalara koşardı. Görseniz, “İşte başkaları için yaşayan biri” derdiniz.-

çangul çungul küpelerde, gerdanlıklarda;
bir baharat göçünde;
küplerde korunarak, hiç yaşlanmayarak,alkor ateşte erimeyerek, çil çil sayılarak;” (Para Hikâyesinden)

……….

Selim İleri’nin bir seferde aldığım üç kitabından biri Dostlukların Son Günü. Sait Faik Hikâye Ödülünü almış bu kitabıyla. İçinde 17 öykü var.