5 Ocak 2013

İSTEK ÜZERİNE

Aslında bu yazıyı facebook'ta yayınlamıştım ve burada paylaşmayı düşünmüyordum. Ama sevgili insandan kaçan hümanistimiz reca edince kırmak olmazdı... 

Aşağıdaki yazı, geçen yıllar içinde kesip sakladığım kupürlerin bazılarından çıkardığım notlardan oluştu.

*

Cemal Şakar'ın, 2008'de çıkan Hayalperdesi adlı öykü kitabı hakkında yapılmış bir röportajı kesip saklamışım. İkinci kez okuduğumda altını çizdiklerimden bazıları:

…Öykülerimi açıklamak, onları yazdıran muharrik gücü faş etmek istemem. Zira öykülerin bendeki karşılıklarını açıklamanın, okurun muhayyilesindeki muhtemel zenginlikleri daraltmak, öldürmek anlamına gelmesinden korkarım.

*
(Peki siz neresinde duruyorsunuz öykü kişilerinizi yazarken, hangi mesafeden bakıyorsunuz onlara, sorusuna karşılık olarak) Doğrusunu isterseniz oldukça netameli bir konu. Onlar benim, desem kahramanların hayalî kişiliklerine haksızlık etmiş olacağım; hayır,benimle ilgisi yok desem kendime ihanet etmiş olacağım.(…)

*
(…Kitapta, yer yer metinle oynamalar dikkat çekiyor.Bu türden biçim ve teknik arayışları tehlikeli olmuyor mu, sorusuna karşılık olarak) Elbette tehlikeli. Ama riski göze almadan da yeni bir şeyler yapabilmek zor. (…)

***

Sonra Beşir Ayvazoğlu'nun Edebiyat ve Dedikodu başlıklı ve 2009 tarihli bir köşe yazısı. Şöyle başlıyor: Eserlerini severek okuduğumuz birçok şair ve yazarın biyografilerini ayrıntılı bir biçimde ele aldığınız zaman sizin zihnininizde barışık olarak bir arada  yaşayan, sanat ve düşünce dünyanızı birlikte şekillendiren bu şahsiyetlerin gerçekte birbirleriyle sürekli didiştiklerini görerek hayrete düşersiniz."  Ardından da, Tanpınar, A.Halet Çelebi ve Necip Fazıl'ın birbirleriyle olan sürtüşmelerini örnek veriyor…


***

2009 tarihli bir gazete haberi: Orhan Pamuk'un Harvard'da verdiği Norton Seminerlerinin ilki hakkında. Bu makaleden, Pamuk'un, İngilizce çevirmenlerinin, edebiyat ajanının, "romanlarını incelemiş önemli eleştirmenler olarak bahsettiği J. Parla ve J. Updike'ın" birer Harvard mezunu olmaları aklımda yer etmişti. Seminerler, 6 adet oluyor ve sonradan üniversite tarafından kitaplaştırılıyor. (Bu seriden Calvino'nun Amerika Dersleri ve Eco'nun Anlatı Ormanlarında 6 Gezinti kitaplarını biliyorum. Pamuk'unkinin ise, günümüz itibariyle Saf ve Düşünceli Romancı olarak dilimizde olduğunu öğreniyorum. Haberde, Pamuk'un Schiller'in On Naive and Sentimental Poetry makalesine atfen romancıları ikiye ayırarak konuşmasına başladığı yazıyordu. Kitabın adının da bu atıfla ilgili olduğunu da şimdi fark ediyorum…) Pamuk, bu ilk derste en önemli bulduğu ve kıskandığı romanın ise Anna Karenina olduğunu söylemiş.


**
Birçok yazısını sakladığım Selim İleri, geçen  yılki yazılarından birinde, tanıdığı yazar ve şairlerin çalışma mekan ve şekillerinden bahsetmiş. Mesela Necatigil'in en çok kendi odasında, küçük odasında yazdığını, Attila İlhan'ın ise hiç mekan ayırt etmeden yazdığını…

***

Bir hafta sonu ekinde Mehmet Eroğlu, Buket Uzuner,Sevinç Çokum, Aslı Erdoğan,Ahmet Ümit,Mehmet Niyazi gibi isimlere sorulan "nasıl yazar oldunuz?" sorusunun cevaplarından müteşekkil tam sayfa bir yazı-röportaj. Cevaplardan seçilen başlıklar ise şöyle:

M.Eroğlu: Yazmaya karımın ilk maaşıyla aldığı daktiloyla başladım.
A.Erdoğan: Edebiyat camiasında kolayca tekme atılacak biri oldum hep.
B.Uzuner: Seni geri çevirdiği için pişman olmayan yayıncıya rastlamadım(Atıf Yılmaz'ın Uzuner'e söylediği imiş)
A.Ümit: TKP'ye rapor yazdığımı sanıyordum, hikâye yazmışım.

***





8 yorum:

  1. Üsttekiler neyse de,şu son dört isim ne yaptığının pek farkında değil galiba..:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tam tersi, verdikleri cevapları okursan ve sonrasında kariyerlerine bakarsan gayet de farkındalar :)Belki edebiyata girişleri biraz "tesadüfi" o kadar :)

      Sil
  2. Ne güzel bir yazı! İnsan hemen bir kitabın başına geçmek istiyor bu yazıyı okuduktan sonra. Aklıma bir zamanlar okuduğum, 5 ayrı yazarın çocukluğunu anlatan "Ve Yazar Oldular" kitabını getirdi. En çok Nabokov'un anlatıldığı bölüm ilgimi çekmişti. (Nabokov tuhaf, kapalı bir çocuk, son derece steril bir hayat sürüyor ve büyük bir tutkuyla böcek koleksiyonu yapıyor.)
    Bir de Sema Aslan'ın "Benim Kitaplarım" diye bir derlemesi vardı. Yazarların kütüphanelerini fotoğraflıyor ve kitaplarla, kütüphaneleriyle ilgili söyleşiler yapıyor onlarla.
    Kitaplarla dolu bir yıl dileyeyim sevgili N.Narda, çok geç olmadan:)
    Sevgiler,

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sanatçıların,yazarların biyografilerini, anılarını okumak bir başka oluyor gerçekten de. Güzel yorumun ve dileğin için teşekkür ederim.

      Sil
  3. Beşir Ayvazoğlu'nun tespiti çok hoş....Dün gece Açık Deniz programında Dücane Cündioğlu'nu izledim. Yahya Kemal ile Nazım Hikmet'in annesi arasındaki aşk'tan bahsetti. Sırf siyaset uğruna kadına reva gördüğü davranışı yerdi...Bize kocaman meydanlar açan yazarlar hangi sığlıkları barındırıyorlar sorusu geliyor aklıma programın üzerine yazını okuyunca?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zap yaparken ben de rastlamıştım o programa, (Sadık Y.Uçanların bir kitabını almıştım üniversitedeyken, oradan aşinalığım vardır da:))ama açıkçası Cündioğlu pek okumayı-dinlmeyi düşündüğüm biri değil bu sıralar :) Veee...o kadar dedikodu var ki (geçmişte olduğu gibi şimdi de) edebiyat dünyasında,çalıp çırpmalar da cabası...dediğin gibi biz okurlar çok yüceltiyoruz yazarları kafamızda. Hatta bu aralar devam ettiğim edebiyat söyleşilerinde en taze dedikoduları,duyulmamış şeyleri öğrenebiliyorum ki şaşarsın :))İnsanın moralini bile bozuyor bazen, hele de yazmayı düşünen biri için:)

      Sil
    2. Edebaiyat'ın magazininden uzak duruyoruz o zaman:)

      Sil
    3. mümkün mertebe:)

      Sil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)