Fotomontajla yapılan ve insanları tahrikle provoke etmeye çalışanlar nasıl insanlardır sizce?
Son örneği 29 ekimde ülkemizde yaşanmış ( facebook ve twitterla işim çok olmadığı için -miş'li geçmiş zaman kullanıyorum)
Ve Sandy kasırgasında da Amerikan sanal medyasında.
Ama bu ikisi arasında bile AHLAK farkı var!
Bu ülkede kanlı çatışmalar çıksa, yaşadığımız PKK terörü yetmezmiş gibi, çok mutlu olacaklar var galiba!
İnsanlar neyi paylaşamazlar birlikte olup da bu güzelim ülkede çocuklarıyla birlikte huzurlu ve mutlu yaşamanın yollarını araştıracaklarına?
Sensin Etik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sensin Etik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SEKS KÖLELİĞİ Mİ DEDİN SAYIN DİBİNE DÜŞEN ARMUT?
Pınar Kür'den ilk
okumam Akışı Olmayan Sular öykü
kitabıydı. Çok etkilenmiştim. Düşünüyorum da, hikâyelerinin çoğu aklımda kalmış
nadir yazarlardan olmuş Pınar Kür…İlginç, şimdi yazarken fark ettim.
Asılacak Kadın'ı
okumaya karar verişim, yazarın, epey önce SkyTürk'te yayınlanan bir
röportajından sonra oldu. Bu arada annesi İsmet Kür, H. Nusret Zorlutuna'nın
kızkardeşiymiş. Edebiyatçı aile, armutlar dibe J
Asılacak Kadın, 80 sonrası yasaklanma talebiyle dava
edilmiş. Romanın konusu gerçek bir olaydan alınma ve haliyle cinsel içerikli.
Ama tutup bunu iddianamedeki gibi (kitabın sonuna eklenmiş Pınar Kür'ün
savunmasından öğreniyoruz) yalnızca cinsel tahrik amacıyla yazıldığını savunmak
mantıklı değil, zira savunmada da dendiği gibi, 15 yaşındaki korumasız bir
kızın zorla ve sapıkça cinsel ilişkilere sokulmasının anlatımından tahrik
olacakların ruh hastası olmaları kuvvetle
muhtemeldir.
Olayın gerçek olması, ve ne yazık ki N.Ç'ler gibi, Ö.Ç'ler
gibi halen ve halen devam ediyor olması tüyler ürpertici. Uzun lafa gerek yok.
Hepimiz her şeyin farkındayız…
(Mor Kalemlik'de de bir yazı vardı: http://morkalemlik.blogspot.com/2011/09/pnar-kur-aslacak-kadn.html)
Bir not: Selim İleri'nin de sıkça söylediği gibi, edebiyatımızda saklı ne isimler var, ki tarihimize de ışık tutuyorlar aslında...
BİR MUHALİF
KIZI Halide N. Zorlutuna: (d. 1901, İstanbul,
Osmanlı İmparatorluğu - ö. 10 Haziran 1984, İstanbul, Türkiye), Türk şair,
yazar, öğretmen.
"Kadın
yazarların annesi" olarak anılır. (…) Halide Nusret'in babası Avnullah Kazimi Bey, 1908 yılında
"Fedekeran-i Millet Cemiyeti" adlı bir siyasi parti kurup muhalefete
başladığı için İttihat ve Terakki Partisi yönetimi tarafından yıllarca sürgün
ve zindan hayatı yaşamak zorunda bırakılmıştı; bu nedenle Halide Nusret
çocukluğunda babasını çok az görebildi. (…) DEVAMI üstteki wiki linkinde.
Labels:
H.N.Zorlutuna,
İsmet Kür,
Kitap değerlendirme,
Pınar Kür,
Sensin Etik,
Tecavüz
KALDIRIM YOSMALARININ AYRIMCI SEVİCİSİ CİHAT BURAK
Cihat Burak
(1915-1994) mimar ve ressam olarak tarihimizde yerini almış bir isim. Bendeki yeri de maalesef ismendi. Resme neden
bu kadar uzağız (şimdiki) toplum olarak diye düşünmüşümdür sık sık.
Sinema,tiyatro,konser…bunlar iyi kötü ilgi görür de resim sergilerine filan
daha az gidilir sanki? Doğru dürüst ressamların çıkmayışından mıdır? Kendim bile resmi çok sevdiğim halde Türk resim tarihiyle ilgilenmemişimdir misal.(İslam dinindeki tasvir yasağını öne sürecekler
içinse naçizane Beşir Ayvazoğlu'nun
Aşk Estetiği kitabını öneririm)
Neyse efendim, Cihat Burak'ın 1992 Yunus Nadi Ödülü (Nasıl bir ödüldü bu aceba?) almış, anılarını
öyküleştirdiği kitabı Yakutiler.
Sahafta denk geldim ve almış bulundum.
Kitabın artısı, yazarın yaşadıklarını
anlatarak bir nevi kişisel tarih yazmış olması. İstanbul'un kendi çocukluk ve
ilk gençliğine göre geçirdiği değişimlerden tutun da genelev alışkanlıklarına,
mimar gözüyle değerlendirilen yapılardan (bkz. Ece Ayhan'ın şiirinde de,Sait Faik'in bir yazısında da geçen Çanakkaleli Melahat nam-ı esas genelev mamasının yaptırdığı mermer bina :)) Paris anılarına, politik düşüncelerine
dek, bohemliğinin birçok şeyini açık yüreklilikle, biraz da üstten
bakarak yazmış Burak. Başarılı, ilginç,yaşanmış öyküler olmuş hepsi.
Bir
kez daha kanıtlanan ise şu oldu: Türkiye'nin
şu an içinde bulunduğu ahlaksız kapitalizmin, insana değer vermeyişin temelleri ta o zamanlara
dayanıyor. Çözülme, yakın bir tarihe ait değil. Cumhuriyet dönemini, az
öncesini anlatan her anı-kitapta benzer şikâyetlerin altını çiziyorum ve bir
toplumun,bir gecede ya da birkaç yılda çözülüp bozulmadığını anlıyorum.
Dolayısıyla toparlanması da o kadar kolay olmuyor. Bunu gördükçe ülkem ve genç
nesilleri için kaygım artıyor…
Ahlaksızlık derken herhangi bir dinin,toplumun kurallarından
ziyade "insana" değer vermeyişin de altını çiziyorum burada. Kim ne
derse desin ahlakın ortak ve temel bir tanımı yapılabilir ve bu önce insana
değer vermektir. İnsanı daha başta sadece insan olduğu için değerli ve şerefli
olarak kabul ettiğiniz an bir şeyler yoluna girecektir bu ülkede… -izm'leri değil de "Yaratılanı severiz Yaratandan ötürü" güzelliğine varmanın ya
da oradan yola çıkmanın enginliğini düşünerek yazmayı bırakıyorum…
Bir not: Yukarıda link verdiğim Ece Ayhan hakkındaki blog yazısını ben gibi Ece Ayhan bilmeyenler için öneririm.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)