DOKUZDOLAMBAÇ
Arabanın bu
kadar eski püskü olacağı aklıma gelmemişti. Bir saatlik yol demişlerdi ama
yolun bundan çok daha uzun süreceğini arabayı görür görmez anlamıştım. Sigara
yasağı yeni gelmişti. Dışarıda son nefesleri çekip bindik.
DOKUZDOLAMBAÇ
Arabanın bu
kadar eski püskü olacağı aklıma gelmemişti. Bir saatlik yol demişlerdi ama
yolun bundan çok daha uzun süreceğini arabayı görür görmez anlamıştım. Sigara
yasağı yeni gelmişti. Dışarıda son nefesleri çekip bindik.
ALİ İHSAN JOHN
WRITE'A KARŞI
Suzan, bu işte
bir kabahati olduğunu hiç düşünmedi (Çünkü yoktu). Ali İhsan da öyle. Her salı
ve cuma fizik tedaviye giden Rahime de. John Write zaten sadece bilgi dağarcığında olduğu için bu meselede
kıyas unsuru. O yüzden onu şimdiden işe karıştırmayalım.
Suzan, orta
büyüklükteki bir şirkette Kâğıtlardan Sorumlu Başkadın. Büyük kâğıtlar, küçük
kâğıtlar, renkli kâğıtlar, mühürlü, imzalı, kontrollü kopya ya da gizli kaşeli,
önemsiz kâğıtlar ya da önemliymiş numarası yapan kâğıtlar ve diğerleri.
(Diğerleri'nin ilerleyen satırlarda yan karakter olacağını umuyoruz. Ben ve
Suzan.)
YATAK ODASI GÜNLÜĞÜ
Şekerli vanilin,
15'li, 2 lira.
Çikilopçuk, 160
gram, 1 lira.
Elma çayı, 3
lira 25 kuruş.
Meyveli soda,
6'lı, 3 lira 99 kuruş.
100 gram Türk
kahvesi, 2 lira 99 kuruş.
Bunları hep pazarlamacılar çıkarıyor,
işleri bu! 99 kuruşmuş, algıyı iyi yönetiyor pezevenkler, ben kanmam ama! Halk,
vatandaş, herkes, sizin için, diyorlar. Sözde halkın yanındalar. Ama ben bunu
da yutmam. Gelir düzeyi ortalamanın da altında, ya da mecburi tasarrufları
olanlar için, hem de üpünlü markalar, yemişim markalarını, daha az kaliteli,
daha az lezzetli, daha kötü paketli ürünler yapıyorlar ve bunların adını
vatandaş koyuyorlar. Sözde onları düşünüyorlar. Halbuki ne kibirli olduklarını
gösteriyorlar böylelikle. Hakım derken bokum diyorlar yani! Hayır, dertleri
düşünceli görünmek de değil, para kimin cebindeyse onu çekmek. Az olandan az,
çok olandan çok. Burjuva dölleri! Liste yapmazsam çıldırıp çıkarım o yerlerden.
Bir şey eksik sanki…
SEVMEK
KOLAY
Bir sıcak söz, bir demlik çay...
İşte sevmek bu kadar kolay.
Bastığımız toprak, gökyüzünde ay,
Al tut elimi bu kadar kolay*
Dolmuştan indiğimde bacağım hâlâ sızlıyordu.
Asıl sızlayanın ne olduğunu aslında herkes tahmin edebilir.
ÖYKÜ
BURADA BİR TÜRLÜ BİTMİYOR
ENCELADUS
GÖKTE
Yol
kenarında mermer atölyeleri uzanıp giderken, dümdüz Afyon ovasının üzerindeki
engin bulutları seyrettim.
Yükselmiş,
alçalmış yağmur bulutlarıyla dolu gepgeniş göğü seyrettim gelirken.
Şehirdeyken
asla fark edilmeyen gökyüzüne, o dümdüz, hasat edilmiş tarlaların ortasından
bakmak... İkisi asla aynı değil. Şehirde gök yok, kuş yok, dal yok, yaprak yok,
yıldız yok, üç dakikada batan güneş yok, üç dakikada batan güneşi seyredebileceğin
bir yerin yok. Kapanmayan manzaralı diyerek trilyon liraya sattıkları dağ başı
evlerde görürsün belki gün doğumunu ve gün batımını, ama dediğimin bu
olmadığını biliyorsun sen.
Sen, Nahit bey,