Altbaşlık: Koy be abicim bir türkü, Selahattin Alpay'dan olsun!
Yekta Kopan,uzunca süredir okuma listemdeydi. Ama bu kitabı değil, 2002’de Sait Faik Hikaye Ödülü aldığı kitabı. Onunla başlamayı düşünmüştüm.
Avram Usta geçenlerde Nurdan Beşergil’in Bir Sonraki Dolunay’ı ile Kopan’ın Bir de Baktım Yoksun’unu önerince, (ismi itici gelse de) neden olmasın, diyerek kitapçıya yollandım. Gerçi almayı planladığım kitabının adı da iticiydi (Aşk Mutfağından Yalnızlık Tarifleri) ama Sait Faik neredeyse aşil topuğum gibi. Hayır,ödül değil, ödüllere önem vermeyi bırakalı bir onüç- ondört yıl oluyor. Ama onun adına nelere ödül veriliyor hep merak ediyorum.
Beşergil’i hiç duymamıştım. Kopan ise benim için Marty McFly’ın (macfly mı yoksa:) “Doktoooor!” diyen sesiydi. Ve diğer sevdiğim seslendirmeciler arasındaydı. (Sungun Babacan başkomutandır bu arada, rahmetli Mümtaz Sevinç, Aydın Sözeri, Sezai Aydın,Macide Tanır…hakeza. Neyse efendim.) Onun tv’lerde sunucu olarak boy göstermesi gayet doğaldı bu yüzden. Ama yazdığını epey bir sonra öğrendim.
Açıkçası güzel bir Türkçe ile karşılaşacağımı biliyordum. Zira TRT’de seslendirme yapmak demek Türkçe’nin hak ettiği şekilde biliniyor,konuşuluyor olması demekti bana göre. Ama korkuyordum da.
Korktuğum başıma geldi. Kopan, güzel bir Türkçe ile hikâyeler yazan iyi bir anlatıcı. Kitapta iki yerde karakterlerin dediği “Kim kötü bir anlatıcı olmak ister ki?” sorusunun onunla ilgili cevabı bu işte: İyi bir anlatıcı.
Yalnız bir türlü kitaba dahil olamadım. İşaretlediğim her bir paragraf ya da cümleden sonra beni bu kez uzaklaştıran bir ya da birçok şey oldu. Hah, budur işte dediğim bir kitap olamadı kısaca. (Nurdan Beşergil’de de başta aynı şeyler olduysa da sonlara doğru daha iyiydi diyebilirim. İnşaallah o da bir sonraki yazıya.)
Konular zaten baştan sona ilgimi çekemedi. Orjinallik de bulamadım: Kahraman, günümüz “erkek bireyinin” babasıyla hesaplaşması olan,(bu hayatıyla ya da tüm bir hayatla,dünyayla hesaplaşma da demek oluyor) babası gibi yazıcı- çizici taifesinden, aileden dolayı çocukluk travması geçirmiş naif, duygusal,sessiz, … diyebileceğimiz bir örneği … Hikâyeler belki de bir oğul olmadığım için bana uzak kalmıştır. :) (“Benim babam öldü, kör oldum” hikâyeleri. Ne güzel şiirdir di mi o, sayfalar yerine üç-beş satır…Şairler o yüzden uzun yaşamıyorlardır herhalde :) Bu noktada, kitaptaki öykülerin ayrı gibi dursalar da birbiri ile bağlı olduğunu belirtmek gerek. Bu tarzı ilk kez,yıllar önce Selim İleri’nin Dostlukların Son Günü’nde görmüştüm: Öyküleri toplayınca sanki bir roman,romanın bir karakteri,parçası çıkıyor ortaya.
Hikâyelerde bir sentez gördüm sanki (bi’ kedi gördüm sanki). Şöyle söylemeye çalışayım: