3 Şubat 2013

SAÇLARINI ELİMLE TARAYACAĞIM SARHOŞ BİR ARABACI ARIYORUM…


                              
Notlarımın hepsini masamdan alıp diğer odaya geçtim. Taslaklarım, parça pinçik kâğıtlardaki notlarım, fikirlerim, yarım kalmış yazılarım, benden beklenen yazılar, hikâye müsveddelerim… Ama birden çalışmaktan vazgeçtim. İçimdeki hayal kırıklığını (sükut-u hayal!) yazarak geçirebileceğimi düşünmüştüm. Geçerdi de. Yahut geçiştirilebilirdi. İki sonuç da iş görürdü nihayetinde.

Ama yazmaya başlamak yerine okumaya karar verdim. En sevdiğim kitaplardan seçtim bu kez: yeni bir şey okumak istemiyordum hiç. Oysa Hesse'nin ve Chomsky'nin kitaplarına başlamıştım. Hayır, onlar olmaz. Sait Faik çektim raftan bir tane.  Ne zamandır okumuyorum Sait Faik hikâyeleri. Onun serkeşliğini, kırmalı dökmeli, küfürlü anılarını başka öykücülerin anı kitaplarından okusam da hikâyelerini ellemedim uzun süredir, onu orada bıraktım. Peki ama neden, o kadar da severken?


Sait Faik hikâyeleri okumak… ya da onun raftaki yerinde öyle dosdoğruca durması… bir … hayal kırıklığı gibi… (Geçmiş geri gelmez)

Füruzan'ın Parasız Yatılısı, onu da al. Şiir? A. İlhan? T.Uyar? İ. Tenekeci? Didem Madak? Hayır, şiir hiç olmaz şu anda.

Kapı zili bölüyor içinde kaybolmayı beceremediğim bu dünyayı, büyük bir bıçakla portakal keser gibi. Portakal kokusu sızmalı kan kokusu yerine, kes, kes, kes…Son sahneyi baştan…Işık, ışıkçı nerde?

Komşu bölüyor içinden çıkmayı beceremediğim bu dünyayı. Adım uzun ve değişik geldiği için daha taşındığımız ilk günden: "Sana güzel kız diyeceğim bundan sonra, kusura bakmazsın adını diyemediğim için değil mi?" diyen ve bir yıldır bana her gördüğünde istisnasız "güzel kız" diye seslenen komşu, elinde örgüsü, boyun, bel ve bacak ağrılarıyla birlikte içeri giriyor. 

Sinemadan çıktığımda yağmur yine başlamıştı. Ne yapacağım? Küfrettim. Ana avrat küfrettim. Canım bir yürümek istiyordu ki… Şoförün biri:

-Atikali, Atikali- diye bağırdı.

Gider miyim Atikali'ye gecenin bu saatinde, giderim. Atladım şoförün yanına. Dere tepe düz gittik. Otomobilin buğulu, damalı camlarında kırmızı, sarı, yeşil, türlü ışıklar görerek, bir renk dalgası içinde Atikali'ye vardık.

Şişli'de Bomonti durağından yüz adım yürüsem evime varır, iki yorganlı yatağımın çukuruna büzülür dostum Panco'yu düşünürüm. Şimdilik  başka kimsem yok. İstanbul adalarının birinde hasta anam yatar döşeğinde. Kara köpeğim de karyolanın altında onu ve beni bekler. Panco, Çilek isimli bir sokakta oturur. Futbol oyunları görür rüyasında. Yahut da yine rüyasında pişpirik oynar. Ben gece yarısından sonra yağmurlu bir havada Atikali'deyim. Sözümona bir bulvar üstündeyim. Yürüyorum. Yağmur da yağıyor. Evet, yağmurun, yalnızlığın, Atikali'nin hakkı var: Uzaklaştıkça anamı, Panco'yu, köpeğim Arabı daha çok özlüyorum.

Üçü de uykudadır. Annem horluyor, Arap uyanmış, sokağa kulak veriyor, Panco rüya da görmüyor, demincek anlattım.

Ben, iki insan ve bir hayvan düşünerek yağmurun altında, Atikali'nin bilmediğim sokaklarına sapıyorum. Bekçi düdükleri geliyor. Bir evden deli gibi birisi fırlıyor. Üstüme çullanıyor:

-Dostumu öldürdüm abi!- diyor- sakla beni.

Paltomun cebini gösteriyorum.  Dikişlerinden yağmur girmiş, sabahki yediğim simidin susamları kokan cebimi. Girip kayboluyor.

- İsmin ne senin? - diye sesleniyorum cebime.
- Hidayet.
- Neden öldürdün Hidayet?
- Seviyordum be abi!
- Nasıl seviyordun Hidayet!
- Deli gibi be abi! Gün onunla ağarıyordu. Ben susam helvası satarım abi gündüzleri. Cebin de mis gibi simit kokuyor abi. Gün onunla ağarır, onunla kararırdı. Bir dakkam yoktu onu düşünmediğim. Abi, rüyada gibi yaşardım.
(…)

Atatürk Köprüsünde rastladım adama. İki elini trabzana dayamış, Haliç'e öğürüyordu. Yanında durdum. Zıplar gibi iki üç defa daha ayakkabılarının ucuna basarak yükseldi. Sonra durdu. Mendilimi çıkarıp gidip yüzünü sildim. Ağzını sildim. Gözüne düşen saçlarını elimle taradım. Yüzünü bana çevirince iki büyük ve siyah göz dostça bana baktı.

-Çok içtim amca- dedi.

Ukalalık etmedim:

- İçmeli delikanlı- dedim, içince çok içmeli.
- Aşk olsun amca- dedi,  sen de bizdenmişsin.
- Zamanında- dedim.
- Çok mu içerdin?- dedi.

Alt dudağımı üst dudağıma adamakıllı yapıştırıp sağ elimle de havaya hafiften iki üç tokat salladım. Panco, sen de yap böyle, ne demek istediğimi anlarsın.

- Belli, belli amca- dedi, suratında nur kalmamış.

Kızdım:
- Nurum içimde oğlum- dedim- içim pırıl pırıl. İçim aşkla dolu, dostlukla dolu, hiç olmazsa bu akşamlık. Sen bakma o yüzdeki nura. Yalancıdır, aldatır.

- Öyle mi dersin?- dedi. Arkasından: " Öyle mi derler tombul gelin böyle mi derler?" şarkısını söyleyerek uzaklaşırken yakaladım.

-  Yok- dedim- salıvermem seni. Anlat bana nerde içtin?
- Nerede olacak amca, bırak gece yarısı hoşbeşi Allahaşkına, aydım artık, gidip yatayım. Yarın erken araba koşacağız. Moruk kıyameti koparır, uyutamazsak. Senin anlayacağın amca, na şu karşıdaki evde bir karı oturur. Yahudi karısı. Kocası Ankara'ya gitmiş. Bizi çağırdı. Gittik, beraberce içtik. Herif gece yarısı damlamaz mı? Pişkin adammış. Bizi karşı karşıya görünce bir tek kelime söylemedi. Bir kenara oturdu. Karı da pişkinmiş, o da sanki odada kimse yokmuş gibi bir bana, bir kendisine, bir herife dayadı rakıyı. Üçümüz bir kelime söylemeden yedişer kadeh daha içtik. " Ee, bana müsaade!" dedim. Karı, "Müsaade sizin efendim" dedi. Herif yüzü sapsarı, mükemmel bir Türkçe ile: "Şeref-i ikballe!" dedi. Ben kırdım. Sonra ne oldu evde, bilmem.

-Uy anam! -dedim ben.
-Ya, uy anam! -dedi, genç, yakışıklı, bıçkın arabacı.

İkimiz de Atatürk Köprüsü'nü ters tarafından arşınlayarak Haliç'in öteki yakalarına vardık.
Ben Azakkapı'da iken onun Unkapanı'ndan narasını duydum:
-Uy anam!- diyordu.

Öyle Bir Hikâye, Sait Faik, Bilgi  Yayınevi,Tüm Eserleri-7, 1976.

12 yorum:

  1. Ölümü görün yazın bir şeyler diyorsun ya:)
    Hiç sevmem çat kapı gelen komşuları, ister içinde olayım ister dışında olayım, o anki dünyamın bölünmesini.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ben de sevmiyorum, hatta nefret ederim.

      Sil
  2. Bu devirde sarhoş arabacı bulmak çok zor..!
    Hikaye güzel..:)

    Daha güzeli şu bence "...komşu,elinde örgüsü,boyun,bel ve bacak ağrılarıyla birlikte içeri giriyor."


    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hep ulaşılamaza talip olmuşumdur :p

      hikayenin tamamı daha da güzeldir.

      Sil
  3. Çok hoşmuş, sayende okuduk Nardacım eline sağlık:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tamamı daha uzun, ilk kısımlarını yazdım ben:)

      Sil
  4. Çok güzeldi canımm.Sağol bizimle paylaştığın için.Zevkle okudum.

    YanıtlaSil
  5. Merhaba :)

    "Yazmasaydım, çıldıracaktım.." demiş üstad..
    İyi ki demiş, biz de bu güzel satırlarıyla buluşmuşuz..
    Aktardığınız öyküsünü ilk defa okudum..
    Bu aralar, Vüs'at O. Bener'in öykülerini okuyorum ben de, tavsiye etmiş olayım bitirirken..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eskimiyor Sait Faik...
      Bener'i atölye hocalarımızdan tavsiye edenler olmuştu ama henüz okumadım...Liste giderek kabarıyor.

      Sil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)