"Kleist,
salt gerçekten daha çok varlığın bilincindeydi: sürekli olarak yabanıl yaşadı;
hatta kendi çağına ve çevresine bile düşmandı. Öteki insanların tutarsızlığını
ve bağımlılığını hiçbir zaman tam olarak anlayamadı. İnsanlar da Kleist'ın o
anlaşılmaz katılığını, fanatik abartıcılığını kavrayamadı.(Stefan Zweig)
…
Kleist'ın ruh dünyası iki ayrı parçaya bölünmüştü; tropik
yakıcılıktaki fantastik dünya ile donuk,soğuk, çözümsel madde dünyası.
Dolayısıyla sanatı da bu ikilemin etkisindeydi ve en uç noktaya kadar uzanmaktaydı.
Kleist'ı sınırlı ve kısır bir drama yazarı olarak tanımlayan eleştirmenler,
öykücülüğünü önemsemişlerdir. (…) Kleist öykülerinde kendi benliğini bütünüyle
devreden çıkarır, tutkularını bastırır, yazar olarak kendini bütün olarak silikleştirip
-çok büyük beceriyle- yalnızca katılımsız bir gözlemci olur. Doğal olarak bu da
sanatın tehlikeli bir yanı sayılabilir. Alman edebiyatında onun öyküleri kadar gözlemci,donuk
ama o oranda da ustaca bir maddecilik sergilenmemiştir. (…)" (Önsözlerden.)
Cancan yayınlarının yaz kampanyasından almıştım Locarno Dilencisini. Ve içindeki
öyküler Borges, Marquez ya da Fuentes'in büyülü gerçeklik tarzını
çağrıştırsa da yukarıda alıntıladığım gibi daha donuk, masalımsının sonunda düz
gerçek, realist öykünün sonunda sürrealist bir son gibi karışımlarla yazılmış. Okunabilir
ama şart değil bence J
Bir not: İntihar eden Türk
şairler hakkında bir kitap yayınlanmış galiba. Bulamadım ama intihar
etmiş ünlü yazarları sıralamak geldi
içimden bir yazıda. Hemingway,Zweig,Kleist,Nerval,Pavese,Woolf,Plath…ilk aklıma
gelenler oldu.
***