Ş.Öyküleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ş.Öyküleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

ANLIK


Beni sevdiğini söylediğinde, buna hemen inanacak durumdaydım. Başka zamanlar olsa, en azından, bu kadar kısa sürede mi, diye sorardım.

Dut yaprakları, bahçede, sarmalık olacak kadar irileştiğinde, yarım kilo kadar topladım. Yürek şeklindeki bu yaprakları sarması daha kolaydır. Daha çabuk pişer üstelik. Pişince, tatlı, koyu bir yeşil renk alırlar. Akşam, bunlardan bir tabak ona götürmeye karar vermiştim. Akşam üstü yola çıktım. Taksiyle beş dakikada varırdım yazıhanesine. Vardım.  Vardığımda, maksimum mini etekli bir kızıl saçlıyla öpüşüyordu. Göbek göbeğe, sıkıca. İyi manzaraydı hani.

“Orospu çocuğu” dedim kuvvetlice,bastırarak. Streç filmle kaplı tabağı elimde sıkıca tutuyordum. O piçin kursağına tek lokması girecek değildi. Sırtımı dönüp çıkacakken hırsımı alamayıp bir kez daha baktım arkaya ve yineledim.  Ölü anasına saygıyı düşünecek durumda değildim elbet.

Desenli, külotlu naylon çorabıyla daha bir parlayan bacaklar, önünden ayrılmıştı. Çıktım kapıdan. Ellerim titriyor, kafam da kaynıyordu muhtemelen. Arkamdan yetişip elini omzuma bastırdı: “Ne desen haklısın ama bir anlık bir şeydi bu, lütfen, akşam arayacağım seni, lütfen telefonu aç.”

Beni tanıma fırsatını kendisi için yaratmış oldu böylece: “Bu benimki bir anlık değildi, orospu çocuğu.”

KEDİADAM -CATMAN



Eğimi hızlıca yürüyorum. Acelem yoksa da alışkanlığım var. Beş yıl öncesinin modası olan keten perdeler, açık bir pencereden savruluyor. Turuncu bir koltuk minderi, pencere çarpmasın diye pervaz arasına konmuş.  İki kadının sesleri hafiften duyuluyor; konuşuyorlar. Ne dediklerini duymam için yavaşlamam gerekirdi ama evin önünden çoktan geçmiştim.

Kızartma kokuları yayılmaya başlamış. Bu, sadece bir mevsime özgü; bu mevsime, yaza.

Yıkılan iki katlı, eski binanın yenisi çarçabuk yapılmış. İşte, gözlerim aradığını buldu: Uçuk pembe renkli sardunyalar, her yıl olduğu gibi şimdi de tomur tomur açmışlar. Kırmızı hyundai’nin kaportasında kıvrılıp uyumuş kara kediyi görünce şaşırıyorum: sabahlar olmasın! Gölgeyi kaçırmamış bu kediyi kucaklayıp tortop edip eve getirmek geliyor içimden. Tozlu, uzun, kara tüyleri içinde kafası kaybolmuş gibi.

Bir adamı farkediyorum: Kedinin önünde duruyor. Elleri kocaman, çirkin. Tırnakları temiz ama bakımsız. Kediyi gözleriyle değil bu elleriyle süzüyor sanki. Yaşların ortasını bulmuş. Saçları seyrek,ince,kısa. Erkek cinsinin ortak kâbusuna yakın gibi. Neden durmuş kediye bakıyor? Kedicik uyuyor olmalı çünkü kafasını boynunun altına gömmüş, sadece kulakları görünüyor.

Adam, hafifçe boğazını temizledi. Cebine soktu çirkin elini. Araba anahtarı çıktı o cepten. Bana dönüyor: “ Alarmı çaldırsam mı daha az korkar, elimle kaldırsam mı?”


O an adama âşık oluyorum.