Beni
sevdiğini söylediğinde, buna hemen inanacak durumdaydım. Başka zamanlar olsa,
en azından, bu kadar kısa sürede mi, diye sorardım.
Dut
yaprakları, bahçede, sarmalık olacak kadar irileştiğinde, yarım kilo kadar
topladım. Yürek şeklindeki bu yaprakları sarması daha kolaydır. Daha çabuk
pişer üstelik. Pişince, tatlı, koyu bir yeşil renk alırlar. Akşam, bunlardan
bir tabak ona götürmeye karar vermiştim. Akşam üstü yola çıktım. Taksiyle beş
dakikada varırdım yazıhanesine. Vardım.
Vardığımda, maksimum mini
etekli bir kızıl saçlıyla öpüşüyordu. Göbek göbeğe, sıkıca. İyi manzaraydı hani.
“Orospu
çocuğu” dedim kuvvetlice,bastırarak. Streç filmle kaplı tabağı elimde sıkıca tutuyordum.
O piçin kursağına tek lokması girecek değildi. Sırtımı dönüp
çıkacakken hırsımı alamayıp bir kez daha baktım arkaya ve yineledim. Ölü anasına saygıyı düşünecek durumda değildim
elbet.
Desenli, külotlu
naylon çorabıyla daha bir parlayan bacaklar, önünden ayrılmıştı. Çıktım
kapıdan. Ellerim titriyor, kafam da kaynıyordu muhtemelen. Arkamdan yetişip elini
omzuma bastırdı: “Ne desen haklısın ama bir anlık bir şeydi bu, lütfen, akşam
arayacağım seni, lütfen telefonu aç.”
Beni tanıma
fırsatını kendisi için yaratmış oldu böylece: “Bu benimki bir anlık değildi,
orospu çocuğu.”