17 Ocak 2012

FİLM Mİ, HEMINGWAY Mİ?


Aslında taze izlediğim bir filmden bahsedeyim diyordum ama belki sonra: Hemingway ağır bastı galiba. (Aklımda Demir Lady vardı ama arkadaşım “Canım sıkkın,eğlenceli bir şey olsun” deyince Entelköy Efeköy’e Karşı’yı seçmek zorunda kaldım,iyi güldük gerçi, boş ve soğuk salonda ısındık biraz.Demir Lady  olsa eyiydi, Hemingway'e kalmazdım ya, arkadaş kurbanıyız J)

Hemingway’i, Silahlara Veda’sından sonra özel olarak okumam bir daha diyordum. Hayır, kötü olduğundan değil, bana biraz kuru geldiğinden,daha doğrusu konusunu sevemediğimden…Bilemiyorum işte, çok da başucu kitabım değil.

Bu kitabın da kapağında roman yazmasına aldırmayıp içine bakınca hikâyeler olduğunu gördüm. Eski püskü, cep boy, aldım işte.En çok da  kapağını bir çocuğun karaladığı belli olduğundan ısınıverdim kitaba, yani onun benden önceki hayatınaJ


İkisi uzun olmak üzere ( Klimanjaro’nun Karları, Yenilmez Adam) 9 hikâye var:

Klimanjaro’nun Karları, Yenilmez Adam,İsviçre’ye Övgü,Yağmur Altındaki Kedi, Mr. ve Mrs.Elliot, Bir Günlük Bekleyiş, Michigan Taraflarında, Kızılderililer Kampı, Bizim Peder.

Bir boğa güreşçisini ve boğa güreşlerini anlatan Yenilmez Adam haricinde hepsini sevdim. Klasik, ama belirli sonu olmayan,yalın bir dille yazılmış,kesit halinde hikâyeler. Gündelik hayat içinde değişik, zorlu hayatlardan acı,kaygı,ölüm,korku,sevgi isteği… bezeli kesitler…  Kısa ve güzel bir yolculuktu. İsviçre’ye Övgü pek muzipti,ayrı sevdim. Üşenmeyip aşağıya yazdığım bu kısa hikâyeyi de. (Aslında İsviçre’ye Övgü’yü yazacaktım ama bu çok daha kısaydıJ)

YAĞMUR ALTINDAKİ KEDİ


Otelde yalnız iki Amerikalı vardı. Odalarına gidip gelirken merdivenlerde rastladıkları insanların hiçbirini tanımıyorlardı. Odaları ikinci katta ve denizi görüyordu. Aynı zamanda parkı ve Savaş Anıtı’nı da görüyordu. Parkı, büyük palmiyeler ve yeşil kanepeler süslüyordu. İyi havalarda burada daima sehpasının başında çalışan bir ressam bulunurdu. Palmiyelerin ve renkli cepheleri bahçelere ve denize bakan otellerin teşkil ettiği manzarayı sanatçılar beğenirlerdi. İtalyanlar uzak mesafelerden  Savaş Anıtı’nı görmeye gelirlerdi. Anıt bronzdandı ve yağmur yağıyordu. Palmiyelerin yapraklarından yağmur damlaları düşüyordu. Çakıl döşeli patikaların üzerinde yer yer gölcükler meydana gelmişti. Deniz,uzun dalgalar halinde gelip kıyıya çarpıyor,sonra tekrar kuvvet toplamak için geri çekiliyordu. Savaş Anıtının dikili bulunduğu alanda hiç otomobil kalmamıştı. Karşıdaki lokantanın kapısında bir garson bomboş alana bakıyordu.

Amerikalı’nın karısı pencereden dışarıyı seyrediyordu. Tam pencerelerinin önünde, yeşile boyalı masalardan birinin altında bir kedi büzülmüş duruyordu. Üstüne yağmur damlamasın diye de sürekli küçülmeye çalışıyordu. Kadın:“İnip şu kediyi alacağım” dedi.

Kocası yattığı yerden: “ Ben gideyim” teklifinde bulundu.

“ Hayır ben alacağım. Zavallı kedi, ıslanmamak için masanın altına sığınmaya çalışıyor.”

Adam,yatağın ayak ucunda, arkasına yerleştirdiği iki yastığa yaslanmış, kitabını okuyordu: “Islanma ama” dedi.

Kadın aşağıya indi. Otel sahibinin yazıhanesinin önünden geçerken, adam ayağa kalkıp kendisini selamladı. Masası,yazıhanenin dipteki köşesindeydi. Adam yaşlı ve çok uzun boyluydu. Amerikalının karısı:
“Il piove (yağmur yağıyor)” dedi. Otel sahibinden hoşlanmıştı.
“Si si signora,brutto tempo. Çok kötü hava.”

Adam, boş yazıhanede, masanın arkasında ayakta duruyordu. Amerikalının karısı onu beğenmişti. Herhangi bir isteği büyük  bir ciddiyetle dinleyişi, tavırlarındaki vekar hoşuna gitmişti. Kendisine hizmet etmek için gösterdiği istek ve otel sahibi olarak işini benimseyişi hoşuna gitmişti. Sonunda onun yaşlı ve olgun yüzünü ve iri ellerini de beğenmişti.

Bunları düşünerek, kapıyı açıp dışarıya baktı. Yağmur daha da şiddetlenmişti. Kauçuk pelerin giymiş bir adam, boş alanda lokanta doğrultusunda yürüyordu. Kedi,saçağın altını izleyerek sağ tarafa kaçmış olmalıydı. Kadın kapıda durduğu esnada, arkasından bir şemsiye açıldı: Odalarına bakan hizmetçiydi. Gülümsedi ve İtalyanca “Islanmayınız efendim” dedi. Muhakkak ki onu otel sahibi göndermişti.

Hizmetçinin tuttuğu şemsiyenin altında, çakıl döşeli patikada kendi pencerelerinin altına kadar yürüdü. Masa yerinde duruyordu. Yağmurla yıkanmış ve yeşil boyası temizlenmişti. Ama kedi görünürde yoktu. Kadın pek üzüldü. Hizmetçi:

“Ha perduto qualche cosa,signora? (Bir şey mi kaybettiniz sinyora?)” diye sordu.
“Burada bir kedi vardı.”
“Si,il gatto(evet,kedi)”
Hizmetçi güldü. “Yağmur altında kalmış bir kedi mi?”
“ Evet masanın altındaydı. O kadar istemiştim ki…Bir kedi istemiştim.”
Amerikalı kadın İngilizce  konuştuğu zaman kızın yüz hatları geriliyordu.
“Gelin sinyora” dedi. “ İçeri girelim, ıslanacaksınız.”
“ Evet,doğru.”
Kumluk patikadan geçip otele girdiler. Hizmetçi şemsiyeyi kapamak için dışarda kaldı. Amerikalının karısı yazıhanenin önünden geçerken, otel sahibi tekrar eğildi. Kadının içinde sanki bir şey burkuldu. Adamın karşısında kendini hem çok küçük, hem de çok önemli hissetti. Bir an için kendisinin fevkalade önemli bir insan olduğu duygusuna kapıldı. Merdivenlerden çıkıp odaya girdi. George yatağa uzanmış, kitap okuyordu. Gözleri dinlensin diye kitabı bırakıp sordu:
“Aldın mı kediyi?”
“Hayır,gitmiş.”
Kocası : “ Hayret,nereye gider” dedi. Sonra kalkıp oturdu.
“ O kadar istiyorum ki o kediyi. Bilmem neden, şu zavallı kediyi çok istedim. Biçarenin dışarıda yağmur altında kalması hiç de hoş değil…”
George tekrar okumaya başlamıştı.
Kadın gidip tuvalet masasındaki aynanın karşısına oturdu. Eline bir ayna alıp kendisini incelemeye koyuldu. Önce bir yandan,sonra öbür yandan profilini,daha sonra da arkadaki saçlarını ve ensesini gözden geçirdi. Tekrar profiline bakarken kocasına sordu:

“ Saçlarımı uzatsam daha iyi olmaz mı dersin?”
George karısının ensesine, bir erkek çocuğunki gibi kısa kesilmiş saçlarına baktı:
“ Böyle beğeniyorum” dedi.
“ Ben bıktım artık. Erkeğe benzemekten usandım.”

Kocası yataktaki durumunu değiştirdi. Deminden beri karısına bakıyordu. “ Çok güzelsin.” dedi.

Kadın elindeki aynayı tuvalet masasına bıraktı ve pencereye gidip dışarıya baktı. Hava kararıyordu.
“ Uzun ve düz saçlarım olsun istiyorum. Şöyle büyük bir topuz yapayım…Yahut da bir kedim olsaydı. Kucağımda okşardım, o da bana mırıldanırdı.”
Kocası yattığı yerden “Öyle mi?” dedi.
“ Sofrada kendi gümüş takımlarımla yemek istiyorum. Masayı da mumlarla süsleyeyim. Sonra bahar olsun istiyorum,uzun saçlarımı aynanın önünde tarayayım. Bir kedi istiyorum…Yeni elbiselerim de olsun istiyorum.”

“ Eee, kes sesini de birşeyler oku” dedi George ve tekrar kitabına daldı.
Karısı pencereden dışarıya bakıyordu. Hava iyice kararmıştı, palmiyelerin üzerine hâlâ yağmur yağıyordu.
“ Hayır, bir kedi istiyorum. Kedi istiyorum.Hem de şimdi…Uzun saçlarım ya da diğer isteklerim olmasa bile, bir kedim olabilir ya…”

Kocası onu dinlemiyor, kitabını okuyordu. Kadının gözleri dışarda, artık ışıkları yanmış olan alandaydı.

Kapı vuruldu. George seslendi: “ Avanti!” (Giriniz)

Başını kaldırıp baktı, kpıdaki hizmetçiydi. Elinde, göğsüne sımsıkı bastırdığı kocaman, kuşunî bir kedi vardı:
“Affedersiniz” dedi. “ Otel sahibi bunu sinyoraya vermemi söyledi.”


10 yorum:

  1. Hemingway'in hoş bir öyküsünü okumama sebep olduğunuz için teşekkür ederim. Kolay cümlelerle böyle kısacık bir olayı anlatışı ne de hoşuma gitti. Neler döndü aklımda. Ufacıkta olsa orada bulundum. Ne kadar güzel.

    YanıtlaSil
  2. Ben Güneş de Doğar kitabına başlamıştım Hemingway'ın ama nedense ısınamayıp bırakmıştım. Onun daha çok erkek dünyasına hitap ettiğini düşünüyorum açıkçası:) Bu hikaye güzeldi, üşenmeyip yazdığın bizle paylaştığın için çok teşekkürler:)

    YanıtlaSil
  3. Gönenç, aynı şeyleri düşünmüşüz üslup konusunda:) Sayfan düzeldi mi bu arada,epey uğraştım bak,ona göre:)

    Eren'cim; erkek dünyasının daha baskın olduğu düşünülebilir tarzında,hımm,evet...buradaki hikayeler için de benzer bir yorumu düşünebilirim. Ama içinde insana ait naiflikler olduğu için sırıtmamış, Yenilmez Adam hariç:)

    YanıtlaSil
  4. Ne kadar yaşam içinden yaşam kokan dizeler..
    severim son yıllarda tanıdım dizelerini..:))

    YanıtlaSil
  5. hayat işte... bir yerde hayatını geçirdiği ilgisiz bir koca... diğer tarafta kısa bir sürede kadının ne hissettiğini anlayan bir adam...

    hayalgücümle hikayenin devamını düşünmeden edemedim: adamın kıçına tekmeyi basıp otelin sahibiyle yeni aşklara yelken açsa :)

    YanıtlaSil
  6. crazy; galiba Turgut Uyar'dan bahsediyordun:) Ben de tüm şiirlerini yeni okudum, özellikle Dünyanın En Güzel Arabistanı'ndaki şiirler çok güzel. Divan'da da vardı öyle.

    Kitapçı Kız; :)

    YanıtlaSil
  7. kadın, kadın gibi hissettirilmek istiyor ama koca kadının derdini pek anlamamış.(mal biraz) asıl üşüyen kadın ama "üşüyorum" dese şal atar adam kadının sırtına.(mal işte) daha az ıslanmak-üşümek için "küçülen" kediyle özdeşleşiyor kadın ve sanki o kediyi kurtarırsa kendi de kurtulacakmış gibi bir duygusal illüzyona kapılıyor. kocası da diyor ki: kes sesini de oku!
    kocası ne okuyor acaba? okudukları gerçekten öğrenmesi gereken şeyler anlatmıyor olmalı:)

    yazının başındaki hemingway'le ilgili olumsuzumsu cümleleri de müsaadenizle kınıyorum:)

    YanıtlaSil
  8. :)

    Müsaade sizin, dedik ya saygımız sonsuzdur yorumcuya.

    YanıtlaSil
  9. mühim not : bir önceki yorumumda yazdıklarım kadın histerik değilse geçerlidir! histerikse adam haklı:)

    YanıtlaSil
  10. Efervesan ; erkekler lakayt olmasa kadınlar histerik olmaz, bence:)

    YanıtlaSil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)