10 Haziran 2011

GURBET HİKAYELERİ

Gurbet hikâyeleri, İngilizlerin Orta Doğu dedikleri yerlerde geçen,sıcak,canlı,renkli, çok güzel hikâyeler. Bildiğim kadarıyla Karay’ın bir sürgün-gurbet macerası var;dolayısıyla hikâyelerinin mükemmelliğine-orjinalliğine bu yaşanmışlığın katkısı olmalı diye düşündüm.(Evet,hatırladığım doğruymuş,15 yıl Beyrut –Halep’te…)

Çölü,sıcağı,havası,bedevileri,Osmanlı zabitleri,İngiliz ajanları,yerli halkları, kokuları,kadınları… ile birlikte içine düştüğüm bir dumanlı,efsunlu dünya…

Çok ama çok güzel bir Türkçe,anlatım,gözlem kuvveti,tasvirler…Benim gibi okumaya geç kalanlar varsa daha fazla vakit kaybetmesin. Geç demişken, okullarda fazlaca es mi geçilirdi ne Refik Halid? Belki de Kurtuluş Savaşına karşı tutumundan resmi tarih örtmüştü yazarı…

1920’lerden sonra yazdığı romanlarında ticari kaygının ön planda olduğunu söylüyorlar ama kullandığı Türkçe için mutlaka okuyacağım.

İnkılap ve Aka’dan 1973’de çıkmış bu basımda şu hikâyeler vardı ki en beğendiklerimi koyu yazdım(Antikacı,Fener ve Lavrens’i tekrar belirtiyorum):

1. YARA 2.ESKİCİ 3.ANTİKACI 4.TESTİ 5.FENER 6.ZİNCİR 7.GÖZYAŞI 8.KEKLİK 9.AKREP 10.KÖPEK 11.LAVRENS (LAWRENCE) 12.ÇIBAN 13.KAÇAK 14.GÜNEŞ 15.HÜLLE 16.İSTANBUL 17.DİŞÇİ

YARA
Güneş çoktan batmıştı; fakat çiftlik gene, sabah oluyormuş gibi, şevkini kaybetmeyen bir aydınlık içinde,kuş cıvıltılarıyla dolu, gölgesiz, hüzünsüzdü.

(…)

Bu dediğim tarihte Sultan Hamid’in Suriye’deki çöl çiftliklerinden birinde müdürdüm. O zamanlar böyle yerlere subaylardan kâhya,askerlerden korucu gönderilirdi; Aşiret Araplarının akınlarına karşı koymak için…

Gelenlerin en yaşlısı, kısrağından inip karşıma dikildi. Sordum :

- Hayrola ya Şeyh?

Mesele her zaman olan işlerden:İki aşiret bir gazve esnasında çarpışmışlar, bu dört kişi güç bela baskından kurtulup bana sığınmış, geceyi geçirmek istiyorlar.

(…)

Şeyh başiyle tasdik etti.Sonra hiçbir şey demeden erin elinden feneri aldı, avluya indi. Yere eğilmiş,uzun uzun, birşeyler aradığını yukarıdan görüyorduk.

Neden sonra geldi: Bir çürük değnek parçası ve mundar bir paçavra ile. Yoğurt süzdüğümüz eski,çürük torbadan atılmış bir parça… Bu paçavrayı değneye iyice,sıkıca sardı; dişleriyle bir de düğüm yaptı.

- Zeytinyağı bulunur mu?

- Olacak…

(…)

Şeyh, yere, ayaklarımızın altına bıraktığı deminki tıkacı eline aldı; ben gözlerimi istemeyerek kapadım. Açtığım zaman bu tıkaç yaranın içinde idi; belli ki biraz güçlükle girmişti, zor işliyordu. İşliyordu diyorum; zira şeyhin merhametsiz eli bunu taş ocaklarında barut deliği açanların küsküsü gibi, sert,granit sırtın bir tarafına daldırıp daldırıp çıkarıyor ve her çıkarışında etrafa kan, pıhtı zifosu serpiştiriliyordu. Bir aralık kan fazlalaştı. Tıkanmış bir musluk yalağına nasıl bir tel veya değnek soktuğunuz zaman, aşağıdan yer bulamayan su taşarsa, öyle mecrasız bir kan kabartısı…

(..)Bedevi genci cevap vermedi, “Gık!” demedi, hatta kımıldamadı, bir adalesi bile titremedi. Anladım ki müthiş bir şey olacak!

ESKİCİ
-Çocukcağız Arabistan’da rahat eder.

Dediler,hayırlı bir iş yaptıklarına herkesi inandırmış olanların uydurma neşesiyle, fakat gönülleri isli, evlerine döndüler.

FENER
Ebu Ali, bir mal sahibi olduğunu yüreğinin bayıltıcı şekerlenmesinden sezdi; evlendiği ve deve aldığı zaman da böyle olmuştu: Kalbi İngiliz seyyahının vaha başında unutup bıraktığı ıslak sabun kalıbı gibi göğsünün içinde kaypaklaşmıştı; başka tarafa kayıp gideceğe benziyordu.(…)

ZİNCİR

Çam dallarında sallanan bir tırtıl torbası gibi kafanızın içi, mütemadiyen, gece gündüz kıvrılıp bükülen soğuk temaslı düşüncelerle dolu, hareketli, yüklü,ağırdır.(…)

KEKLİK


Kör Zülfü bundan kurtulmak için bir çare buldu; hacca gitti ve dönünce artık Hacı Zülfü Ağa oldu. (…)

AKREP

Uzakta kalanlar için stanbul’un kaldırımları bozuk değildir, sokaklarda çamur ve süprüntü yoktur; tramvaylarda ve vapurlarda azap çekilmez. Musluklardan Terkos yerine kevser akar, sersemletici lodos ılık bir buse, dişleyivi poyrazı bir serin nefestir. (…)





3 yorum:

  1. Dedik dimi, Refik Halit'in Türkçesi diye.:))
    150 liklerin belki de en şanssız ismidir Refik Halit. O yangın günlerinde bazıları ateşi elleri lie tutmayı göze alırken bazıları yılgınlığın peşinden sürüklendi. İnsanlara kızar ya da veryansın ederken hangi şartlarda nasıl savrulduklarını da düşünmek gerektiğini savunurum her zaman. Ne yüzellik listesine kızarım ne gerek vardı diye ne de savrulanların tutumuna kızarım hainler söylemini ekleyerek. Elbette, aralarında işii hainliğine vardıranlar vardı ama Refik Halit bunlardan birisi değildi. Refik Halit okuyunuz en insanlar!

    YanıtlaSil
  2. Gurbet hikayeleri'ni okuduğumda orta okuldaydım. Galiba Yer altında dünya var'ı da okudum ama emin değilim.
    Refik Halid pozitif çağrışımlı bir isim benim için muhtemelen yazdıklarının leziz tadı kalmış çünkü aklımda en son. İlk aklıma gelen hikaye 4 çocuğunu kaybeden hizmetçi kadın, çok fenaydı! Sophie'nin Seçimi'nin hikayesi bile bu kadar yaralayıcı değil. (en favori filmlerimden) Yara ve çıban geliyor bi de aklıma doğrudan, bi de su içerken boğazına arı kaçanlar. Dili hatırımda değil ama tasvirlerinin enfes canlı olduğunu hatrlıyorum. Her insan evladı okumalı bence.

    YanıtlaSil
  3. katılıyorum; okumalı,okutturmalıyız:)

    YanıtlaSil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)