9 Haziran 2011

YER ALTINDA DÜNYA VAR

"Vücudumu teşkil eden küçük, zerre kadarcık Arz'ımın yer altındaki dünyasında hüküm süren ihtiyaç, bu yıprandırıcı tepkiyi yapıyor."

Güzel ve orijinal benzetme ve tasvirlerle dolu, yer yer argoya kaçan günlük bir dille yazılmış, mekanı Lübnan,zamanı 40lı yılların sonu olan,kurgusu,diyalogları yerinde güzel bir macera romanı. Doğrusu böyle konulu bir roman beklememiştim hiç. R.H.Karay’ın lisede okutulan Eskici isimli hikâyesinden başka bir şeyini de okumamıştım, sırasını bekliyordu.

Roman konusu itibariyle günümüzde pekçok aksiyon-macera filminden artık aşina olduğumuz bir konu ama o dönem için orjinalliği ne dereceydi bilemiyorum. Fakat gayet kendini okutan bir roman. Akıp gidiyor.

Bu oldukça eski basımda ise dönemin Türkçesine,gramer, imla kurallarına ait farklılıkları da görüyoruz. Misal;(eğer tüm kitap boyunca yapılmış bir hata değilse, ki başka eserlerde de rastlamıştım bu yazım şekline) de bağlacı, sert sessizle biten bir kelimeden sonra geldi mi te, ta oluyor! Birisinin kulakları çınlasın,pardon kalemi :) Bir de Fransızca tabir ve deyimler pek çok. Üsluptan sanırım; dönemin okumuş-yazmış bir tiplemesi olan Nebil için…Zira olayları Nebil, günlüğüne yazarmış gibi anlatmakta.

Nebil, otuz beş yaşında, hercai, deniz kaptanlığını da bu hercai gel-gitlerinden birinde bırakmış, büyük halasından miras kalan, Lübnanda,bir tenha mevkideki Ferhan Çiftliğine yerleşmiş Türk’tür.Çiftliğinde üç hizmetlisinden başka kimse yoktur. Salaş çiftlikte, sıkıntı nöbeti (Nebil, Türkçe karşılık bulamadığı için ısrarla spleen dese de) geçirdiği günlerden birinin gecesinde arabaları bozulan birileri kalmak için başvururlar. İçlerinde bir de kadın vardır.

Macera böyle başlar ve Nebil’in tutulduğu gizemli kadının marifetiyle ilerler: Casusluk mu, haydutluk mu, aşk oyunları mı, Alman altınları mı, kumpaslar mı, akıl hastaneleri mi…daha ne desem! Dediğim gibi şimdi pekçok filmden dahi bildiğimiz motifler varsa ve derinine karakter ve psikolojik çözümleme ağırlıklı değilse de mekanların ve coğrafyanın,tasvirlerin orjinalliği, sorunsuz kurgusu, bu kurguya bağlı ilginç finali,bu kitabı hâlâ merakla okunur kılıyor bana göre. Hem tatil kitabı olsun hem de boş olmasın diyecekler için de biçilmiş kaftan diye düşündüm hatta.

***************
….Şu dakika yağmurlu hiçbir yer istemiyorum. Bilirim, İstanbul yağmuru da uzun sürünce hazin olur. Islaklık iliklerimize işler; damı akmaz bir ev içinde bile damlalar sırtımızın ortasına düşüyormuşçasına insana ürpertiler verir. Hele bu sırada kulağınıza sis ve pus tabakalarını ıslak tülbent gibi yırtarak gelen yakınlı uzaklı satıcı sesleri…Vapur,tren düdükleri! İçinizi eriten bir melâl bestesidir onlar! Başka bir derdiniz olmasa da yaşamaktan usanç duyurmaya yeter.

…Erkek egoizmi gayet tabii olan bu muameleyi affetmez. İster ki, aşk işportacısı kız, hatırayı, ne derece silik olursa olsun unutmasın. Eğer kendisi kızı unutmadıysa sebebi, geçen haftalar içinde o kokusu kamçılayıcı pudrası ve allığı bol, dar ve gergin etekli yarı çıplak hayale boyuna geviş getirmesidir. Halbuki bar kızı her gece değişen tiplerden ne kadar azını, ne kadar az hatırlayabilir!

…İnsanın şuuruna aksetmeyen gönül tarafı o kadar hırsla bir şey isterken şuurlu varlığı bu derece bitkin, kudretsiz olmalı mı?

…Frenklerin pornographie dedikleri bahname tarzına düşmeyi istemediğimden Nihan ile aramızdaki sırf hususi, tamamiyle mahrem münasebetler üzerinde durmayacağım. Ancak maceramı takibe yarayacak kadarını işarete mecbur olduğumu tasdik etmelisiniz. Bunu yağmurlu gece sahnesindeki gibi belirtmeseydim – gene de ara sıra azıcık dokunmasam- hikâyem ihtirasa dayanan esas temellerinden birini kaybeder,ayakta tutunamazdı. (…)Yoksa zihnimde kalan, bir türlü çıkmayan kısımlardan kocaman bir kitap olurdu…

…Dilenci teyzeme ferforje parmaklıklı bir makber yaptırıp taşına da “ Kaptan Nebil’in sevgili büyük halası ve kazasker Turabizade Senab Molla kerimesi salihatı nisvandan Mihrican Hanımın ruhuna el fatiha” yazdırdım mı vicdani vazifemi yaptım demektir.

…31 sene evveline dönüyoruz.(…) 1918. Filistin cephesi çökmüştür. Bu çöküntünün sebeplerini gerek Türk ordusu erkânı, gerek karşı tarafa mensup kumandanlar, gerekse çöküntüyü hazırlayan alman subayları, sonradan neşrettikleri eserlerinde kendi zaviyelerinden uzun uzadıya izaha çalışmışlardı. Muhakkak olan cihet şudur; mesuller en baştakilerdir,bilhassa Alman heyetidir. Üst tarafı, dünyanın en çetin şartları içinde ta Kanal bölgesinde, birinci ve ikinci taarruzdan başlayarak Sina Cephesi Hareketlerinde, birinci ve ikinci Gazze Muharebelerinde, Birüssebi Meydan Muharebesinde, nihayet Şam önlerine kadar hr yerde, İngiliz generali Wavell’i de hayran bırakan bu kahramanlar ordusu halinde cenk etmiştir.(…)*




* Bu kısım tarihi gerçekliğe uyuyor. Hatırlayamadığım bir programda, ismini not etmediğim bir Paşa’nın (Fahrettin Paşa ?) hatıratından dinlemiştim.Acı ve zor zamanlarmış.

2 yorum:

  1. Allahın sopası yok.:)) O kulakları çınlasın iniallah denilen ben oluyorum.:))
    Bakar mısınız ama egonun yüksekliğine: Kitabın tamamında yapılan bir hata değilse... Yahu, Refik Halit Karay bu. Türkçeyi en iyi ve en doğru kullanan yazar!:)
    Filistin Cephesi en kanlı ve zorlu cephelerden birisidir. Orada yaşananlar, Irak'ın toptan elden çıkmasına da sebep olmuştur.

    YanıtlaSil
  2. Dizgi hatasını kastetmiştim beyefendi.Her dizgici, tashihçiye güvenilmiyor ki:)

    (Ha, bu arada Allah'ın görünmez sopaları öyle çok ki! Birini bu sabah yedim bile!)

    YanıtlaSil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)