20 Mayıs 2011

TÜPSÜZ DALIŞ

Efendim, burada benim için çok ilginç olan noktalara temas ediliyor. Hazır Pinhan’ı da okumuşken ben de kurcalamak istedim. Hassaten tasavvuf konusunu lisedeyken merak etmiş, üniversitede mühendislik okuduğum içün “tanımı” faslından öteye gidememiş, (cidden mekanikleştirmiştir beni ) sonrasında ise herkesin elinde-dilinde moda olarak gıdıklandığını görünce uzak kalmıştım. (Hâlâ da uzağım.)

Bilhassa son zamanlarda , edebiyatta el değmemiş, kesif bir ilham kaynağı haline geldiğini görmek olsun, kulaktan dolma- internetten okuma mesnevi anekdotları, hikâyeleri ile olsun, “hayatı yaşanır/ katlanır kılma” ve hatta bazen “hayatı anlamaya yaklaştırma”, “insan olarak birlikte daha uyumlu yaşama” adına duyurdukları ile hâlâ nazar-ı dikkatimi celbetmekte olan bir konu.


Burada  bahsedilen nokta da hakikaten düşündürdü beni. Konu hakkındaki “ısrarlı” bilgisizliğim sebebiyle ileri gidemesem de tasavvufun derin ve tam anlamıyla daha yeni kültürel- içtimai alanlarımıza girebildiğini düşünüyorum. Ama yine de fazla kişisel yorumlamalarla, gizlenerek, derde aşikârane derman olmayarak… Doğru kelimeyi bulamadım şimdi…Belki de çağımızın baskın olan “aşırı” bireysel- bireyci özelliği sebebiyle böyle?

Fakat biraz düşününce kişi kendisi yol aldıkça ve “insanlaştıkça” çevresinde de olumlu dalgalar yaratacaktır; yavaş da olsa bu dalgalar genişleyecektir, cümlesiyle özetleyebileceğim bir noktaya da vardım.

Yine de, burada  bahsedildiği gibi, bu görkemli ağacın derin köklerini öğrenmek, çoğul olarak pratiğe dökmek...nasıl desem…yağlanmamış makinenin çalıştırılması gibi... Soruyordum bir ara: Mesnevi dersleri ? İstanbul’da, belki şurada burada birkaç isim; ehil tabir edilen. Dahası “öğrenci kabul edilmek” diye bir durum söz konusu. Elbette ayrı bir buud olabilir bu, ihtiyaç, liyakat vs; ama “talep eden”den kaçış niye olsun ki? Bu noktada yazıda geçen “uzlet” kavramı veya ekolü baskın idi ki tasavvuf zaman içinde iyice kendini gizledi, göz önünde olmadı hiç, diye de bir cümle kuruluverdi kafamda. Tasavvuftaki (yine ortalamanın altı bilgilerime göre) zerafet, yumuşaklık, içsellik (bu ne biçim bir kelime ki?) ne kadar kalbe dokunsa da, içtimai olana gelince bir şeyler eksik gibi…mi?

24 yorum:

  1. Seninki epey tüpsüz dalmak olmuş.Hem de en derin yerden.:))
    En temel eleştiridir zaten: İçtimai yaşam da denilen, gündelik hayattan kopuk olma ya da uzak durma. Elbette, işaret ettiğin yazıdaki tarzda cevapları var bu eleştirilere. Ama şu da var; esas hedeflediği alan, insanın iç dünyası.İç dünyadan yola çıkarak, yaşamda huzura ulaşma. İç benlik ile dış benliğin uyumu. Ne kadar başarıyor, kişiye göre değişir sanırım. Ben biraz faydacıyım bu noktada. İŞime geleni alıp, sentezliyorum diyelim.:))

    YanıtlaSil
  2. Eksik olan yanı sabırın pek sağlam olmaması. Çevreyle uyum içinde olabilmek için insanların da biraz anlaması, yapısının uyuşması lazım... İslam'a yönelik bir iyi niyet felsefi gibi gelir bana... Bu uyuşma için seçtikleri dayanak budur çünkü..
    Halbuki Tibette uzak doğu öğretileri için okullar vardır, bizim özümüzdeki tasavvuf için bu pek söz konusu değil. Eskiden vardı belki, korunamadı...

    YanıtlaSil
  3. Usta, şimdi bu pragmatizm ile hiç uğraşmayayım ben, zira okulda bizim bir "optimal" (optimum değil) kavramımız vardı;bir durum için maksimum değer/ en karlı seçenek (yorum yazarken şapkalı yazamıyorum, hava durumu değil o, siz anladınız:)) her zaman en iyi olan demek değildir babında, aklım oraya gitti şimdi:) Ben şöyle anlayayım sizin faydacılığı,iyi ve güzel nerede ise çekinmem, gider oradan alırım:)

    Gürhan; hakkaten de şu uzak doğu öğretileri için okullar filan var değil mi? Hindistana gidip "ışığı" gören meşhurlar geldi aklıma:)Tasavvuf gerçekten çok derin ve işlevsel olabilir zannımca...Anlatamadım yine:)

    YanıtlaSil
  4. Optimalin anlamını biliyorum. Karın, kar olmadığını da anladım.:))
    İyilik ve güzellik kişilerin değer yargılarına göre değişir deyip, seni zorla çekeyim konuya.:) Bizde de okul var aslında, dergahlar-medreseler.. Daha doğrusu var-dı.

    YanıtlaSil
  5. -di'li geçmiş zaman...
    Kişiye göre değişmeyen değerler, yargılar da olmalı değil mi, ya da "ortak paydalar" ya da "asgari müşterekler" ya da "adalet"...Bazı şeylerin "sabit, kaypak olmayan,dayanak noktası olacak" olması gerekmiyor mu "insanlık" adına?

    YanıtlaSil
  6. Elbette. Ama aynı zamanda, sadece "iyi" ve " güzel" kavramlarının ne kadar geniş bir alanı içine aldığının da farkındasın değil mi? Dolayısı ile zaten, tartışmalı alan, bulanık suların olduğu yer. Bütün insanlar eşittir cümlesinin, bir Irkçı (ırk ayrımcısı anlamında) açısından anlamı ile senin-benim bakış açımıza göre anlamı bile değişirken? İnsanlık kavramı, adalet kavramı bile değişebilirken?
    konudan sapmak oluyor bu ama sonuç itibarı ile haklı olsan da sadece haklı olmak ile kalınır.:)

    YanıtlaSil
  7. Bahsettiğim tam da bu işte;ama "ben esmerleri severim,sen kumralları seversin, ya da kainat güzellik yarışmasında güzeli seçmek gibi "basit" estetik değerlerden söz etmiyoruz ki burada. Adalet dediğimizde "her insanın" canı kutsaldır dediğimiz gibi "ortak değerler" sözünü ettiğimiz.

    Tasavvufta "yaratılanı severiz Yaratandan ötürü" özdeyişi var. Eğer bir kısım insanlar Yaratıcı'yı kabul etmiyorlarsa da insan canını eşsiz ve dokunulmaz kabul ediyorlarsa bu da bir ortak nokta olmuyor mu?
    Ve haklısın, lafla peynir gemileri yürümüyor... Bu ve benzerlerini "toplum olarak talep etmeliyiz".
    Aman Usta, akşam akşam yorma beni.Daha gidip kahve yapıcam:)

    YanıtlaSil
  8. Mesnevî dersleri yapılyor, halka açık ve ücretsiz. Bunların ses kayıtlarına internet üzerinden ulaşmak da mümkün. Bunların bir faydası olur herhalde. Geleneksel şekilde eğitimin bitmiş olması o neşenin yaşanmıyacağı anlamına gelmiyor:) Neler okunacağı da, temel kitaplar da belli:)

    Ama işin zor kısmının kitabı yok:) Hayatı okumak, hakikat derdine sahip olmak üzere bir kitap yok. Bu tecrübenin, tevazunun, öğrenmeye, öğretmeye açık olmanın, sohbetin, eleştiriye açık olmanın yoluyla bulunacak.

    Huzur sahibi olmak? O da neticede bir fayda sağlama olduğu için cevap değil derler.

    YanıtlaSil
  9. Bir soruyla biz de açmayı deneyelim. Kurtla kuzu da, börtü böcekde yaratılmış. "Yaratılanı severiz" derken bunları da katıcak mıyız? Böyle düşünürsek çevrecilik de tasavvuf dairesine girer mi?

    Yaratıcıyı kabul etmeyene kendini düzeltme hakkını teslim etme, zamanını vermek lazım. Dürüst birisi ise dürüstlüğünü teslim etmek lazım, zalim değilse hesabını sahibine bırakmak doğru olur. Bu kişiden dürüstlük öğrenmek en güzeli. Herkesden bir şey öğrenebileceğini bilip ona kulak vermek de bir irfandır.

    Dinin hesabını dinin sahibi soracak, biz ancak diğer insanlarının insanlığı üzerinde onlarla ilgilenebiliriz. Hırsızlık yapanı cezlandıran ahlaka ve kanuna dayanarak cezalandırır. Günah kısmının cezasını Allah bırakacaz. Gene de bu ikinci yorumu çok fazla dikkate almayın:) Bizimde kafamızda oturmuş birşey değil henüz, etrafında dolanıyoruz:) Zihin egzersizi olarak kabul edin.

    YanıtlaSil
  10. Enis Bey,İstanbul'da halka açık mesnevi dersleri olduğunu duymuştum, hatta çarşamba günleri idi bir yerde:) İnternetten dinlenme şansı varsa bu ballı kaymak olur:)

    Ve bilgiye ulaşmak kolaysa da bununla ne yapacağımız zor olan kısmı.Ben de o yüzden uzaktayım :)

    Ve evet, iyi bir tasavvuf öğrencisi mutlaka çevreci olmalıdır. Tabii tam da sizin kurduğunuz cümleye binaen. (arkası yarın)

    YanıtlaSil
  11. eskiden...
    evet eskiden bir ilişki "taahhüt" ile başlardı. çok çok az tanıdığınız birine sizi bağlayan sözler verirdiniz. ilişkideki konumu güçlü kılmak için yapılacak faaliyetler hep bu taahhüt gölgesinde yapılırdı. günümüzde ise ilişki, bir internet ağına bağlanmak gibi. taahhütsüz ve o uzun tanıma faslında taraflardan biri disconnect'e bastığı anda süreç sonlanıyor.
    yani eskiden insanlar çok az bir tanımayla yüksek taahhütler altına girip gerisine "kader" derken günümüz insanı her şeyi kontrol altında tutmak istediği için hayli tanıdığı birine bile taahhütte bulunmak istemiyor.
    eskiyle günümüz arasında kesin bir çizgi elbette yok ama 1945 sonrası uzun savaşsız dönemde insanlık daha önceki hiç bir haline benzemeyen bir hale evrildi.
    insanlar artık hayatı ve kendilerini çok daha fazla önemsiyor.
    bu değişimden dolayı eski insanların kendileri için yeni bir şeye "ne işime yarar bu?" gözüyle bakmamalarını biz şimdi çok zor anlarız. almaya ve başarıya konsantre modern insan vermeye ve karışmaya konsantre atalarını anlayamıyor.
    tasavvuf; "ben" ne kadar gözardı edilirse o kadar anlamını bulacak, kendini gösterecek bir şey. ona "bana nasıl iyi gelir bu?" gözüyle bakan birine kapılarını açmaz. menüsünde çile vardır, kendinden vazgeçme vardır. almayı değil vermeyi, kaybolmayı tercih etmiş olmanız icap eder, yoksa boş yere çektiğiniz çileyle kalırsınız.
    bireysel ve içtimai faydalardan bahsediyorsak "kişisel gelişim" denen şey bize yeter:) başarı odaklı, nasıl daha çok alınabileceğini (ve daha çok tüketilebileceğini) bize anlatmayı iş edinmiş bu "kapitalizm felsefesi"nin içinde fayda vaadinden bol bir şey yok...
    sözün özü: lafı çok dolandırdım biliyorum (özür) ama yazıda tasavvuftan kişisel gelişimsel faydalar beklentisinde olduğunuzu hissettim. birbirinin tam tersi şeyler bunlar, baktığınız taraftaki kapı çok fena kilitli..."benim için ne var?" sorusuyla değil de "nasıl kaybolabilirim?" sorusuyla açılacak bir kapı o kapı....
    ve girdikten sonra taahhütten, bağlılıktan, teslimiyetten başka bir şey düşünmemeniz gereken bir kapı. ödülü de garanti olmamakla birlikte "yüksek huzur"...
    kadim doğu öğretilerinde de benzer durumlara rastlamak mümkün tabi.
    zor, bize göre değil bence bu iş:)
    not: mevlana'nın modern şakirtleri amacından aşırı sapmış faaliyetler içindeler, samimiyetsizlikleri ve sığlıkları tahammül sınırları dışında...bence.

    YanıtlaSil
  12. Enis Beyle de benzer şekilde yorumlaşmıştık :)

    Ben aslında kişisel fayda derken bu ve öteki hayatta iyi bir insan-mümin olma yolunda kapılar açmasını bekliyorum bana. Evet, tasavvuf içe dönük bir ekoldür ama sonuçta sizin tekamül etme arayışınız için bir yol değil midir? Ve fayda getirmeyen yoldan niye yürünsün ki? Dediğim gibi bu fayda manevi tekamül. Yoksa "ay bugün çok streslendim,iki beyit okuyayım geçsin gibi değil elbette. Büyük bir semere umduğumuza göre de yol elbetteki güllük gülistanlık olmayacak. Tasavvufa girişte bile öyle terimler var ki daha ilkini sindirip uygulayamıyorsunuz ki ilerleyebilelim:) Kaldı ki Mevlevilik bir tarikat. Ben tasavvufun bütün bir terimleri ile ilgileniyorum şu anda. Bunları nasıl yaşayabilirime odaklanmak...Yazımın ilk paragrafındaki cümleler tamamen bu anlamlara matuftu aslında.

    YanıtlaSil
  13. ben sadece yazıyı okudum, yorumları okumadım:( ki okumalıydım elbette! canı tezliğime verin lütfen.
    yazıyı tekrar okudum ve...
    yazdıklarımı size değil kendime yazmışım ben! lüzumundan fazla soruyla, şüpheyle dolu bünyemin o tür bir saflık içine giremeyeceğini anlamış olmanın yası var yazdıklarımda.
    zor işler!

    YanıtlaSil
  14. Estağfirullah, önemli olan buralarda paylaştıklarımızın başkalarına da birşeyler söyleyebilmesi bence.

    Zor olduğu doğru, düsturları uygulayabildikçe açılıyor...
    Şu yaşadığımız yüzyılda zor ve karışık iş hakikaten.Çalışma hayatındayken hele çok zor(du),sıradan insani değerleri koruyamazken tasavvufun öngördüğü şekilde düşünüp hissedip yaşayabilmek. Her ne kadar tasavvufun bir kolu halveti olsa da, bir kolu da toplumun içinde yaşamayı önerse de... İki türlüsü de zor,katılıyorum. :)Ama hiç kimseye kapalı değil.

    ve bahsettiğiniz o şüphecilik "merak ve tefekkür" terimleri başta olmak üzere birçok terimde olması istenen şey :))

    YanıtlaSil
  15. İyi de…
    Kendi adıma konuşuyorum tamamen:
    Ben “ebleh” diye beğenmediklerimin (ukalalık, kibir) çok rahatlıkla çözdüğü şahsi mevzuları çözmekten acizken, tasavvuf beni ne yapsın! Ara sokaklarda bile kaybolurken uzayda işim ne! Ancak “cahilin sofusu şeytanın maskarası” sözünü doğrulayabilirim. E o söz de doğru, tekrar tekrar ispata gerek yok ki.
    Memleketin önemli bir kısmı Elif Şafak’ın “Aşk” kitabını okuyup tasavvuf ehli oldu! Bir arkadaşımın zorlamasıyla okumak talihsizliğinde bulundum ben de, çok çiğ ve ticari buldum. Tamam, mevzunun bir “ne olmadığı”nı biliyorum galiba ama okuyan bir dünya kişi mevzunun ne olduğundan emin artık! Bu okuyup ermişlerden biri bana kitabı överken “yahu öyle bir şey değil” manasında bir şeyler söyledim kendisine de, o da son söz olarak bana “ben bilmem, bu mutasavvıf işine çok merak sardım ben.” dedi… Keşke “mutasavvıf”ın anlamını doğru bilseydi de yanlış şekilde kullanıp aklıma geldikçe beni gülümsetmeseydi…ama o mutlu:) Bense mutasavvıfın bir ne olmadığını bilen bir mutsuzum!
    Oyy! Gidişat iyi değil, melali bu denli açık belli etmenin türlü çeşit mahsurları olabilir:) Tasavvuftan çıkıp kendi kaybolmalarına giremezsin çünkü tasavvuftan çıkılmaz..çıkılmamalı yani…sanırım:)

    YanıtlaSil
  16. Hımm, şimdi şöyle mi desem: Tasavvuf herkesin harcı olmadığı gibi herkese uyacak diye bir şey de yok,mecburi bir mecra da değil, tasavvuf sonradan gelme bir ekol sonuçta,insanın "kamilliği" bulma macerasında::))

    Şafak'ın Aşk'ı hakkında burada yazmış olacağım. Ben de kuzenimde görünce alıp okumuştum, neyin nesi diye. Aynen katılıyorum size:)Tasavvufu ya da Mevlana'yı bu kitaptan öğrendiklerini düşünenlere çok yazık doğrusu. Gerçi dediğiniz gibi, ben de ne olduğunu bilmiyorum,ama ne olmadığını biliyorum,sanırım:)

    YanıtlaSil
  17. “Ne olmadığını galiba bilenler” (NOGAB) diye bir dernek kurarsam ilk sizi kaydedeceğim üye olarak :)

    YanıtlaSil
  18. Bi dakka yaa! NOGAB diye dernek kurmak yoksa çok süper bir fikir olabilir mi ki?? Dernekleşirsek hayatın karşısına daha organize daha müsellah çımaz mıyız ki! Biri tutarken diğeri vurur falan…bi değerlendireyim bunu ben:))

    YanıtlaSil
  19. Valla fikir sizden çıktı, yapın fizibilitesini, kurun,seve seve üye olurum :) Burdan üyelik başvurusu bile alırız icabında :)

    YanıtlaSil
  20. "Sen bize, o padişaha varmaya izin yok deme; kerem sahibi olanlara işler güç değildir." Mesnevi Cilt 1- 222

    Şöyle bir link bulduk belki işinize yarar :)http://forum.semazen.net/viewtopic.php?f=26&t=607

    YanıtlaSil
  21. Bir NOGAB üyesi fizibilite yapar mı sizce? Yaparsa nerde kalır ki onun NOGAB'lılığı! Bu determinizm, rasyonalizm bizi bozar...bir serbest salınım esnasında aniden kurulması lazım gelir derneğin, yapısı gereği:)

    YanıtlaSil
  22. Ne güzel söylenmiş Mesnevide...

    (Efervesan bey aslında bu taş size gitsin:):)

    Enis Bey,Gölpınarlı'nın eserlerini tavsiye etmişti bana da bir bilen. Diğer kaynak adları da makbule geçti.

    Efervesan Balık; fizibiliteye gelince, meslek alışkanlığı işte, onca yılın travması kolay kalkmıyor insanın üzerinden:)

    YanıtlaSil
  23. :)) Aman kimseye taş değil:) Bu beyit her Mesnevi sohbetinden önce okunan beyittir. Dinleyenlere bu işlerin aslında zor olmadığını hatırlatmak maksadıyla okunur.

    YanıtlaSil
  24. Taşımı aldım, atan ellere sağlık, teşekkürler Enis Bey.

    Her ne kadar karşı duruş sergiliyor gibiysem de "efervesan balık" nicki aşağıdaki "olukça tasavvuf" beyitten esinlenmedir:
    Cihan ara cihan içredir arayı bilmezler,
    Ol mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler.
    Çok karşı durursam en başta nickim beni yalanlar...

    Ben de mühendisim ama tedavi oluyorum...ve mazeret olarak kullanmıyorum mesleğimi:)

    YanıtlaSil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)