4 Ocak 2011

MARAKEŞ'TEN SESLER

 
Ivan Terestchenko:Marakeş Sokaklarında
   Hakkı Ceylan: Marakeş'te Yan Sokak 


MARAKEŞTEN SESLER


Yazarı: Elias Canetti (1905 ,Rusçuk;1994, Zürih)
Yayınevi : Cem Y.
Çeviren: Kâmuran Şipal
Basım yılı: ?

Elias Canetti sevdiğim yazarlardan olacak diye bir his var içimde.

Bu kitap da K.B.’un Çiğnenen Onuru gibi ikiz çıktı : Özdeyişler ve Notlar ile Özyaşamöyküsü’nden güzel seçmeler de var kitapta. Rusçuk’ta geçen 6 yıllık çocukluğunda Türkler de dahil farklı toplumların nasıl birlikte geçinip gittiklerine dair anıları sıcacık sardı içimi.


Yalnız Fas ve Tunus hakkında kafamda öyle görsel birikim var ki her satıra aşinaydım adeta ve ikinci kısım daha yeniydi benim için.Yazımın ikinci kısımdaki alıntılar oradan.

Bu kısımlarda yazarın sosyolog yönünü görüyoruz. Özellikle ölüm konusunu ne çok düşünmüş! Yahudi bir aileden gelen bu yazarın Hint ve Çin inançları da dahil birçok din, inanış ve toplumu ölüme bakışları açısından incelediğini görüyoruz.( Ama İslam dininden noktalar göremedim ben) Wiki’den baktığımda konusu “İnsanlar ölecekleri zamanı bilselerdi ne yaparlardı?” olan bir oyunu olduğunu da gördüm.
………

Bir şey anlatayım diyorum, susar susmaz bakıyorum ki, söylediğim hiçbir şey yok ortada. Yalnızca bir cevher kalıyor geride, harikulade parıltılar saçıyor ve sözcüklerle alay ediyor.
………

Marakeş’te kaldığım sürece ne Arapça’yı ne de Berberi dillerinden birini öğrenmeye heves ettim. Bana yabancı o yakarışlar gücünden hiçbir şey yitirsin istemedim.
………
İnsanın yabancı bir kente aşinalık kazanabilmesi, kapalı bir yeri gerektirir; öyle bir yer ki insan üzerinde belli bir hak sahibi olabilsin, yeni ve anlaşılmaz seslerin yol açtığı şaşkınlık fazla büyüdüğünde yalnız kalabilsin burada.

………
Ama dama da çıkabilirsiniz ve kentteki tüm damları bir arada görebilirsiniz.(…) Bütün kentin üstünde gezip dolaşabileceğinizi sanırsınız.
………

Minareler deniz fenerlerini andırır daha çok, ama içlerinde bir sesi barındıran fenerlerdir.

………

Heceleri tekdüze, ruhsuz bir sesle o kadar berbat telaffuz etti ki, ismim isim olmaktan çıktı.
………
Bazan iki öykücü oluyor, biri bırakıp diğeri anlatıyor. Ağızlarından çıkan sözcükler adeta çok uzaklardan geliyor ve normal insanlarınkinden daha uzun süre boşlukta süzülüp duruyorlar. (…) Nasıl benim dilim kendim için önemliyse onların konuştukları dil de kendileri için öylece önemliydi. Sözcükler besin kaynakalrıydı onların(…)

Mutlu anlarımda şöyle geçiriyordum içimden: Ben de kendilerine birşeyler anlatacağım insanları çevremde toplayabilirim, onlar da kulak verip dinlerler beni. Ama gideceğim yerde kimi bulacağımı, kimin kulaklarını açıp beni dinleyeceğini bilmeksizin oradan oraya göçüp konmanın, salt anlatacağım öyküye güvenerek yaşamanın yerine kâğıda adadım ben kendimi. Masaların ve kapıların koruyuculuğu altında yaşayıp gidiyorum, düşler kuran ödlek biriyim (…)
……..

Araplar da uğruyorlardı bazan, ama bunlar ya Avrupalılar gibi giyiniyorlar ya da içki içiyorlardı; tek başına bu kadarı, onları hiç değilse kendi gözlerinde modern insanlar ya da Avrupalılar yapmaya yetiyordu.
……

(…) yerde kahverengi küçük bir çıkın arıyordum; bir sözcük bile değil yalnızca bir sesten oluşuyordu çıkın, pes perdeden, uzayıp giden bir vınlamayla öten “e-e-e-e-e-e-e”lerden oluşuyordu. Ne zayılıyor,ne güçleniyor,asla son bulmuyordu.

5 yorum:

  1. Bu alıntılarda dikkatimi çeken minarelerin deniz fenerine bezetilmiş olmasıydı. Biliyorsunuz ki minare, arapça köklü farsça bir kelime olarakzdüşünebiliriz. Menare ateş yakılan yer. Binr nevi mecusilikte kalma (Ateşe tapmak) bir kelime ama işlevi bitmiş bir kelime. Onun işlevi şimdi ezan okunan bir mekana verilmiş. Bu kelimeye işlev yüklenmiş.

    Not: Arapçanız varmı ydı sizlerin. Eğer varsa kelimelerin hazzını yaşıyorsunuz demektir.

    YanıtlaSil
  2. Benim de bu benzetme fazlasıyla hoşuma gitmişti. Lakin minare'nin kökeninden haberim yoktu, ilgimi çekti açıklamanız.

    Arapça'ya gelince mektup,mektep ve kitabın ke-te-be kökünden geldiğini bilirim sadece :)

    yorumlarınız için teşekkürler...

    YanıtlaSil
  3. Teşekkür ederim. O zaman sarf ve nahif konusunda derslere başlayabiliriz. zaten kelimelerin çoğunu kullanıyoruz biliyorsun.

    Ben de aynı kmökenden gelen bir iki kelime yazayım buraya..

    katib
    katibe
    küttab
    mektubat
    mükatebe
    kütüb
    kütübhane
    kitabe
    mükatib


    Teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  4. mükatebe ?
    mükatib?
    :) sözlüğe bakayım bari:)

    YanıtlaSil
  5. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)