RICARDO REIS'İN ÖLDÜĞÜ YIL

 

Saramago yine tatlı tatlı anlatıyor.

Geçen senelerde bir zamanda*, Lizbon Kuşatmasının Tarihi'ni okumuştum, blogda yazmış olmalıyım. 

Sevmiştim onu, ama Ricardo Reis'in Öldüğü Yıl'ı daha sevdim.

Gelelim romanın içeriğine.


Bir kere kahramanımız Ricardo Reis, hem gerçekten var olan, hem de olmayan biri.

Nasıl mı?

R. Reis, Fernando Pessoa'nın yarattığı hayali yazar kimliklerinden biri. Pessoa severler bilirler.

Saramago, Ricardo Reis'i canlı kanlı hale sokup acil bir telgrafın peşinden Portekiz'e getiriyor. Telgrafta ise, arkadaşı Pessoa'nın öldüğü yazmaktadır...

Zaman ise 30'lar, Portekiz'de faşizm hızlanmış, Salazar başrolde... İspanya'da seçimi "komünistler" kazanmış, etraf kaynıyor, Portekiz yönetimi oraya müdahaleyi bile düşünüyor filan...

Öyle bir durum ki... bazı paragraflarda Portekiz'i ve diğer özel adları çıkarın, tıpkı... bilin bakalım neresi gibi?**

Bir önceki yazımı nasıl bitirmiştim; insan hep aynı aslında diye bitirmiştim.

Bu romanda da görüyoruz ki faşizm dedikleri şey, insanın kendi aklıyla karar vermesini ve istediği gibi (tabii başkalarına zarar vermeden) yaşayabilmesini, hamasetle değil...propoganda sanatı ve... öf, ne anlatıyorum ben,  hep yaşıyoruz işte.

Tabii sadece bir dönemin anlatısı olarak değerlendirmek eksik olur, Saramago'nun Fernando ile Ricardo'yu karşılaştırması, Ricardo karakterininin başına getirdikleri...

Ya, tatlı tatlı anlatıyor işte Saramago, okuyun, o kadar!

:)

*Arşivimde buldum, Aralık 2018'de okumuşum, hatta altına "Sıra R.Reis'in Öldüğü Yıl'da" demişim. İşte, sen planlıyorsun ama ancak 2 sene sonra okuyorsun:p

** Alıntılar:

(Dediğim gibi, Portekiz'i ve diğer yabancı adları çıkarıp yerine istediğinizi koyarak tekrar okuyun.)

......

Söylenenlere ve gazetelerin yazdığına göre, büyük devletler çökerken Portekiz devleti olağanüstü enerjisini ve zekasını ortaya koyacakmış, başındaki adamlardan ileri geliyormuş bu, gazeteler bu sözleri ister emir filan almadan, gerçekten inandıklanndan, isterse imalar ve öneriler yetersiz kaldığında birilerinin ellerinden tutup yol göstermesiyle olsun, her neyse, teatral vurgularla yazıyorlar.

 

Demek kasım kasım kasılan, kendini beğenmiş uluslar yıkılıp gidecek, bunu ve kopacak kıyameti bize ifade edebilen tek sözcük de çöküş. Zaten yanlışa saplanmış durumda o uluslar, gün yaklaşıyor, bu eşsiz vatanın yıllıklarına geçmiş bütün günler içinde en şatafatlısı, devlet adamları sınırların ötesinden Lusitania topraklarına gelecek, Portekizilileri yöneten Portekizli üstün insanlardan yardım, görüş, bilgi, destek ve güç isternek için, Portekizli üstün insanlar derken kastımız özel kalemlerde daha şimdiden temelleri atılmış olan hükümetin üyeleri,

...

Tarım'da Duque'nin adını da anmak gerek, o olmasa Avrupa'da ve dünyada ve çekmece köşelerinde tek bir buğday tanesi bile büyüyüp çoğalamazdı,

...

Gazeteler hâlâ diyor ki, genel olarak bakıldığında ülke, örnek bir kamu düzeninin ve yönetimin en güzel meyvelerinden bol bol toplamıştır ve kendimiz çalıp kendimiz söylüyoruz diyerek böyle açıklamaları eleştirmeye niyetlenen varsa, gidip İsviçre'de çıkan Journal de Geneve'i okusun, yukarıda adı geçen Portekizli diktatörden uzun uzun söz ediliyor orada ve iktidarda bir bilge olduğu için, ne mutlu size, deniliyor bizlere, üstelik bütün bunlar Fransızca yazılmış, bu da yazının etkisini artırıyor. Makalenin yazarı yerden göğe kadar haklı, biz de ona bütün kalbimizle teşekkür ediyoruz, gene de kabul etmek gerekir ki yarın kalkıp şöyle bir beyanat verirse, Pacheco da en az Salazar

kadar bilge sayılmalı, ki kuşkusuz verecektir, ilköğretime hakkı neyse vermek gerek, daha fazlasını değil, bilgiye aşırı istek duyulmamalı, çünkü vakitsiz bilgi hiçbir işe yaramaz ve son olarak da en iyi niyetleri bile boğan materyalist ve pagan eğitim, saf bir yürek için cehaletin karanlıklarındançok daha tehlikelidir ve Pacheco sözünü şöyle bağlayacak, Salazar yüzyılımızın en büyük eğitimcisidir, gerçi yüzyılın yalnızca üçte birinin yaşanmış olduğu düşünülürse bu açıklamayı biraz fazla cesurca ya da tehlikeli bulanlar da çıkabilir.

 

*******************

Dört bir yanda su baskınlarından, tahribattan, kıtlıktan başka bir şeyden söz edilmezken, bu küçük kitap tutmuş bir kadının mertçe mücadelesini anlatıyor, kendileri, tehlikeli düşüncelere kapılarak yoldan çıkmış bir ademoğlunu milliyetçilik ruhuna ve mantığa geri çevirmeye uğraşmaktalar, nokta. Bu rol kadınlar için biçilmiş kaftan, kuşkusuz ters yöndeki ve çok daha yaygın olan eğilimlerini dengelemek için, erkeklerin Adem'den bu yana hiç kirlenmemiş olan ruhlannı altüst edip yanlış yola çekmeye yönelik olanlan. Ricardo Reis kitaptan yedi bölüm okudu bile, adları: "Seçimin Arifesinde", "Kansız Bir Devrim", "Aşk Efsanesi", "Kutsal Ece Yortusu,, "Okulda Grev", "Komplo" ve "Senatörün Kızı". Biraz ayrıntılı bir özet geçecek olursak kitapta genç bir öğrenci vardır, bir köylü çocuğu, kötü arkadaşlanna uymuş, Aljube'de yakalanıp hapse atılmış.

 

Yukarıda adı geçen senatörün kızı, sadece ve sadece vatan aşkı ve fedakarlık adına dünyayı birbirine katıp onu oradan çıkanr, sonuç olarak bu pek de zor olmaz, çünkü kız yüksek mevkilerde büyük saygı görmektedir, ona hayat veren kişi şaşıp kalır bu işe, demokrat parti senatörüyken, bugün alaylara maruz kalan bir komplocu olmuştur baba, bir kızın yetişmesi hep sürprizlerle doludur. Genç kız kendi çapında bir Jeanne d' Arc gibi şunları söylüyor, İki gün önce babamı tutukluyorlardı az kalsın, babamın sorumluluklarından kaçmayacağına dair şeref sözü verdim, ayrıca babamın bundan böyle hiçbir komploya bulaşmayacağına kefil oldum, Hey gidi evlat sevgisi, kısacık konuşmada üç kez geçiyor babam kelimesi, duygusal bağlraın bizi sürüklerneyeceği sefihlik mi var ve sevgi dolu çocuk sözlerine devam ediyor, Yarınki toplantıya gidebilirsiniz, sizi temin ederim başınıza bir şey gelmeyecek, biliyorum, polis de biliyor komploculann gene toplanacağını, ama buna zerre kadar aldırmıyor. Ne de mert ve iyi ni etli şu Portekiz polisi, hiçbir konuda kaygı duymuyor, doğru, böyle davranmakta haklı, yaprak kıpırdasa haberi oluyor zaten, düşman cephesinde bir casusu var, o da, kimin aklına gelirdi ki, daha dün düzen karşıtı olan senatörün kızı, işte aile gelenekleri böyle yok oluyor, ne var ki yazara kalırsa her şey sonunda yoluna girecek, hem zaten özünde ne söylüyor, Ülkenin durumu yabancı basında coşkulu yorumlara konu olmaktadır, ekonomi politikamız başkalarına örnek gösterilmektedir, icraatlanmız hakkında söylenen her söz ayncalıklı bir konumda bulunduğumuzu göstermektedir, ülke çapında binlerce işçi yol yapımında çalışmakta, gazeteler her gün krizi alt etmek için hükümetin verdiği direktifleri yayımlanmakta, dünyada olup bitenler yüzünden biz de etkilenmekteyiz krizden, başka ülkelerle karşılaştınldığında ulusumuzun ekonomik seviyesi büyük umudar vaat etmekte, Portekiz'in ve onu yöneten devlet adamlarının adları dört bir yanda anılmakta, yarattığımız politik öğreti başka ülkelerde araştırına konusu haline geldi, bize sevecenlik ve hayranlık beslemekte dünya alem, uluslararası isim yapmış büyük gazeteler başanmızın sırrını çözecek ipuçlannı toplasınlar diye ayağımıza uzmanlar yollamakta, gösterişi sevmeyen hükümetin başı kendi kapalı dünyasından koparıldı, dünyanın dört bir yanında röportaj sütunlanndan inmiyor, artık bütün gözler onun üstünde, öğretileri Tanrı kelamına dönüştü, Bütün söylenebileceklerin soluk bir yansıması olan bu durum karşısında Carlos, sen de kabul etmelisin ki grevlere fi lan burnunu sokman sorumsuzluk ve çılgınlıktı, seni oralardan çıkarana kadar neler çekeceğimi düşündün mü hiç. Haklısın Marilia.

.......................

yanında çalışanları çevresine toplamış, onlara dünyada komünistlikten daha kötü bir şey olmadığını anlatıyor, çünkü ne patron isterlermiş ne işçi, ne yasa, ne din, ne vaftiz edilmek varmış onlarda ne de evlenme, aşk da yokmuş zahir, kadınlar her isteyenin göz koyabileceği değersiz birer nesneymiş,

çocuklar ana babalarına hesap verınek zorunda değilmiş, herkes ayrı telden çalarmış.

.......................

Biz Portekizliler şehit düşmeye, kendimizi kurban etmeye can atar, fedakarlık göstermek için kıvranınz, bizi yöneten beylerden biri daha geçen gün şöyle söylemedi mi, Bir oğul doğurmuş hiçbir ana, oğlunu vatanı savunurken, ülkesi için ölürken eriştiğinden daha yüksek, daha soylu bir mertebeye yükseltemez, bakın hele şu orospu çocuğuna, gitmiş doğumevlerini ziyaret ediyor, gebe kadınlara karınlarını yoklayarak ne zaman yavrulayacaklarını soruyor, çünkü siperlerde asker sıkıntısı baş gösterdi, hangi siperler mi, pek yakında öğreniriz, bunlar geleceğe yönelik tasarılar olmalı. Bu birkaç örnek bize dünyanın iyiye gitmediğini gösterdi,

................

Söyleyiniz Fernando, kimdir kaderin karşımıza çıkarttığı şu Salazar. Portekizli diktatördür, koruyucu, pederimiz, öğretmen, kilise levazımatçısı, dörtte bir sinsilik, dörtte bir sezgi, dörtte bir Sebastiao, dörtte bir de Sidônio , alışkanlıklanmıza ve mizacımıza en çok hitap eden kişi............... neyse, tekrar Salazar'a dönecek olursak, yabancı basın ondan övgüyle bahsediyor. Ama hatırladığım kadarıyla, bunların, parası vergi mükelleflerinin sırtından ödenen, propaganda yazıları olduğu kulağıma gelmişti. Portekiz basını da ona hayran, gazeteyi açar açmaz insan hemen anlıyor ki Portekiz halkı dünyanın en müreffeh, en mutlu halkıdır, ya da kısa süre içinde öyle olacaktır ve bu saatten sonra öbür milletlere düşen, olsa olsa bizi taklit etmektir. Gerçekten de rüzgar bu yönde esiyor gibi. Gazetelere hiç inanmıyorsunuz, değil mi. Eskiden okurdum. Bunu söylerken yazgınıza boyun eğmiş gibisiniz. Hayır, olsa olsa biraz uzun sürmüş bir yorgunluğun izidir,................................ söyleyiniz, Portekizlilerle Almanyanın yeni icat çıkardığı, Tanrı'yı siyasal teminat olarak kullanma merakı sizi de tedirgin etmiyor mu. Ediyor tabii, ama yeni bir şey değil bu, İbraniler Tanrı 'yı orduların başkomutanlığına terfi ettirmişlerdi çoktan, kalanı aynı temanın çeşitlemeleri. Doğru, Araplar Avrupa'yı Tanrı istiyor diye haykırarak işgal ettiler, İngilizler için Tanrı kralı korusun, Fransızlar ise, Tanrı bizdendir diye yemin ediyorlar. Ama bizim Gil Vicente söylemişti, Tanrı Portekizlidir, diye.

 

 

4 yorum:

  1. Portekiz ve faşizm üzerine yazılan güzel ve anlamlı bir yazı olmu,çok ilgi çekici..Portekiz tarihini bir de bu kitaptan okumak lazım o zaman,değerlendirmeler harika bence,emeğinize sağlık..😊

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Güzel bir roman, Saramago ününü hak etmiş:)

      Sil
  2. itiraf ediyorum, spoiler korkusu ile sadece göz gezdirdim yazına, gerçek birebir bir okuma yapamdım, çok kaliteli yazıyorsun ama bunu da burada itiraf edeyim :D

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok fazla ifşa yoktur kitap yazılarımda:))
      Teşekkür ederim, blogdaş okurlarım kaliteli olunca böyle oluyor.

      fazla uzun yazmamaya dikkat ediyorum, ama bazı konular bunun dışında kalır. alıntılar uzatmış yazıyı biraz, ama onlar olmasa bu kitap tanıtımı eksik kalırdı:)

      Sil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)
E, üşenmeyin dedik ya:)