20 Eylül 2013

RAZI DEĞİLDİM, ETMİŞLER




Bu kitap, ABD'de yaşanan, özelde 1990'larda hızlanan "muazzam medya tekelleşmesinin", bireyin ABD demokrasisindeki rolünü nasıl kıskaç altına aldığını, toplumu manipüle ettiğini gösteriyor: Aman Allahım, Amerikan medyasının nasıl çifte standartlar uygulayarak beyazı kara, karayı beyaz yaptığını mı dersin, (mesela: kimya ve biyo-mühendislik lobileri sayesinde yeni kimyasal ya da genetik ürünlerin bilimsel zarar-etkileşim raporlarının etkin olarak yaptırılmaması, yapanların da "komplocu" sıfatıyla medya tarafından hasır altı- göz ardı edilmesi, Vietnam,Nikaragua- Guatemala, Laos, Kosova vb. yerlerdeki savaş ve katliamların, ABD medyası tarafından hükümet lehine olup olmadığına göre  haber konusu yapılıp yapılmadığı, Ağca'nın Papa suikastinde KGB destekli Bulgaristan suçlamasının fos çıkmasına rağmen bunun medya tarafından sürdürülmesi, karşı tepkilere belirli ölçülerde izin vererek demokratik görünüm verme hilesi, her medya kuruluşunun "kendi uzmanlarını" belirleyerek haberleri sadece onlara yorumlatmaları…)medya sahiplerinin aynı zamanda dev holdingler olduğunu mu, reklam verenlerin büyük patronlar olduğunu mu dersin….üf, anlatamıycam !


***
Diyerek  heyecanla anlatmaya başlamışım bu kitabı geçen yıl. Ağustosta bitirdim bu tuğla kitabı ama ilk baştaki hevesim, kalmamış anlatmaya. Daha çok bir karamsarlık …Zira bahis konusu sadece ABD imiş gibi dursa da aslında tüm dünyayı ilgilendirdiğini bilyoruz... Kısaltmaya çalışarak bahsetmek istiyorum biraz:

"1990'dan beri yaşanan muazzam anlaşmalar dalgası ve hızlı küreselleşme, medya endüstrilerinin daha da fazla tekelleşmesine yol açarak sadece 9  ulusötesi grupta merkezileşmesine yol açmıştır: Disney, AOL Time Warner, Viacom (CBS'in sahibi), News Corporation, Bertelsmann, General Electric (NBC'nin sahibi), Sony, AT&T-Liberty Media ve Vivendi Universal. Bu devler, dünyadaki  başlıca film stüdyolarının, TV şebekelerinin ve müzik şirketlerinin tamamına ve  önde gelen kablolu kanalların, kablolu sistemlerin, dergilerin, reklam yayını yapan belli başlı TV istasyonlarının ve kitap yayıncılarının önemli bir bölümüne sahiptir. Bunların en büyüğü olan ve yeni birleşen AOL Time Warner, önde gelen internet portalini geleneksel medya sistemine davet etti. On beş firma daha sisteme eklendi; böylece ABD yurttaşlarının büyük çoğunluğunun  yaşadığı medya deneyimlerinin neredeyse tamamını iki düzine firma denetlemeye başladı. Bagdikian şu sonuca varıyor: " Şirket çıkarları iç içe geçen ve birleşik kültürel ve politik değerlere sahip olan bu firmaların elindeki muazzam güç, bireyin ABD demokrasisindeki rolü hakkında rahatsız edici soruların sorulmasını da beraberinde getiriyor." (s.17)

Medya dünyasına hakim olan 9 devin - GE hariç- hepsi medya içinde büyük çapta holdingleşmeye gitmişler ve içerik kadar dağıtımda da büyük bir rol üstlenmişlerdir.  Bunlardan 4 tanesi -Disney,AOL Time Warner, Viacom ve News Co.- başka şeylerin yanısıra filmler, kitaplar,dergiler,gazeteler, TV programları, müzik, videolar,oyuncakalr ve lunaparklar üretir;  tv, radyo yayıncılığı ve kablolu sistemlere sahip olmaları, parekende satış mağazaları ve sinema salonları zincirleri sayesinde yaygın dağıtım olanakları vardır. Aynı zamanda haberler, zaman zaman araştırma raporları ve belgeseller de hazırlarlar. Fakat bu pop kültür devlerinin liderleri daha çok ABC televizyonundaki Who Wants To Be A Millionaire?  Ve CBS televizyonundaki Survivor gibi büyük seyirci kitlesi toplayan ve çapraz satış sinerjilerini mümkün kılan Disney'in Lion King'i gibi filmleri içeren eğlence sektörüyle ilgilenirler.

Hatırlatayım, bu bilimsel bir kitap. Kitabın girişinde tezleri ve kurdukları modeli şu şekilde anlatıyorlar:

"Bu kitap, bir "propoganda modeli" adını verdiğimiz, içinde faaliyet gösterdiği temel kurumsal yapılar ve ilişkiler bağlamında ABD medyasının performansını açıklamayı deneyen analitik bir çerçeve üzerinde yoğunlaşmaktadır… Bizim görüşümüze göre diğer işlevlerinin yanı sıra, medya kendisini denetleyen ve finanse eden güçlü toplumsal grupların çıkarlarına hizmet eder ve onların lehine propoganda yapar.
.....
"… Medya kendisini denetleyen ve finanse eden güçlü toplumsal grupların çıkarlarına hizmet eder ve onların lehine propoganda yapar. Bu çıkarların temsilcilerinin öne çıkarmak istedikleri önemli gündemleri ve ilkeleri vardır ve medya politikasının şekillendirilmesi ve dayatılması açısından oldukça elverişli bir konuma sahiptirler. Normal olarak bu, kaba müdahaleyle değil, uygun çizgide düşünen personelin seçilmesi, editörlerin ve çalışan gazetecilerin  kurum politikasıyla uyumlu öncelikleri ve haber değeri kriterlerini içselleştirmeleri sayesinde başarılır."


Dedikten sonra  modellerindeki  faktörleri sıralıyorlar :

*Mülkiyet ve denetim (medyanın sahipleri kimler, onları denetleyenler kimler?)

*Diğer belli başlı finansman sağlayanlara (başta reklem verenler) bağımlılık

*Medya ile haberi yapanlar ( medya çalışanları, haberciler ?)

* Haberleri tanımlama ve ne anlama geldiklerini açıklama gücüne sahip olanlar arasındaki çıkar ve ilişkiler

Bu ana yapısal faktörler dışında:

*Medyanın haberleri ele alış tarzından şikâyetçi olma,tepki üretimi (arada bir öyle sesler çıkar kendi içlerinde, aa bakın biz özeleştiri de yapıyoruz diyerek ama yine aynısına devam)

* Haberlerle ilgili görüşü teyit edecek "uzmanlar" tayin etme.

*Medya personeli ve seçkinler tarafından kabul edilen, ama çoğu kez halkın karşı çıktığı temel ilke ve ideolojileri belirleme yeteneği. (Flak; flug abwehrkanone: karşı tarafı geri adım attırmaya zorlayan sert eleştirellik)

* Gazetecilerin, neleri haber değerine sahip gördüklerinin çeşitli teşvik, baskı ve sınırlandırmalarla belirlenmesi…

Yazarlar, burada bu faktörlerin medya üzerinde % 100 denetleyici olmadığını ve her zaman basit, homojen sonuçlar üretmediklerini ekliyorlar. ABD kitle medyasında, belli ölçüde muhalefete ve haber akışına izin verildiğini herkesin bildiğini ancak bu tür muhalif haberlerin ve aykırı bilgilerin her zaman belirli bir sınırda tutulduğunu söylüyorlar.  (S.16)

Yine şunları ekliyorlar:

"Belirtmeliyiz ki biz burada medyanın halk üzerindeki etkilerinden değil, medyanın yapısından ve performansından söz ediyoruz. (…) halkın çıkarları seçkinlerinkinden ayrıldığı ve halk kendi bağımsız haber kaynaklarına sahip olduğu ölçüde, resmi çizgiden yaygın olarak kuşku duyabilir. Bununla birlikte, burada uygulamak istediğimiz nokta, propaganda modelinin, medyanın yaptıklarını şekillendiren güçleri tarif ettiğidir; bu medyadan yayılan her propagandanın her zaman etkili olduğunu ima etmez. "

Kitabın bu baskısında, ilk yayımı üzerinden geçen 15 yıl için güncelleme yapılmış ve modelin geçerliliğini koruduğu görülmüş. Ve örnek olayları da aynı şekilde gözden geçirip güncellemişler.  Bu 55 sayfalık giriş bölümünden birkaç alıntım daha var. Kitabın diğer bölümleri ise örnek olayların incelendiği bölümler:



İlgimi çeken, Türkiye'nin Amerika'nın uydu ülkesi olduğunun defalarca söylenmesi. Kürt probleminde yaşananların (1990larda) etnik temizlik olduğunu söylemesi. Clinton'ın ise bunu dikkate almadığı - haliyle ABD medyasının da-

Yine 80 darbesinin faşist bir darbe olduğunu söylüyor ve CIA'in bunu yapanları "bizim çocuklar" diyerek asla kınamadıklarını ekliyorlar!...

Yine Ağca ile ilgili kısımda Uğur Mumcu'nun , o döenmki CIA Türkiye şefi olan P. Henze'nin tüm gerçek dışı çıkarım ve bilgilendirmelerine anında yazılarıyla karşılık verdiğiydi. Öyle ki Mumcu'nun katledilmesinde CIA parmağı olabileceğini bile düşündüm buraları okurken. Mumcu'nun gerçekten derin ilişkileri keşfettiği ve bunların açığa çıkmaması için öldürüldüğüne bir kez daha aklım yattı…

Bir diğer şey, değerli değersiz kurbanlar ayrımı. Bunu dünya medyasında olduğu gibi ülkemizde de görüyoruz zira. Farkında olduğum bu olgunun desteklendiğini görmek şaşırtıcı oldu ilk anda.

Amerikanın "seçkinlerinden" ve bunların  yönetimde olmalarından, çıkarları doğrultusunda politika yaptıklarından da sürekli bahsediliyordu.




6 yorum:

  1. İnsan kendisine olan saygısını kaybetmek istemiyorsa eğer, her durum ve şartta vakur bir duruş sergileyebilmeli.. Doğruya bedel biçmeyen insanlar hayatları pahasına savunmalı ki ( Uğur Mumcu gibi....) dünya bütün bu çirkinliklerden seviyesizlikten arınabilsin.. Paraya, mevkiye, güce tamaht edip, ruhunu satan bireyler olduğu sürece, onları maşa gibi kullanan devletler de olacaktır.. Sonrasında Afganistan'dan tut, Vietnam'a kadar, Irak'tan tut, Mısır'a kadar insanlığın ayaklar altına alındığı, zulmün at başı koştuğu utanç sahneleri hiç eksik olmayacaktır ne yazık ki...

    YanıtlaSil
  2. Kitabı henüz okumadım, ama ilgi çekici olduğu, göz açıcı olduğu açık. İyi de insanın gözleri açılınca görülen ne? Bir karabasan, çokluk. Medya kamusal rıza imalatçısı. Gerçek bilgiye erişim, bunca bilgi kirliliği içinde gerçekten zor. Üstelik erişmek isteyen kim? Eğlence dünyasının sunduğu sınırsız eğlence aldatmacasından kendini çekip kurtarmak isteyen çok insan var mı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. can alıcı soruyu sormuşsunuz...

      Sil
  3. Batı kapitalizmi kendi menfaatlerini fütursuzca koruduğunu açıkça beyan eder ve birileri çıkıp, onları eşbaşkanları olduğunu söyler.
    Ne yaman bir çelişkidir. Eğlence dünyası, yine bu tekellerin zihinsel psikolojik hareketi olarak yıllardır devam eder. Uyut ve yönet!
    Yarışma programlarından tutun da dizilere kadar ve hatta eskiden futbol, ezilmiş halkların tek eğlencesi iken, şimdi büyük bir sömürü aracı olarak emperyalizmin güdümündedir. .. büyük bir kapitalist endüstri haline dönüşmüştür, tıpkı diğer sektörler gibi.
    Dostlukla...

    YanıtlaSil
  4. derdin ne kızım ya bu kadar uzun yazılır mı? zaten gözler okuyamaz oldu! sen bana özelden kısa özet geç, yüz tıklamayı aşmasın yazın.:P

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Oldu, gözlerim doldu. İstersen bir mini seminer vereyim bu konuda, daha pratik olur :p

      sen öykümden haber ver önce :)

      Sil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)