3 Aralık 2011

1: BİR UZAK ÜLKEDEN BİR FISILTI DUYMUŞ OLABİLİRİM

Bu yazı da, nasıl yazsam diye düşündüklerimden biri olacak: heyecan var,beğenme var,beğenmeme var, empati var… Kısa mı yazsam, uzun uzun mu anlatsam?

Birkaç farklı, kendimce çarpıcı başlıklar da buldum. Ama her bir bölümü bitirişimde aklımdaki başlık da değişti. Yine de kitabı merak ediş sebeplerimden başlayayım.

Altı ya da yedi ay öncesine kadar, bir dakika, kesin zamanı belirleyebilirim, evet : Ekim 2010’dan sonra – Danell Jones’un V.Woolf’tan Yazarlık Dersleri adında, heveskâr yazar adaylarını cezbetsin diye yazılıverilmiş ama içinde Woolf’tan esintileri barındırdığını inkâr etmeyeceğimiz bir “kitap’cık” elime geçtikten sonra (evet, kitaplarıma mutlaka elime geçtiği tarihi yazarım, kendi mahsulüm ex libriss’imi de çiziktiriveririm) – hiç ama hiç aklımda olmamışken bunca zamandır, “kadın yazar” kavramını kafamın içine sokmasından sonra …

Kavram değil, ayrım. Bir vakıa, elbette, kadının yazar olması. Ama ayrım da. O uzun kulaklı, güzelim gözlü hayvanın aklına karpuz kabuğu mu düştü desem, başladım “ Yahu şu kadın yazarlar nedirler, ne değildirler,in midirler,cin midirler … velev ki hemcinslerim” demeye… Kısaca böyle açıldı bu patika.


Woolf’un “evin meleği” tabiri, 21. yüzyıldaki modern kadın için eskimiş gibi dursa da canı tam çıkmamış zombi gibi her an, evin  herhangi bir köşesinden fırlayabilir. Bir İngiliz olarak o bile bundan yakındıysa bizdekiler neler yaşamışlar, yaşıyorlar diye düşünüverdim. Kadına biçilen klasik rol…Öncekiler ve şimdikiler…Az çok biliyoruz kadınların erkeklerin dünyasında var olma çabalarını ama özele de inmek gerek: Resmi tarihin dışında bireysel tarihtir bize karanlık noktaları aydınlatacak olan. Bu tip düşünceler vasıtasıyla, eserlerinin çok da içeriğine bakmadan “kadın yazarlar” ne yazmışlar, nasıl yazmışlar, yazarken neler yaşamışlar merakına geldim.

Yakınlarda, yine bu saikle alıp okuduğum Yıldız Ramazanoğlu’nun Angelika’sı ise sanki önüme açılan bu patikadan daha yürümem gerektiğini ispatlar gibiydi.

Uzatmayalım. Kendini kütüphane sanan bu ilçe kitaplığında  Fatma Aliye alt  başlığı ile görünce kitabı aldım. Fatma Aliye adını Selim İleri’den duymuştum bir makalede: Osmanlı’nın ilk kadın muharriri. İşe bakın ki kitabın yazarı da bir kadın.



1 yorum:

  1. Ocak ayında, Türk yazınında kelimelerde cinsiyetçilik konu başlıklı söyleşi olacak haberin olsun.:)

    YanıtlaSil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)