15 Kasım 2011

İVO ANDRİÇ VE EX PONTO


Kitabın adı: Irgat Siman
Yazarı: İvo Andriç (1892-1975,Bosna- Belgrad)
Yayınevi: Cem Yay.
Basım yılı: 1983
Çeviri: İlhami Emin- Adnan Özyalçıner

İvo Andriç’i değil ama Drina Köprüsü kitabını – sadece ismen- lise birinci sınıftayken biliyordum. Edebiyat dersimizde hocamız bir vesile ile bahsetmişti.

Andriç’in Nobel’li (1961) bir yazar olduğunu, bu kitabın üzerindeki ibareden öğrendim. Sahafta gidip gelirken hep görüyordum ama elimdeki listede adı yoktu ve açıkçası kitabın ismi beni hiç çekmiyordu.

Geçenlerde listemdeki hiçbir kitabı bulamayınca boş çıkmak da istemedim. Her yeri uyduruk macera romanları, best-seller’lar doldurmuştu artık. Bu kitap tek seçenek olarak hemen önümdeki yarı boş rafta duruyordu.

Kitapta 3 uzun öykü var: Irgat Siman(40 sayfa), Jepa Köprüsü (12 sayfa) ve Anika Yaşarken (88 sayfa). Üçü de birbirinden güzel. Ama en çok Jepa Köprüsü’nü beğendiğimi itiraf ediyorum. Beni sarmalayıp içine çekti adeta.

Eski basımları bu yüzden seviyorum işte, sürprizli oluyorlar: En sonda Ex Ponto (Sürgünden Notlar) ile yazar hakkında iki inceleme eklenmiş. Andriç’in kişisel dünyası ve  yazarlığı hakkında kıymetli bilgiler içeriyor bu incelemeler. İlki Prof. Dr.Slvako Leovaç’a, ikincisi A. Özyalçıner’e ait.

Ex Ponto’dan başlamak istiyorum: Gencecik yaşında hapishaneye düşen Andriç’in bu sürgün yıllarında yazdığı bir eser. Onun hapishane değilse de sürgündeki ruh halini o kadar iyi anlıyorum ki…

“Ex Ponto, aynı zamanda Andriç’in ilk eseri. Düz yazı- şiirlerini toplayan ilk kitabı. Küçük küçük şiirsel parçalar biçimindeki bu notlar, batı edebiyatında yüzyıl başlarında pek yaygın olan bir türdü. Yazık ki bizim edebiyatımızda, düşünsel yanı pek hesaba katılmadan, yalnızca duygusal yönüyle ele alınmış zayıf örnekleri görülmüştür… Andriç’in bu ilk örneklerinde bütün bir Andriç vardır. Sonradan romanlarıyla hikâyelerinde geliştireceği ustalıklı anlatımı, doğayla yaşamı ele alıştaki yalnızlık acısı(…)”[Önsöz’den]

Beş yüzyıl boyunca Osmanlı egemenliğinde kalan topraklarda yetişmiş Andriç. Bu yüzden hikâyelerinde
Osmanlı ve Türkler eksik değil. Hikayeleri okurken yabancısı olmadığım bir atmosfer hissettim.

19 yaşındayken Avusturya- Macaristan  İmparatorluğu’nun hakimiyetindeki ülkesine bağımsızlık kazandırmak için “Ulusal Devrim Gençlik Örgütüne” katılmış. 1. Dünya Savaşının başlamasına neden olan Avusturya veliahdı Ferdinand’ın öldürülmesine bu kuruluş önayak olmuş. Ve sonuçta Andriç hapishanededir… 1918’de de Ex Ponto yayınlanır.

Bu arada Wilde’ın De Profundis’inden sonra okumaya başlamıştım Andriç’i ve iki büyük yazarın hapis zamanlarında yazdıklarının ne denli birbirine yakın olduğunu görmek hoş bir tecrübeydi. Tabii başka iki üslupla:
 “Gözlerimi yumunca, hemen karşılarımın ötesinde, hayatın bütün görkemi ile yeryüzünün güzelliği sürüyor…s. 164”

De Profundis’den: … Dışarıda gün, mavi ve sarı parıltılarla dolu olabilir; ama altında oturulan demir parmaklıklı küçük pencerenin kalın örtüyle kaplı camından sızan ışık, kurşunî ve ölgün. Tutuklunun hücresi her zaman alacakaranlık, yüreği de öyle… s.54-55”

Yine s: 73’de Wilde’ın intihara karar verip vazgeçişi ile s: 165’de Andriç’in aynı halet-i ruhiye ile intiharı düşünüp vazgeçişi de ilginç bir tesadüftü. Bunun gibi pek çok satır ve düşünce benzerliği yakaladım…

*****

“Raydan dışarı atıldığınızda, günlük yaşayışınıza allahaısmarladık deyip korkunç rüzgârların etkisiyle kendinizi yükseklerde bulmuşken, ayakları altından toprağın çekildiğini duyan biri gibi şaşakaldınız mı hiç?”

“ Kitaplar iyidir, kimi zaman da insanlar; ama yağmuru seyretmem en iyisi.”

“ (Kadınlar), çocukların kelebek avladıkları gibi tedirgince avladığımız, ama bize sürekli acı veren ya da acıya dönen dilsiz, ak, şiirli güzelliğiniz nedir?”

“ İnsanlar,türlü biçimler, her türlü mahluk ve hayat hücreleriyle dolu olan toprak güçlendiriyor düşüncemi, yaşamın ölümden daha dayanıklı oluşuyla bir an için, sonsuzluğa olan susamışlığımı gideriyor bu düşüncem.”

“Bugünkü yaşantımın bütün trajikliği bir tek söze sığabilir; yalnızlık.”

Kitaptaki inceleme yazılarını okuduktan sonra şimdi Drina Köprüsü ile Cem Sultan’ı anlattığı romanını (Prokleta Avlija; Uğursuz Avlu)  çok ama çok merak ediyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)