6 Ağustos 2011

ŞAH VE SULTAN

ALT BAŞLIK :

TARİHî ROMAN TARİH ÖĞRETMEZ,TARİHİ SEVDİRİR.

Alt Başlık İçin Dipte Olmayan Kişisel Not: Anakronik olmadıkça ve temel taşlar yerinde durdukça :)



Kitabın adı: Şah ve Sultan
Yazarı : İskender Pala
Yayınevi: Kapı Yay.
Basım yılı: 2010

       Hemen daha kitabı okumadan başlıktaki/kapaktaki İngilizce “ve” anlamaına gelen & işaretinin kullanılması gözüme takıldı. Hoşlanmadım. Ama kitabı bitirince yazarın vermek istediği "ikilik yerine birlik mesajını" kuvvetlendirmek için yapılmış olabilir diye düşündüm. Ama bu kadar detayı da düşünmemişlerdir herhalde:) Her halükârda hoşlanmadım bu kullanımdan.

      Sonracığıma, kapakta sadece Yavuz S. Selim’in resmi var. Romanın ilerleyen sayfalarındaki bilgi gerçekse Şah da sonraları yaptırdığı bir sarayın duvarına kendi resmini nakşettirmiş. Ve belki başka resimleri de vardır. Konabilirdi? (Bu paragraftaki hatanın ne olduğunu görmek için sayfa sonundaki linke tıklayınız.)

      Neyse efendim. Kitap erkek kardeşimle değiş-tokuş olarak elime geçti. Ben Katre-i Matem’i vermiştim İzmir’den giderken okusun diye, o da postayla Şah ve Sultan’ı göndermiş sağolsun. Kitap nasıl, diye sorduğumda net bir şey söylememişti. Buradan pek de beğenmediği sonucuna varmıştım.

      Kitap bitince bunun bir sebebini- kardeşimin mesleği ve ilgi alanlarına göre- tahmin ettim: Pala, bilindiği üzre edebiyat profesörü. Özel uzmanlık ve ilgi (aşk demeli buna) alanı ise Divan Edebiyatı. Katre-i Matem’de de olduğu üzre, bu romanında da geleneksel aşk konusunu,divan edebiyatının geniş,derin sembolleri,beyitleri,mecazları vb. ile –tabii daha açık ve kendinin işlediği bir dille- yerleştirmiş olayların içine. Kaldı ki iyi birer şair olan Şah ve Selim’in deyişleri,beyitleri ile süslü bu roman. Bunlar olmasa Şah ve Sultan’ın karakterleri ve insanîlikleri kesinlikle böyle güzel anlatılamazdı.

      Evet,Pala bunu gayet ustalıkla yapmış. Yine de bazı sevgi nedir konulu paragrafları atladım. İtiraf ediyorum.
      Konuya gelelim.

     Lisede Osmanlı Tarihi ezberlerken pardon okurken, Yavuz lakaplı Sultan Selim’in Çaldıran “Zaferi” öğretilirdi. Karşısındaki de Şah İsmail’di. Bu kadar. Roman sayesinde, Safeviler’in Türk oğlu Türk bir devlet, haliyle Şah İsmail’in de Türk olduğu (Acem sanırdım onu hep), o dönemdeki birçok Türkmen boyunun Kızılbaşlığı benimsediği gibi benim için  yeni birçok şey öğrendim. Şamanlıkla Kızılbaşlık arasındaki organik bağları ise geçen sene aynı ortamda olduğumuz bir ilahiyatçıdan duymuştum zaten.

      Pala, girizgahta desteklerini aldığı pekçok akademisyene teşekkür ediyor. Bu da benim okumayı daha çok sevdiğim tarihi sıraya ve gerçeklere daha bağlı roman tipinde olduğunu anlattı. Kitabın sonunda da bayağı bir kaynakça sunmuş Pala. Küçük bir de kronoloji tablosu. (Bu yazıyı yazdıktan sonra Thalassapolis’in yazısını (bkz.sondaki link) okuyunca bunu bile tarihe bağlı kalmamış diye eleştirdiklerini öğrendim!..Daha kitap elimde değildi,sanırım NTV’de, tarihi roman konulu bir münazara vardı. İtiraf ediyorum konuk yazarların hiçbirini tanımıyordum. Yalnız söylenen şu cümle aklıma yatmıştı: “Tarihî romanlar tarih öğretmez,tarihi sevdirir.” Dün de eski bir dergi sayısında tarihî romanlar hakkında görüşleri alınan önemli yazarlarımızın (O.Pamuk, Nedim Gürsel,M.N.Sepetçioğlu vb.) bir röportajı vardı. Onu da kitabı bitirince  okumayı planladım.)

      Burada yazarın hayal gücüne ne kaldı diye soranlar olursa kitabı okuduklarında bunu da rahatlıkla göreceklerdir. Bir kere aşk beşgeni,pardon altıgeni (Taçlı-Ömer-Şah-Cafer-Sultan-Kamber Can) durumu Şah ve Selim’in can yoldaşları olup olayları onların tarafından yakınen anlatan “ikiz Kızılbaş kardeşleri” Hüseyin Can ve Aka Hasan…kurgu olmalı. Herneyse...Sonuçta savaşın adım adım gelişini, iki taraftaki yansımalarını vb. çok güzel anlatmış Pala.

       Ve ana fikir ikisi de Türk, ikisi de Müslüman olan bu iki devletin çarpışmasının,ve kardeşi kardeşe kırdırıp araya ikilik sokmanın yanlışlığı ve zalimliği. Tarafsız durmaya çalışılmış ve romanda ortaya konanlar,anlatılanlar, kitap bitince sizin de öyle düşünmenizi sağlıyor bence. Hem Şah’ın, hem Sultan Selim’in, gerek devlet başı gerek de insan olarak karakterleri, güttükleri siyasetin sebepleri objektifçe verilmiş. Misal, Şah’ın Tebriz’i ilk aldığında Sünnileri ezmesi ve zorla Kızılbaş etmeye çalışması ile daha sonra Sultan olan Selim’in Kızılbaşları baskı altına alması.

      Bu noktada şu an dahi ülkemizde ve İslam dünyasında maalesef varolan-oldurulmaya çalışılan Alevi/ Şii-Sünni düşmanlığının gereksizliğini vurguluyor.

     Bu babtan kitabın en başındaki epigraf da cuk oturuyor:

“ Onlar bir ümmetti,geldi geçti. Onlara kendi kazandığı, size de kendi kazandığınız.Siz onların işlerinden sorulacak değilsiniz. K.Kerim”

     Kitap daha detaylı bir anlatımı hak ettiğinden bir  “Bölüm 2” de olacaktı.Yalnız Thalasapolis’in yazısını okuyunca ikinci kısmın zaten hazır olduğunu gördüm. Buradan buyrun: http://thalassapolis-neokudum.blogspot.com/2011/07/iskender-pala-sah-sultan.html



13 yorum:

  1. Yazılarımız birbirini çok güzel tamamlıyor ellerine yüreğine sağlık Sevgiler :)

    YanıtlaSil
  2. Pala'nın perspektifi baştan sona sünni perspektif dikkate alınarak kaleme alınmıştır. Bu kadar net. Neden? Çünkü, tarihi muktedirler kaleme alır.:)) Kimin kazandığının önemi yok. Baştan sona bir iktidar savaşıdır Osmanlı-Safevi çekişmesi. Kökenleri, Moğol İstilası öncesi Selçuklu- Anadolu Selçuklu çekişmesine kadar uzanır. ( Madem ismi geçti, M.N. Sepetçioğlunun serisinde uzun uzun anlatılır. Hatta, Melikşaha epey dokundurarak anlatılır bu çekişme.) Tarihi açıdan bakacak olursak, antik döneme bile gider. Medlerle İpn kentleri arasındaki mücadele ile de başlatabilirsiniz. İki coğrafya üzerindeki her iktidar mutlaka diğeri ile çekişmeye girmiştir. Bu bağlamda, kardeş kavgasından çok iktidarların kavgası olarak bakmakta fayda var. O dönemdeki bağların tanımlamasının bugünkü terminoloji ile yapılması hem doğru değil hem de tehlikelidir. Yavuzun acımasızlığından bahsedilir ama safevilerin de bugünü İran üzerinde onlardan aşağı kalır yanı yoktu dönemlerinde. Hatta çok daha kanlı bir yol izlemişlerdir. İranın baştan aşağı Şia öğretisine bürünmesi Safeviler döneminde gerçekleşmiştir.
    Dönem romanları hele bir de tarihi olgulara dayandıralarak kurgulandığında daha da zor bir işe soyunurlar. Ve tüm çakıltaşlarını İskender Pala için de kullanabiliriz. Ben pek tercih etmem genelde bu yöntemi sonuç olarak romancı kurgucudur da aynı zamanda. Birebir sadık kalmak zorunda değil. İSkender Pala'nın düşünce dünyası içinde, Yavuza yakın durmasına da çok şaşırmadım.
    Benim takıntım malum kişiye bu aralar.:)))

    YanıtlaSil
  3. Adama bak ya! :):)

    Evet, kitabın sonlarına doğru okuyucu Yavuz'a daha bir meyilleniyor. Tabii Thlassapolis'in de dediği gibi bir Alevi arkadaş da okuyup yorum yaparsa ufkumuz daha açılır. (Altın kalpli alt komşum bir alevi,her Allah'ın günü kahve içmeye çağırıyor ama okuma yazması yok.)

    Evet,kitapta da Pala, işin iktidar hırsı sebebiyle bu raddeye vardığını söylüyor.

    Evet, Enis Beye de yazdığım gibi, aidiyetiniz varsa yüzde yüz tarafsız olmanın imkansıza yakın zorluğu vardır. Yine de bence elini taşın altına koymuş ve bu haliyle bile pekçok sünninin tepkisine açık olmuştur bence.

    Evet, Pala da Şah'ın ve adamlarının kaynar yağ kazanlarına attığı sünnileri yazmıştır en azından.

    İskender Palanın düşünce dünyası derken...Neyse gereksiz. :)

    Gerisi hakkında bir bilgim ve yorumum yok bayım!

    Malum kişi de kim Allasen?

    YanıtlaSil
  4. Sondan başlayayım, malum kişi: E.Ş.:))
    Taktım bu ara. Semih Gümüş sıkı giydirmiş bugün, Radikal-2 de. Mesele şu aslında, Savaşı Şah İsmail kazanmış olsa idi nasıl yazılırdı sorusuna cevap aramanın çok da anlamı yok. Muktedirlerin, siyasi tercihinden başka bir şey değildir o dönemdeki dinsel tercih. İsmail, malum zaten şeyh aynı zamanda. Dinsel bir rütbeye de sahip. Yavuzun, o dönem Türkmen boyları ile çekişmesinin temelinde ise dinsel sebepler yatmıyor; dini motif uygulanacak baskının gerekçesinden öteye geçmemekte. Palanın bahsettiği o kaynar kazan, masal kısmı. Olan şu İran'da: Şah İsmail, bölge bölge ve kısa sürede derhal sünni inanışın yerine, Şia İmamlarına uyulmasını istiyor. Uymayanlar (ki sayı aslında az değil) kılıçtan geçiriliyor ya da sürülüyor.) Alevi değilim.Sünni de değilim.:)) Kargadan öte kuş tanımam.:))
    İskender Pala'nın siyasi ve mezhep şerebi diyelim.:))
    Adam derken? İyi mi kötü mü.:)))

    YanıtlaSil
  5. Pala da aynen senin dediğin şekilde yazmış ya zaten mezhep kavgasının siyaseten çıkarıldığını filan..
    E.Ş. mi? aaman,benim dünyadan haberim mi var? Radikal okumayı bırakalı 1.5 sene olmuş zaten:)

    San Polikarp?

    YanıtlaSil
  6. Bir de yazarı filan bırakalım tarihi roman olarak ne kadar başarılı? Ben iyi bir tarihi roman okuyucusu değilim. Kısıtlı tecrübeme göre hiç de fena değil.

    Adam adamdır işte.

    YanıtlaSil
  7. Demeden demeye fark var.:))
    Radikali ben de okumuyorum uzun zamandır, bugün sekti sadece. O da kitap ekine denk geldi.:))
    Tam karşısında, Cafe Crown var. Efesin altında. Pek severim, gittiğimde kahve içmeyi. Bahçesi pek güzeldir.:))

    YanıtlaSil
  8. Tarihi romanı, tarihi döküman diye okumaya kalkarsa insanlar, büyük hata yaparlar. romancı eninde sonunda kurgulamak zorunda. Olmayan kişilikleri işin içine katması gerekli. Tarihi kişiliklere, söylenmemiş sözleri ya da söylenip söylenmediğini bilmediği lafları ettirir. İmgelere başvurmak zorunda kalır duygu anlatımına dalar. Bunlar olmadan zaten roman olmaz.
    Ben ısrarla, tarihi roman olarak okumam bu tür kitapları. Bilgim de kısıtlı değildir.:)))

    YanıtlaSil
  9. İlk cümlede siz,ben ve Thalassapolis hemfikiriz yani.

    Tarihi roman mı okumuyorsunuz, bu tip kitapları roman kategorisine mi koymuyorsunuz, ya da roman istemezüm, illa ki tarihi doküman gerektir deyip bakalım ne saçmalar yazmışlar diye mi okuyorsunuz, karıştı şimdi.Neyse.
    Belli, belli:)

    YanıtlaSil
  10. OKurum elbette okumaz olur muyum? Okurum da " tarihi-tarihsel roman" gözü ile okumam. Bu bir romandır benim için o kadar.:)) Yani tarih olgusuna sıkı sıkıya bağlı kalıp kalmadığını pek dikkate almam.
    Ne belli?:))

    YanıtlaSil
  11. hımm.Herkes aynı gözle okumuyor işte.Tarihin yüzü soğuk olunca romanlardan öğrenmek istiyoruz galiba. burada Thalassapolis'in cümlesi devreye giriyor: " Bana kaynaklardan açıp bakmayı istettirdi" manasına. Tarihi romanda işin bir güzelliği de burda bence.


    Bİlgim kısıtlı değildir demişsiniz ya, o belli:)

    not: E.Ş. de bizim Elif Şafak mı yoksa? Jeton yok ya piyasada artık,o bakımdan geç şeyetti.

    *Çan çalmıyorlar galiba?

    YanıtlaSil
  12. Ohooo.. E.Ş. yi daha yeni anladı.:))
    KAtolik Kilisesi olmasına tağmen, çalmıyorlar. Gerçi bildiğim kadarı ile hiçbir kilise çalmıyor. Bir de özgülrükler ülkesiyiz diye hava basarlar. Hep derim, uzun zamandır, "tahakkümler ülkesi" olduk.
    Aslında tarihin yüzü soğuk değil. Türkiye'deki tarihçilerde sorun var.

    YanıtlaSil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)