21 Temmuz 2011

TANIŞTIĞIM İKİNCİ İRLANDALI

Kollarla seslerin büyüsü: yolların ak kolları,verdikleri sıcak kucaklaşmalar sözü ve aya karşı dikilen boylu gemilerin kara kolları,uzak ülkeleri anlatan öyküleri. Şunu demek için uzanıyorlar: Biz yalnızız-gel. Ve sesler de konuşuyor onlarla birlikte: biz senin kandaşlarınız. Ve hava kalabalıklarıyla yoğun beni,kandaşlarını çağırırlarken,gitmeye hazırlanırlarken,coşkun ve korkunç gençliklerinin kanatlarını çırparak.


Kitapta da adı geçen Liffey Nehri

                                                   


Kitabın adı: Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi
Yazarı: James Joyce (1882 Dublin- 1942 Zürich)
Yayınevi: İletişim
Basım yılı: 1992
Çeviren: Murat Belge

      Baştan söyleyeyim, elimden düşüremediğim bir kitap olmadı. Otobiyografik öğeleri olduğunu bildiğim için almıştım bu kitabını Joyce’un. O kârım var yani. Bir de devrik cümle, (kendi uydurduğum tabirle) kargaşalı cümlelerle kurulan üslubu görmek ilginç oldu. Bu arada İngilizce’nin normal tümceleri gramerimize tersken bu nesne-sıfat çokluğu ve yer değişikliği ile  orjinal metin nasıldır merak ettim. Murat Belge iyi iş çıkarmış sanırım. (İngilizcem “upper intermediate” seviyede kaldığı içindir bu “sanırım” kelimesi. Cahilliğin gözü kör olsun:))

     Uslüp demişken, Rilke’nin nesnelere canlı varlıkmış gibi davranma üslubunu burada da görmek hoş oldu. Normalde o nesne için kullanmadığımız sıfatların kullanılmasıyla yaratılan şairane ve seyyalemsi tasvir ve üslup..Çocukluğun hüzünlü anılarının,gençliğe adım atmanın ve kendini bulmanın kırılgan serüvenine çok yakışan bir üslup.

      Sonuçta usta işi bir roman elbette. Ama dediğim gibi elimden bırakamadığım bir roman olmadı. Sırada -edinir edinmez- Dublinliler kitabı var.

      Arka kapaktaki açıklamaları konu hakkında bilgi vermesi bakımından yeterli bulduğum için buraya alıyorum:

(…) 1842’de Dublin’de doğan Joyce, orta ve yüksek öğrenimini Cizvit okullarında görmüştü. Klasik roman kalıplarına nisbeten sadık kaldığı otobiyografik ilk romanı Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’nde eğitim yıllarına geri döner ve genç bir sanatçının Cizvitlerin katı disiplini içersinde kendi özelliğini keşfetme ve inanç sorunlarıyla boğuşma macerasını sergiler.(…)

     Romanın sonunda yazar şöyle not düşmüş: 1904 Dubiln/ 1914 Triyeste. Buradan romandaki tarih diliminin yazarın 12-22 yaş arasına denk geldiğini çıkarıyoruz.

      Yatılı okula verilmenin çocuk psikolojisinde yarattıkları, ailenin İrlanda siyaseti ile ilgili tartışmaları, maddi durumlarının bozulması ile taşınma ve gerçek dünyaya açılma,ilk cinsellik kıpırdanışları, ilk günah ile hıristiyanlıktan soğuma ve inanç buhranları,Katolik olmak ya da olmamak, papaz olmak ya da olmamak, milliyetçi İrlandalı olmak ya da olmamak, sosyalist olmak ya da olmamak,aşık olmak ya da olmamak,yalnız olmak ya da olmamak… Ve en başından beri kendini “farklı” hisseden kahramanımız Stephen Dedalus, onu illa bir tarafta olması için zorlayan insanlardan ve düşünüş biçiminden hızla kaçar …Kitabın ortasındaki "günah-affedilme-tövbe etmeme-cehennem-hıristiyanlık sorgu ve sorunsallığı- kısmını atlatınca son kısımlar daha güzel geldi bana.
      Benim altını çizdiğim yerleri de yazayım.Kitabı okumak isteyenler için de fikir olabilir:

“ Kitabın başındaki boş sayfayı çevirip oraya kendi yazdıklarını okudu: kendi adı,nerede olduğu.

Stephen Dedalus

Hazırlık Sınıfı

Clongowes Wood Okulu

Sallins

Kildare İli

İrlanda

Avrupa

Dünya

Evren

Bunlar onun yazısıydı: bir gece de Fleming şaka olsun diye öteki sayfaya:

Stephen Dedalus benim adım

İrlanda’dır vatanım

Clongowes’da yaşarım

Cennet ise umudum.

Diye yazmıştı. Satırları tersinden okudu ama o zaman şiir olmuyordu. Sonra sayfayı kendi adına gelinceye dek aşağıdan yukarıya okudu. Bu oydu işte: sonra bir daha okudu. Evrenden sonra ne geliyordu? Hiçbir şey. Ama orada her şeyin çevresini saran incecik bir çizgi olabilirdi. Her şeyi, her yeri düşünmek çok büyük oluyordu. Yalnız Tanrı yapabilirdi bunu. Ne kocaman bir düşünce olduğunu düşünmeye çalıştı; ama o yalnız Tanrı’yı düşünebiliyordu. Onun adı nasıl Stephen’sa Tanrı’nın adı da Tanrı’ydı. Dieu Tanrı’nın Fransızcasıydı ve o da Tanrı’nın adıydı; ve ne zaman birisi Tanrı’ya yalvarsa ve Dieu dese, Tanrı bir Fransız’ın yalvardığını hemen anlardı. (…)

(…) Kitaplıkta Hollanda üstüne bir kitap vardı. İçinde pek güzel yabancı isimler,tuhaf görünüşlü kentlerin,gemilerin resimleri vardı. Öyle mutlu ediyordu ki insanı bunlara bakmak.

(…)Ama Clongowes uzaktaydı: hem tabaklardan,çanaklardan hindiyle jambonun ve kerevizin sıcak yoğun kokusu yükseliyordu ve şöminede alev alev, kıpkırmızıydı, ve yeşil sarmaşıkla kırmızı çoban püskülü öyle mutlu ediyordu ki insanı ve yemek bitince içine soyulmuş bademlerle defne yaprakları sıkıştırılmış,çevresinde mavimsi bir alev yanan,tepesinde de küçük yeşil bir bayrak sallanan kocaman erik tatlısı yemek odasına getirilecekti.

(…) – Din budur,dedi Dante. İnsanları uyarmakla görevlerini yapıyorlar.

- Tanrı’nın evine bütün alçak gönüllülüğümüzle yaratıcımıza dua etmek için gidiyoruz,dedi Mr.Casey. Seçim konuşması dinlemeye değil.

- Din budur,dedi bir kez daha Dante. Hakları var. Sürülerine yol göstermeleri gerekir.

- Ve kürsüden politika vaazı vermelidirler, öyle mi,dedi Mr.Dedalus.

- Elbette,dedi Dante. Bu halkın ahlâkıyla ilgili. Sürüsüne neyin yanlış,neyin doğru olduğunu göstermeyen papaz papaz değildir.

(…) Ama babası Dante’nin bir zamanlar rahibeykeb erkek kardeşi o incik boncuk karşılığında yerlilerden o parayı alıncaAlleghany’deki manastırından ayrıldığını anlatmıştı. Belki bu yüzden Parnell’e karşı böyle sertti. Ve Stephan’ın Eileen ile oynamasından hoşlanmıyordu. Çünkü Eileen protestandı.

(…) Okul hayatından serbest kalan boş zamanı, alayları ve sert sözleri beyninden çıkıp kendi incelmemiş yazılarına dökülünceye kadar orada ekşimiş bir mayalanmaya yol açan birtakım yıkıcı yazarlarla geçiyordu.

(…) Şehrin bilgisizliği içine hantal bir yüzüğe takılmış yavan bir taş gibi ağırlık vererek oturtulmuş gri Trinity anıtı solunda aklını aşağıya doğru çekiyordu (…)













6 yorum:

  1. Tebrik ederim, karınca duası boyutundaki yazılar için. Yanında bir de büyüteç verecek misin?:)))

    YanıtlaSil
  2. Rica ederim, o istediğiniz büyüteci bilgisayarların durum çubuklarındaki "yakınlaştırma düzeyi" butonundan kolaylıkla elde edebilirsiniz efem:)

    YanıtlaSil
  3. biraz yardımcı olsan olmaz değil mi? Lütfen.. biz müşteriyiz okuyucu değil.:)))

    YanıtlaSil
  4. e daha nasıl olcaz, nasıl yapıldığını slayt gösterisi eşliğinde gösterelim isterseniz? Bu saatten sonra kayıt düzenle işiyle ise hiç uğraştırmayın beni,hem has okuyucu her türlü eziyete katlanır,okuyacağını okur, o kadar :)

    YanıtlaSil
  5. Amanınn ben yanlış yere yazmışım yaa.:)) Ben bu yorumu, son post için yazmıştım.:)))

    YanıtlaSil
  6. a portrait of an artist as a young man.
    inanılmaz romanlardan.
    hayatımı değiştiren romanlardandır.
    :)

    uliseyi ise 3 kez okudum.
    bi türlü sindiremedim.
    :)
    çevirmen de üstelik nevzat erkmen.
    nevzat erkmen çok önemlidir çok.
    :)

    YanıtlaSil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)