9 Mart 2011

KAFKA'DA İNANÇ VE UMUTSUZLUK

Kitabın adı: Kafka’da İnanç ve Umutsuzluk

Yazarı: Max Brod (1884-1968)
Yayınevi: Yankı Yayınları
Basım yılı: 1968
Çeviren: Kâmuran Şipal

Max Brod bilindiği üzere Kafka’nın yayıncısı ve yakın bir arkadaşı. (Kendisini de üretken ve tanınmış bir yazar olduğunu bilmiyordum doğrusu.)Bu kitabı yazmasının ardındaki sebebi de şöyle açıklıyor:

“Burada şöyle bir itirazda bulunulabilir: Umutsuz ve çıkış yolu olmayan yanıltıcı bir takım durumlar anlatılıyor Kafka’da. Beri yanda birkaç umut ışını da var; hal böyleyken, neden bu umut ışınları daha çok önem taşısın?

- Bir kez bunların daha önemli olduklarını hiç de öne sürüyor değilim; Kafka’daki seyrek umut ışınları, Kafka açıklamacılarının çoğunun yaptığı gibi- büsbütün ortadan kaybedilmesin, bu kadarına razıyım. İkincisi, az önce söz konusu edilen seyreklikte açık yürekliliğin bir garantisi saklı bana göre. Sonra şu da var: Olumlu, Olumsuz’a göre özü icabı ağır çeker. Bununla ilgili olarak Martin Buber “Zwei Glaubensweisen” (İki Çeşit İnanma Tarzı) adındaki paha biçilmez kitabında (keza Bilder von Gut und Böse , İyi ve Kötünün İmgeleri) insandaki Kötü’nün İyi’ye göre daha güçsüz olduğunu ve bunun da Tanrı’nın her iki özelliğine, yargılayıcı muhakemesiyle yargılayıcı merhametine uygun düştüğünü söyler. Yani yargılama(inayet), [Kişisel not: burada yarlığama denmek istenmiş galiba] her iki özelliğin daha güçlü olanıdır. (…) Kafka da tamamen buna benzer tarzda, Olumlu’nun Olumsuz’a göre aşama üstünlüğünü pek özlü bir yoldan dile getirmiş, alabildiğine güçlü ve kandırıcı o özdeyişlerinin birinde (…) kendi kendinin yorumunu ortaya koymuştur: “ Onun kanısına göre, sadece bir yol İyi’nin tarafına geçsin,kurtulur insan, geçmişi istediği gibi olsun, hatta geleceği istediği gibi olsun.” (…)Bütün bu özdeyişlerine rağmen Kafka’yı bir dekadens (çöküntü) yazarı olarak nitelemek, bugün adeta bir sosyete oyunu haline gelmiş bulunuyor.” (S. 22 ve 23)

Brod, bu kitabında, Kafka’nın özdeyişlerinden, kendisiyle yaptığı özel konuşmalarından, eserleri üzerine nadiren de olsa yaptıkları konuşmalarından ve diğer birtakım notlarından, özellikle himayesinde tutmak istediği florayn Minze’ye ve bir başka genç kıza yazdığı mektuplardan yola çıkıyor. Martin Buber ve başka araştırmacıların eserlerinden, Kafka’nın sevdiği ve etkilendiği eser ve yazarlardan (söz gelimi Dostoyevski’nin Delikanlı’sı ile bazı Çinli şairlerden) örnekler vererek Kafka’nın kişiliğini ortaya koymaya çalışıyor. Derken üç büyük romanını bu bağlamda inceleyerek savını güçlendiriyor.yine Tevrat’tan, İsa-mesih kavramından Aziz Paulus düşüncesine dek incelemeleri de ekliyor kanıtlarının arasına.

Bana çok ilginç geldi bu kitap. Bazı noktalarda Tasavvufun (bildiğim kadarıyla)temel ilkeleri ile öyle güçlü paralellikler vardı ki şaşırdım bile doğrusu. Ve iyi ki bulmuşum bu kitabı:)

Bir de bir hatıra vardı Kafka’nın hayat arkadaşı Dora’nın ağzından Brod’a aktarılmış: Bulundukları şehrin bir parkında bebeğini kaybettiği için ağlayan bir kız çocuğu görürler. Kafka çocuğu teselli etmek için uğraşır ama çocuk susmaz. Bu kez çocuğa, bebeğinin gezmeye gittiğini
 ve yarın bu saatte burada olursa ondan bir mektup alacağını söyler. ve bu mektubu yazar ve kız çocuğuna getirir. Şehirden ayrıldıkları güne kadar bu böyle devam eder. Ayrılacakları gün ise bir bebek alıp çocuğa verir ve bu bebeğin seyahtleri sırasında değişmiş olan kendi bebeği olduğuna inandırır.

Israrla Kafka’nın hikâyelerine odaklanmış biri olarak romanlarını okumadığımı da itiraf ederim. Ama bu kitabın son bölümlerindeki değerlendirmeleri yakalamak adına Amerika, Dava ve Şato’yu okumam gerekecek :)
İşte alıntılarım:
Kafka’nın eserlerinde inancın temellerini sarsan bir sürü kuşku var; öyleyken Kafka bir inançsızlık ve umutsuzluğun değil, daha çok bir inanç sınavının, inanç içinde bir sınanmanın sanatçısıdır. (S.5, giriş cümlesi) Bu yüzden de kuşkunun sertleştirip bir tanrıtanımazlığın katı asık suratlılığına dönüştüğü kimselerden değildir Kafka. Daha çok, anlatılmaz sıkıntılara katlanıp inancı arayan, sevgiden yoksun zamanımızın umutsuzluğu ortasında umudun o cılız alevi üzerine titreyen, bu alevin ikide bir söndüğünü gören, ama buna rağmen inayet anları ve yüceltilme dönemlerinde kendilerine bir kurtuluş sezisi bağışlanan kişilerden biridir. (yine s:5)
….

“Bir tapınma biçimi olarak yazmak.” – İşte Kafka’nın kendi kendini gözlemde ulaştığı ana bilgilerden biri. Bir başka yerde şöyle der Kafka: “ İnanmak, içindeki Yokedilmez’i özgür kılmak, daha doğrusu yokedilmez olmak, daha doğrusu olmaktır.” Her insanın içinde tanrısal bir çekirdek, “yokedilmez bir taraf” bulunduğunu ve çözümleyici bir zekâyla kavranamayıp dünya, bugün çokluk yapıldığı gibi, bir çöküş halinde görüldüğünde bile bu “yokedilmez”e inanıldığını, dönüp dolaşıp yazılarında belirtir Kafka. (s: 6)
….

Şüphesiz Tanrı’nın çağrısına basit bir “evet” ile cevap vermez Kafka.(…) Tanrı’ya sen diye seslenmek? Kafka tutumuna bundan daha uzak düşen bir şey olamaz. Ayrıca böyle genel çözümlemelere değer vermeyen biriydi. (s.7)
….

İnsanda doğruyu sezecek bir içgüdünün varlığına da inanan biriydi şüphesiz. Kafka için bu içgüdü ince,kaprisli ama bazen inanılmaz bir duyarlılıklakoku alan ve güçlü atılımlarda bulunabilen bir araçtı. Ama bazen.(…) Yılmadan yürü! Sonuç: Tanrısal, bütün varlığıyla,insanın ve insani ölçülerin dışında bulunmaktadır(inkommensurabel). Bu inkommensurabel özelliğini dile getirmek üzere Kafka boyuna yeni benzetilere başvurur. Eserleri arasında bir sürü hayvan hikâyesine rastlamamız bu yüzdendir.Nasıl ki Tanrı, insan için anlaşılamaz ya da yarıbuçuk anlaşılabilirdir, hyvan da insan için öyledir. (Eyüb ve Bir Köpeğin Araştırmaları hikâyeleri) (s.7)


“ Kargaların* iddiasına göre, bir tek karga göğü yok edebilir. Buna şüphe yok, ama göğün aleyhinde bir şeyi tanıtlamaz bu; çünkü gök, kargaların imkânsızlığı demektir.” Bu ve eserlerindeki buna benzer sözlerle Kafka, doğrusu, Tanrının ontolojik olarak tanıtlanmasının bir varyantını kor ortaya. Bu çabasıyla bile Sartre, Beckett ve daha başkaları gibi transendent bir dünyayı kapı dışarı edenlerden, yani kendi etkisinde kalmış ama kendisine karşıt yazarlardan ayrılır. (s.8)

(*burada Kafka adının Türkçe karga’dan türemiş olabileceğine dair bir teorinin varlığı aklıma geldi:)

….
Korkular, kâbuslarla dolu, şeytani güçlerin ve yargıç sözlerinin hüküm sürdüğü bir dünya, Kafka’da serilir, açılır önümüzde; bu bakımdan Kafka “ poete maudit” lere akrabadır; bulunduüu yer – şüphesiz ilk bakışta- E.A.Poe, Baudelaire, E. Th. Hoffmann’ın yanı, Flaubert’in “Bouvard et Pecuchet” sinin, bu alabildiğine başarısızlık destanının yanıdır. Ama Kafka için karakteristik olan bir şey varsa, ona zorla kendini kabul ettirmeye çalışan bu cehennemî ekşi işaretler dünyasında kalmayı düşünmemesi, bütün gücüyle dışarı çıkmaya uğraşmasıdır. Hatta onun yöneldiği yönü, adeta onun kendi sözleriyle anlatmak mümkündür: Benim demirleyeceğim yer burası değil.” (s.14)

…………….

Büyük bir sanatçının bütün eserlerine ilişkin geometrik yerin sadece nerede bulunduğunu değil, onun bu geometrik yere varmak için mi, yoksa buradan uzaklaşmak için mi çaba harcadığını da araştırmak ve bilmek gerekir. (s. 17)
……………..

Kafka da sözgelimi Poe’nunkine benzer bir dünyada yaşar. Ama Poe gibi bu dünyayı benimsemez o. (s.18)
………….

Aşağıdaki özdeyişi bana her zaman Kafka inancının bir belgesi olarak görünmüştür: “Boyuna ileriye doğru koşarsan, ılık havada şap şup, ellerin yüzgeçler gibi yanlarda, önünden geçtiğin her şeyi acelenin yarı uykusunda şöyle bir görüverirsin ve bir aralık araba da yuvarlanır gider yanından. Ama kımıldamadan durur, hedefe yönelen bakışındaki güç ile pek uzaklara ve pek derinlere kök salarsan – hiçbir şey seni ortadan kaldıramaz, oysa sahici kökler değil, sadece senin hedefe yönelen bakışındaki güç vardır ortada- o arabadan başka hiçbir şeyin gelmeyeceği o değişmez, karanlık uzağı da görürsün, araba yuvarlanarak yaklaşır , gittikçe büyür, yanına vardığı an dünyayı kaplayacak kadar olmuştur ve sen fırtınalar içinde geceleyin yol alan bir gezi arabasının kanepesindeki bir çocuk gibi, onun içerisine gömülür kaybolursun.”

Bir sanatçı, Tanrı’nın yardım ve yol göstericiliğine olan inancını bundan daha açık olarak anlatamaz. (s. 20)
……………..

Nihayet Kafka üzerine verilecek bir yargıda aile ve meslek durumlarının,o uzun ve ölümcül hastalığının da unutulmaması gerekir.(…) Erken yaşta ölüme mahkum olacağını bilen birinden nesnel bir dünya görüşü beklenemez. (s. 22)

………………..
Amerika romanı bir tez( suçsuz, bozulmamış insan), Dava antitez (uçup giden suçsuzluğunu uyuşukluk içinde savunmaya çalışan, bozulmuş biri ) ise Şato bir sentezdir; Kafka’nın hayatının genel bir toplamı, onun Faust’udur.(…) (s.49)

2 yorum:

  1. Max Brod'un da yazdığını ilk kez burada okudum ve hayliyle şaşırdım. Kafka gibi birinin gölgesindeki Max'ın nasıl yazdığını haliyle merak ettim.. Kafka'nın eserlerinde olan çabasını şimdi daha da takdir ediyorum :)

    YanıtlaSil
  2. Aynen ben de Brod'un yazdıklarını merak ediyorum.Görür görmez alacağım:)

    YanıtlaSil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)