6 Ocak 2011

KENDİNDEN NEFRET ETMEK İYİDİR;

                                           
                                             

                               DİE PROVİNZ DES MENCHEN, AUFZEİCHNUNGEN

1942

Özgürlük sözcüğü önemli, belki hepsinden önemli bir gerilimi anlatır. Hep kaçıp uzaklaşılmak istenir. Kaçıp uzaklaşılmak istenen yerin bir adı yoksa, belirsiz bir yerse burası ve gözle görünür bir sınırı içermiyorsa, özgürlük diye nitelenir.
Bu gerilimin uzamsal dışavurumu, sanki ortada böyle bir sınır yokmuş gibi belli bir sınırı aşıp geçmek için duyulan şiddetli istektir. Uçmada özgürlük, mitos temeline dayalı eski duyumsamada güneşe dek uzanır. Zaman içinde özgürlük, ölümün yenilgiye uğratılmasıdır.

(…) “ Belli bir nesneyi” hedef alan hiçbir özgürlük, özgürlük değildir.
***
(…) Pek çok cevabı olanın pek çok da sorusu olması gerekir.
***
(…)Yaşamımın en iyi dönemlerinde bana öyle gelir ki, yer açarım hep, daha çok yer açarım içimde; şurada karları küreleyip atar,orada gökyüzünün çökmüş bir yeri mi vardır, omuzlayıp kaldırırım;fazladan göller mi oluşmuştur, akıtıp boşaltırım sularını- balıkları kurtarırım-(…)
***
Gündüzler değişik zamanlara göre değişik isimlerle anılıyor ama gecenin bir tek ismi var.
***
Değişik dillerin varlığı, dünyadaki en dehşet verici bir durumdur. Bunun anlamı, aynı nesneler için değişik isimlerin varlığıdır; böyle bir durumda da ilgili nesnelerin aynı sayılacaklarından kuşku duymak gerekir. Bütün dilbilim çalışmalarının gerisinde bütün dilleri bir tek dile indirgemek gibi bir eğilim saklıdır.
Babil kulesinin öyküsü, ikinci tufanın öyküsüdür.İnsanlar safiyetlerini ve ebedi yaşamı elden çıkardıktan sonra, yapay yoldan yükselip cennete ulaşmak istedi. Daha önce yanlış ağacın meyvesinden yemişlerdi, şimdi ise bu ağaca öykündüler ve gökyüzüne çıkmak istediler. Bunun bedeli olarak da ilk tufan sonrasında kendilerinde kalmasına göz yumulmuş bir şey çekilip alındı ellerinden, bu da isimlerdeki birlik ve beraberlikti. Tanrı’nın bu yaptığı o zamana kadar girişilmiş en şeytani bir eylemdi; isimlerdeki karmaşa yarattığı evreni bir karmaşa içine sürüklemekten başka bir şey değildi. Bu durumda Tanrı’nın ne diye ilk tufandan bazı şeyleri kurtardığı anlaşılacak gibi değildir.
***
İnsanların kendileri hakkında bu psikoloji çağındaki kadar az şey bildiği görülmemiştir.

Artık dur otur bilmiyor insanlar. Kendi değişimlerinin önünden habire koşturuyor, ilgili değişimleri beklemiyor, onları önceden yaşıyorlar. Adeta bir arabaya kurulmuş, kendi ruh beldelerinin topraklarından geçip gidiyorlar. Yalnız benzin istasyonlarında mola verdiklerinden, yalnızca bu istasyonlardan oluştukları inancına kaptırıyorlar kendilerini.(…)
***
Daha önce pek çok kişinin paylaştığı bir inancı benimsemenin her zaman için kuşkuyu davet eden bir yanı vardır.
***
İnsanlar silahlara tutkundur. Buna karşı ne yapılabilir? Silahlar öyle olmalıydı ki, sık sık ve hiç umulmadık anlarda onların kullananın kendisine çevrilmeliydi. Silahların verdiği korkular fazla tek yanlıdır. Düşmanın da aynı silahlarla çalışması yetmez. Silahların kaprisli ve hesap kitaba gelmeyen bir yaşam sürmesi, ellerindeki tehlikeli aletlerin insanları düşmanın kendisinden çok korkutması gerekirdi.
***
Tanrıya inanmanın ağırlıklı bir yanı vardır: Öldürülemeyecek, en hain çabalarla bile bunun üstesinden gelinemeyecek bir nesnenin varlığına inanılmaktadır.
***
Karanlıkta sözcüklerin ağırlığı bir kat artıyor.
***
Hep “doğru”yu söyleyen bir kimseye inanma.

                                             
1943
Her an değişen gelecek.
***
Diyelim insan ömrü pek çok uzatıldı, acaba ölüm bir çıkar yol olma özelliğini yitirecek mi?
***
Ölümü o türlü anlatmalı ki, sanki böyle bir şey yoktur. Bir toplum düşünelim örneğin; her şey o türlü olup bitsin ki kimse ölüm denen şeyin varlığını benimsemesin.(…)
***
Dünyada ölümün yer almayışının mantıksal sonuçları bile asla sonuna dek düşünülmüş değil.
***
Bir yol ölümü dünyadan kapı dışarı ettiklerinde, insanların bundan böyle neye inanma gücünü gösterebileceği kestirilebilmekten uzaktır.
***
Var olabilmek için, kuşkuya yer vermeyecek isimlerden oluşan bir dağarcığa sahip olmak gerekiyor. Düşünen bir adam, isimleri bir bir çekip alır hazinesinden, dişini geçirip inceler onları, ışığa tutup bakar; niteleyeceği nesneye, ilgili isimlerin bir hata sonucu tutturulduğunu görür görmez, küçümseyerek hurdalar arasına kaldırıp atar onları(…)

Tek başına bir cümle temizdir. Ama daha kendisinden sonra gelen ilk cümle,onun temizliğinden bir şeyler alıp götürür.
***
İnandığı şeyden ötürü kimseyi aşağılamamak. Neye inanacağın asla sana bağlı değildir. Her inanca düşmanlıktan uzak ve saf bir tutumla yaklaşmak. Böylece, ancak böylece inanç denilen şeyin iç yüzünü ele geçirme konusunda o pek küçük umudu içinde yaşatabilirsin.
***
1945
***
İki kısım insan vardır: Bir kısmını yaşamda elde bulundurdukları pozisyon, bir zevce, bir okul müdürü, bir yönetici, bir belediye başkanı olarak ele geçirecekleri mevki ilgilendirir.Gözleri bu amaçlara çevrilmiştir hep. Diğer insanları da bu amaçları çevresinde sıralanmış görürler.(…) İkinci kısım insanların gözü özgürlüktedir, en başta pozisyon denen şeyden özgür kılmak isterler kendilerini. Onları ilgilendiren şey değişimdir, sıçramadır(…) kapı ve pencerelere katlanamazlar, ama devinim doğrultuları girmeye değil, çıkmaya yöneliktir. (…)
***
Bir kimseye seni hep seveceğim demek güzel bir şeydir. Bir de bunun gerçekten yapıldığını düşünün!
***
Korku alır öcünü. Yaşanan her korku başkalarına aktarılır.(…)
***
Yahudilerin çektiği kahır ve çileler bir kuruma dönüşmüştü; ama ilgili kurum tamamladı ömrünü. İnsanlar artık bunları işitmek istemiyor.(…)
***
1946
Ne kolay söylenen sözdür: kendini bulmak! Oysa böyle bir şeyin gerçekleşmesi insanı ne çok ürkütür.
***
Kendisinden yararlanılmayan bilgi, intikamını alır bunun. Bilgide korkunç derecede bir amaca yöneliklik ve bağımlılık vardır. Uygulama alanına konulmak, bir hedefe yöneltilmek, işe koşulmak ister bilgi. Kendisini onsuz yapılamaz kılmak ister. Âdet ve alışkanlığa dönüşmek ister. Işıl ışıl parlayan uzak yıldızlar düzeyine indirgenmeye yanaşmaz. Belli bir hedefe isabet etmek ister. Öldürmek ister.
***
Kendi kendinden nefret etmek iyidir, ama bazen, pek sık değil; yoksa kendi kendinden nefreti dengelemek için başkalarına karşı yine pek çok nefretin duyulması gerekir.
***
Düşüncelerim boyuna inanç sorununa gidiyor.İnancın nasıl her şey demek olduğunu ve benim bu konuda ne kadar az şey bildiğimi seziyorum.(…)
***
Dünyada kıskanç bir erkeğin kıskançlığından kurtarılması kadar zor bir şey yoktur.(…)
***

1947
Benim için mitler sözlerden daha büyük bir önem taşıyor, beni Joyce’dan en çok ayıran şey de işte budur. Ama sözlere karşı başka bir tür saygıyı da duymuyor değilim içimde. Bütünlüklerine adeta kutsal bir gözle bakıyorum. Onları parça parça doğramaya bir türlü elim varmıyor, hatta eski biçimleri derin bir saygıyla dolduruyor içimi. Sözlerle o belalı serüvenlere girişmekten kaçıyorum. Sözlerin içinde saklı yatan o tekin sayılmayacak nesneyi yani sözlerin yüreğini, kurban ayinlerini yöneten Meksikalı bir rahip gibi çıkarıp almaya heveslendiğim yok; bu kanlı işlemler nefret uyandırıyor bende. Bana göre sözler yalnız insanlar üzerinde sergilenmeli, kendi aralarında değil de insanlarla ilişkili olarak sözlere başvurulmalıdır. Kendilerini dile getiren bir ağız olmaksızın tek başına sözlerde yutturmaca bir taraf buluyorum. Bir ozan olarak yazının keşfinden önceki bir çağda, seslenmelerin, çağırmaların çağında yaşıyorum.
***
Seninle konuşma iznini ele geçirememiş her yeni yüz özgürlüktür.(…)
***
Dinlerden birinin avutuculuğuna yaslanmaksızın hep ölümü düşünüp durmak ne cüret, ne müthiş bir cesaret!
***
(…)Asla Tanrı olmak istemeyen Kafka, hiçbir zaman bir çocuk da olmamıştır.bazılarının onda korkunç bulduğu ve benim de yadırgadığım bir şey varsa, hep aynı kalan erişkinliğidir. Bir hükümdar gibi saltanat sürmeksizin, beri yandan bir çocuk gibi oyunlar oynamaksızın düşünen biridir Kafka.
***
Dostlara ihtiyaç duyulmasının sebebi, insanın daha arsız yani daha çok kendi kendisi olma isteğidir. Dostlar önünde övünülür, keyfi davranışlara başvurulur, büyüklenmelere yer verilir; gerçekte olduğundan ya daha iyi ya daha kötü görünmeye çalışılır. Hiçbir gerçek dışı sözden dolayı yüz kızarmaz. İnsanı iyi tanıyan dost, söylenen sözde ne kadar gerçek payı olduğunu bilir.(…)(Dosta da) karşısındakinden esirgemediği özgürlük ilerde geri verilecektir. Pek memnundur durumdan, çünkü kendisi de kendisi olmaya can atar.







***

2 yorum:

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)