7 Ocak 2011

EN MAVİ GÖZ

Kitabın adı: En Mavi Göz ( The Bluest Eye)

Yazarı: Toni Morrison
Yayınevi: Can
Basım yılı:1994
İlk basım yılı: 1970 (yazarın ilk romanıymış)

Yazarı ismen biliyordum, Amerikalı olup genelde kendi ırkından insanların üzerine kafa yorduğunu da. Ama Nobel Ödülü, Pulitzer Ödülü filan almışmış, eserleri şunlarmış ve daha detaylı şeyleri bilmiyordum.

Kitabı sahaftan ( sahaf denir mi buraya bilmiyorum ama ikinci el kitapçı demekten daha kısa ve havalı) alış sebebim ise sadece bir blogda (hangisiydi?) 2o1o da okuduklarım ve beğendiklerim kategorisinde gözüme çarpmış olmasıydı. Rilke’nin herhangi bir kitabını umutsuzca raflarda aradıktan, listemdeki hiçbir kitabı da bulamadıktan sonra gözüme çarpan bu kitabı ve birkaçını daha almadan çıkmadım. Oysa listemdekilerden en az ikisini bulurdum her seferinde. Listemdekiler; Karamazof Kardeşler (İskele Yayınları diye bir yayınevinin vardı, güvenemedim açıkçası) , Rilke’nin Duino ağıtları ya da bir başka eseri, Sait Faik’in birisine verdiğim ama geri gelmeyen iki kitabı, Proust’un Swanların Semtinden’i.

Sanırım dükkanın sahibi de bir rahatsızlık geçirmişti; her zamankinden daha yavaş konuşuyordu. Sormak istemedim. Hoş olan tek şey, daha önceleri bana pek pas vermeyen Minnoş’un (adını da yeni öğrendim) ayaklarımın arasında dolaşıp mırıldayarak sırnaşmasıydı. Azman gövdesini, kalın boynunu sıvazlayarak aramızda bir iletişim kurdum. :)



Gelelim kitaba:

İğrenç hayatları – bunlara hayat denirse- ve bunların içinde solmuş ya da iğrençleşmiş insanları anlatan bir kitap. Kitap değil, yaşanılan şeyler iğrenç. (çünkü gerçek olduklarını biliyoruz, adlar,zaman, hatta ülke değişse bile)

İbretlik diye de okunabilir, bu olanlara dur demek adına düşünce-eylem ikilisi olarak tüm insanlık ne yapmalıydı / ne yapmalıdır diye fikrederek de okunabilir. Çok şey söylenebilir, söylemek istemiyorum.

Neyi anlatıyordan sonra nasıl anlatıyora gelirsek, gayet duru, akıcı, gerçekçi,çekinmeden  ama hüznü de içine katarak anlatıyor. Şıp diye bitiyor bu kısa roman.

Arka kapakta “1940’lı yılların Ohio’sunda yoksul bir siyahi ailenin acı öyküsü” deniyor. Evet acı ama, bu romanda anlatılanlar sadece siyahilerin başına gelebilecek şeyler değil. Burada ırka özel olarak anılabilecek şey, beyazların uyguladığı ırkçılık ve siyahilerin ise bunu kabullenmiş ve kendilerinden iğrenmiş olma anomalisidir.( anomaliden daha uygun bir kelime bulamadım, kusura bakmayın). Yoksa birtakım insanların – sebepler farklılaşabilse de – sefalet, yoksulluk, cehalet içinde bulunup da diğerleri tarafından hor görülmeleri, görmezden gelinmeleri, onların umutsuzca çırpınmaları daha doğrusu çırpınamamaları…bunlar insanın insana yaptıkları kategorisinde sıkça görülen şeyler…

Kitabın adı ise, küçük kızın mavi gözleri olması ve böylece herkesin onu sevmesini sağlaması için her gece Allah’a yalvarışından geliyor.

Bu arada Sabunkafa Kilise'nin Tanrı'ya yazdığı mektup da ilginç. Tanrı'yı suçlar   insanları kötülüğün ortasında yalnız bırakmakla.

Benden bu kadar…

6 yorum:

  1. Bizi kitap okumaya teşvik ediyorsun. oysa biz kitaplara veda partisi yapmıştık.

    YanıtlaSil
  2. İnanmam, ideal düstur;son nefese dek okumak...:)

    YanıtlaSil
  3. Mütemadiyen okuyan bir insan sonunda ne olur? Artık kendisi okunmak isteyebilir. Bir nefesi keskin hoca bulup biz de okunabiliriz artık. Belki de kitap gibi..

    YanıtlaSil
  4. HIMM, ANLADIMMMM,SÜRAHİ DOLDU DİYORSUNUZ :)

    SİZİ BİRAZ BİRAZ OKUYORUZ
    BLOGUNUZDAN, O DA GÜZEL:)

    YanıtlaSil
  5. Sevgili N.Narda; senin hoşgörüne sığınıyorum. Latife olsun istedim. Kuran4da ilk emir "Oku !.." diyor. Bu emri her zaman ilk emir olarak kabul etmişimdir. Düşünebiliyor musunuz? İlk emirle her şeyi öğreniyoruz. Sonra da hayatımıza tatbik ediyoruz. Eğer marifetullaha ulaşmak için ilim ve irfan sahibi olmalıyız. ilim ve irfanın arası bildiğiniz gibi ameldir.

    Teşekkür ederim..

    YanıtlaSil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)