24 Aralık 2010

YALNIZIZ

Kitabın adı: Yalnızız


Yazarı: Peyami Safa (1899-1961)
Yayınevi ve basım yılı: Ötüken, 2000
İlk yayın yılı: 1951






Peyami Safa’yı severim.
Matmazel Noroliya’nın Koltuğu ilk göz ağrımdır. (Lisede edebiyat dönem ödevi idi)
Ama…
Yalnızız beni bazı sayfalarda bunalttı.

Bunun nedeni, birçoklarınca da eleştirilmiş olan, Safa’nın kendi görüşlerini karakterlerden birine söyletmesi. Kaldı ki romanda savunduğu görüşler ve önerdiği çözümlere yabancı sayılmam.

Burada da Samim karakteri konuşuyor, anlatıyor da anlatıyor fikirlerini.

Peyami Safa bunu yaparken felsefe, psikoloji ve sosyoloji bilimlerindeki engin bilgisini konuşturuyor ama benim gibi bunlardan artık sıkılmış bir bünye için iyi olmuyor.

Neyse ki olay örgüsü yerli yerinde.

Heyecen ve merak unsuru yeterince mevcut, olayların birden ve ustalıkla yön değiştirmesi, dallanması, hele ki ummadık bir anda devreye giren ummadık bir gizemli olay

Bittabii Safa’nın o haklı olarak ünlenmiş ruhi/ psikolojik tasvirleri,

Karakterlerinin özelliklerinin belirgin olması,

Çokça kullanılmasına rağmen diyalogların yerindeliği, karakterler arasındaki gerilimin ustaca yansıtılması…

Tüm bunlar Samim’in, zaman zaman çok bilen bir edayla anlattığı / savunduğu içtimai savlarının ve ütopik ülkesi SİMERANYA’nın bunaltıcılığını hafifletiyor. (Gerçi biraz da kullandığı kelime ve tamlamalara alışkın olmadığımızdan da kaynaklanmış olabilir bu. Yine de sıkıldım.)

Safa’nın bir başka takıldığım noktası; uzun ve karışık diyebileceğim tamlamalarla kurduğu, bazen bir paragraf olan tasvir cümleleri. Önceki kitaplarında böyle bir şey dikkatimi çekmemişti oysa. (Bunların önemli birkısmı da yine Samim’in monolog ya da diyaloglarında geçmekte.)

Bunların dışında her sayfası dolu dolu bir roman Yalnızız.

Kaldı ki romanın neredeyse ortalarında patlak veren, Renginaz ve Necile’nin o müthiş gecesi hatırına bu roman okunmalıdır.

Ve âdetim olmadığı halde romanı özetlemeye çalışacağım:
Roman, Mefharet, Besim ve ağabeyleri olan Samim ile Mefharet’in çocukları Selmin ve Aydın’ın birlikte yaşadıkları köşkteki kahvaltı sahnesiyle başlıyor.

Mefharet, kızının hamileliğinden şüphelenmektedir. Bekar olan kızının hamileliğini sadece “el alem ne der” sancısı ile karşılayan Mefharet’in tuhaf bunalımını, bebeğin babasının ağabeyi olması gibi sapık bir şüphe de desteklemektedir.

Kızının hiçbir şekilde konuşmaması ve ağabeyinin melankolik hali, bazen göze takılan Selmin ve Samim arasındaki manalı bakış ya da susuşlar, onu yeterince tedirgin etmektedir.

Besim ile ağabeyinin günlüklerini gizlice okumaya kadar işi vardıran Mefharet, şüphesinin bu sayfalarda desteklendiğini düşünür. Besim ise açık bir ipucu olmadığına ablasını ikna etmeye çalışır.

Selmin’in hamile olduğunu itiraf etmesi ve günlüklerde Selmin’in okuldan arkadaşının adının geçmesi ile ortalık karışır. Nişanlısı Ferhat’tan annesinin zoru ile ayrılmış olan Selmin’in bebeğinin babasının kim olduğu Mefharet için gittikçe önem kazanmaktadır.

Sonunda Selmin,“aç adam” adını taktıkları, sonradan sosyalist bir kaçak olduğu anlaşılan kişinin bebeğin babası olduğunu itiraf eder. Ayrıca evlenmeyip yurt dışında bebeğini doğuracağını da söyler.

Ancak Samim bu itirafa inanmaz. Onun kafasını kurcalayan şey yeğeni Selmin ile sevgilisi Meral’in aynı zamandan beri tuhaf davranmalarıdır. Meral, Ferhat’ın kız kardeşi ve Selmin’in okuldan arkadaşıdır. Samim aralarındaki yaş farkından ve Ferhat’ı sevmemesinden dolayı bu ilişkiyi etraftan gizlemektedir. Yalnız Ferhat ve Selmin bu ilişkiyi bilmekte ama birtakım hesaplar yüzünden açığa vurmamaktadırlar.

Samim ince zekası ve saniye kaçırmayan gözlem kuvveti, çapraz sorgulamaları ile Selmin’in ve Meral’in sırlarını çözmeye çalışır.

Bu sırlar çözüldüğünde ise ne Selmin ne de Meral doğruları söylemektedirler. Ayrıca ilk başlarda sadece Samim’in gözünden, günlüklerinden gördüğümüz Meral’in sadece bir “hayali Meral” olduğu ortaya çıkar.

Kendi içindeki “ben”lerle savaşan Meral’i ise beklenmedik bir anda beklenmedik bir son karşılayacaktır.

Bu “acı ve yalnız” son, Meral’in annesi Necile’nin de sonu olur ve böylece önemli bir sır da kimse öğrenmeden toprağa gider. ( Bu korkunç sırrı da sizin okumanıza bırakalım.)

2 yorum:

  1. merhaba, iyi ki yazmışsın, ben de sayende çok sevdiğim bu kitabı tekrar okuma listeme alıyorum ve lise yıllarından sonra alacağım tadı merak ediyorum.

    sevgiler...

    YanıtlaSil
  2. Ben Matmazel N. Koltuğu'nu tekrar okumak isterim.Ve okumadığım başka kitapları da var.Onları da okumalı aslında:)

    YanıtlaSil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)