20 Eylül 2012

RANDOM (YENİ YAZAR,YENİ KİTAP) = HALİL GÖKHAN, UMUTSUZ ROMANTİK BİR ADAMIN GÜNLÜK ACILARI

                                      


Evet, geçenlerde dedim ki kızım Narda, hep klasik, hep bildik, yorumları çok yapılmış kitaplarla haşır neşirsin. Rast gele, dedim, nette dolanmaya çıktım. Nerelerden nerelere geçtiğimi hatırlamıyorum, en son aklımda kalan, İzmirli yeni yazarlar diye kafamda bir düşünce olduğuydu. Sonunda Halil Gökhan ismini kitap listeme kaydederken buldum kendimi.(Bu arada H.Gökhan'ın  İzmirli olmadığını da öğrendim. Daha doğrusu,iç kapakta Tarsus doğumlu olduğu yazıyor. )

Her zamanki kitapçıma yazarın adını,yayınevini ve istediğim kitabın adını verdim: Konuşan Kadın. Bir yandan da içimden dua ediyorum: "Ne olur Allah'ım, sadece son kitabı var demesinler!"  Zira isim tam ortalama Türk okur profiline uygun cazibede ve ben yazarın nasıl yazdığı hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Göz göre göre klişelerin içine düşmeyelim yeni yazarlardan okuyacağız diye. J (Kimse alınmasın lütfen bu son söylediklerim için, bir kısım yazarları ya da okurlarını küçük görme filan asla değil, sadece okuma zevkinin farklılaşmasıyla alakalı bir şey)

Maalesef,  tezgahtar kızcağız Allahın duamı kabul etmediğini bildirdi; son kitabı varmış. Sonra kendime kızdım: hem yeni yazar diyorsun, hem de karşına çıkacak şeyi tartmaya çalışıyorsun! Benden maceracı olmaz sanırsam J

Birkaç gün sonra geldi kitabım…

Şimdi…nerden başlasam,nasıl anlatsam…

Günlük şeklinde yazılmış, bir erkeğin, orta yaş bunalımına tekabül eden-edebilecek düşünce ve sarsıntılarının anlatıldığı, kısa bir anlatı bu. Aralık ayının 16'sında tutulmaya başlayan günlük,  29'una kadar gidiyor ve kesiliyor,22 martta tekrar başlıyor. Bu aradaki sürede kahramanımızın bir sanatoryumda kaldığını öğreniyoruz. Sonrasında ise birkaç gün var. Yani uzun bir anlatı değil.

Günlük, alıştığımız gibi birinci şahıs ağzından yazılmamış, sayfalardan birinde de dendiği gibi, iç ses ya da  günlüğün sesi diyebileceğimiz biri tarafından anlatılıyor; sen diyerek kahramanımızı muhatap alıyor.

Bu durum ilerleyen  bazı sayfalarda kafa karışıklığına yol açtı bende. Ama kahramanın belki de kendisinin söyleyemeyeceği şeyleri, yahut biraz daha nesnel bir anlatımının yapılması için gerekliydi.

Güncel, günlük bir dili var kitabın. Ama çoğu yerde kapalı buldum ben anlatımı. Benim yazılarımı bilenler "sen kapalı bulduysan artık…" diyecekler eminim, ama kitabı okuduğum ruh halimden (sürekli rahatsız edilmekten canı sıkılmış) dolayı öyle hissetmiş de olabilirimJ Aslında kapalı demek de yanlış olabilir, örtük, indirgenmiş cümleler, zaten kısa olan kimi bölümleri kapatmış gibiydi… Mesela kimi diyalogların kahraman ve iç sesine mi ait olduklarını yoksa bir hatırlayış üzerinden mi gidildiğini epey düşündümJ

Kitap "O hiç gitmeyen Penelope'ye" ithafıyla başlıyor. Bu Penelope, İlyada'nın, kocası Odisey'i (Odiesus) sabırla 20 yıl bekleyen sadık eş Penelope'si  ve hemen her bölümün başında bu destandan bir alıntı ya da onunla ilgili bir yazı var. Bunlarda, Yunan trajedilerinde kadına, klasik eş ve kadın rolünün biçildiği, cinsel arzunun kötü olduğu tespiti vardı misal…H. Gökhan'ın en sona eklediği Penelope'yi ise gereksiz buldum açıkçası. O mektupların eklenişi fazlalık olmuş, kitabı dağıtmış gibi.

İlk sayfa sizi hemen bugünle, savaşları,ekonomisi,haberleri,facebook'uyla….2012 ile karşılıyor, o şekilde samimi bir anlatımla başlıyorsunuz.. Şöyle  de bitiyor:

" Uzayda yaşasaydık hiç ölmezdik. Sürtünmezdik. Belki acıkmazdık ve hiç sevişmezdik de. Uzayda insan türünün döllenemediği gerçeği içgüdülere de gem vururdu ve seks aklımıza bile gelmezdi. Sadece boşlukta asılı kalırdık.

Küçük gezegen ve  yıldızlardan uzakta sadece asılı kalırdık.

Geometri saf dışı kalırdı. Fizik de. Anayasalar da insan hakları da.

Yerçekimi her şeyi öldürüyor evet. "

İleriki birkaç bölümde kahramanın aşk ve cinsellikle ilgili sorularını okuyoruz: Sadakat nasıl bir şeydir, ya da sadakatsizlik nerede başlar? Sekse dönüşmese de eski erkek arkadaşlarla olan sıkı-fıkı ilişkiler  mesela. Kahraman, iç sesi vasıtasıyla, modern olduğunu söylediği halde kız arkadaşının bu tür ilişkisine neden tahammül edemediğini sorgular. Yine benzer tavırları kendisinin başka kadınlara göstermesini; kendi ikiyüzlülüğünü de yani… (Bohem olmak zor şey J)

Sonraki bölümlerde yine "günlük sıkıntılar"…

Anlatının çok gerilimli ya da yükselen bir gerilimi yok. Sıkılmanız mümkün okurken J Ama kötü bir Türkçe, anlatım var diyemem. Hatta bazı cümleler çok hoştu.

Sonuç olarak keşke bu kitabıyla başlamasaydım diyorum. H. Gökhan çok daha iyi yazabilirmiş gibime geliyor.

Künye:
Kitabın adı: Umutsuz Romantik Bir Adamın Günlük Acıları /Umutsuz Bir Adamın Acıları Romantik Günlük
Yazarı: Halil Gökhan
Yayınevi : Dharma
Yayın yılı : 2011











12 yorum:

  1. İzmir sokaklarında aradığım kitabı bulmak için saatlerdir dolaştığımı hatırlıyorum. Sonradan anladım ki ben aslında bu kitabı bulmak falan istemiyorum. Yani ben o kitabı hiç bulamayım ama bir sürü de kitapcı gezeyim. İnsanlar göreyim, belki sohbet eder, bir iki güler, hatıralar falan paylaşılır, diyordum. Yine öyle, kitabı bulamaması için dilekler dilediğim rafları karıştıran kitapçının yanında dururken ben, kapıdan içeri kocaman bir böcek girdi. Yemin ediyorum bak. Dedim "içeri kocaman bir böcek girdi" Kadın "Nasıl?" dedi raftaki kitapları karıştırmaya devam ediyordu. Böcek hiiç umursamazca girdi ve kadının masasının altına doğru ileriyordu. "Baya büyük bişey ama" dedim. Allahtan taylanddan gelmiştim de midem falan gayet alışıktı böyle şeylere. Kadın hiç bişey yapmadı. Bir ara başını çevirdi şöyle bir uzandı, "nerede?" dedi. "Siz gelene kadar içeri, masanın altına girdi" dedim. "Ha öyle mi?" dedi. "Çıkar o" dedi. Ben de "İyi tamam" dedim. Yani aslında tüm çabam kadının korkup da çığlık atmaması içindi. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sakın İzmirliyim deme :)

      Çabanı takdir ettim doğrusu. Eminim hanfendi korkar da çığlık atarsa kollarınla tutup teskin de ederdin :)))

      Sil
    2. Çığlığını ben dükkandan çıktıktan sonra duymak isterim doğrusu :) bu arada bu kadar "yer"linin arasında henüz bir "yer"li falan değilim sanırım.

      Sil
    3. :)
      buradan çıkardığım İzmirde olduğun. Öyleyse Kanguru Sanat Atölyesinin söyleşilerine bekleriz.

      Sil
    4. malesef istanbul'da yaşıyorum. izmire bir arkadaşımı görmeye gelmiştim. ama izmire gelirsem tekrar, muhakkak uğrarım söz. Sen de istabula gelirsen beyoğluna beklerim.

      Sil
  2. bir küçük burjuvanın hayatı gibiymiş.
    :)
    okuyabilirim.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çabuk okur biri olduğuna göre oku ve yorum yap :))

      Sil
  3. İlginç bir kitaban benziyor Narda'cım, bu arada yeni bir yazarla tanışmak istersen -İstanbul'lu olması sorun olmazsa:)- Hikmet Hükümenoğlu'nu tavsiye ederim, 4. kitabı 04:00 çıktı geçen hafta, merak ettiğim bir kitap, sevgiler:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Pek de ilginç değil, şu açıdan: 40 yaş sendromlu çok fazla erkekle tanıştığım için son yıllarda artık bunaldım bu tarz şeylerden:p Bir de kendi ortamımda sorgulayacağım şeyler yok baskısını hissettiğim.Yani kitapta en basitinden çiftler arası sadakatin tanımı aranıyor, günümüz modern dünyasında.Kadın-erkek ilişkilerinde "modern" kafada olduğum söylenemez, o yüzden o tanım bende zaten mevcut :P Bahsettiğin yazarı nette arayayım, hangi kitabevinden çıkmış :)

      Teşekkürler...

      Sil
  4. :)) "Sadakatin anlamı" konu olarak benim de çok ilgimi çekmiyor açıkçası:) Everest yayınları, seveceğini tahmin ediyorum:)

    YanıtlaSil
  5. Merak ettim bu kitabı, okumaya çalışacağım.

    (bir kaç gündür giremiyordum bloglara, yazı yazılan bölümün renginiaçmışssın çok iyi olmuş)

    YanıtlaSil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)