20 Aralık 2014

Dün gece otlandım biraz

İtiraf edeyim biri bahsedene kadar Ot diye bir dergiden habersizdim ki bu  bahis de birkaç ay öncesine dayanıyor.

Genç kafalı, teenager kıyafetli  bir dergi Ot. Muhalifin önde gideni haliyle :)

Murat Menteş, Hakan Günday, Ece Temelkuran, Hatice Meryem, Tarık Tufan, Murat Uyurkulak gibi bilinen isimler var. (Meryem'in öyküsüne dikkat.)

Menteş'in Gülse Birsel'den aşırdığı başlıklı " Peki ya sevgi, peki ya saygı, peki ya seks?" yazısı okunabilir.


Benim en sevdiğim yazılar ise sevdiğim iki oyuncuyla yapılmış röportajlar oldu: Haluk Bilginer ve Settar Tanrıöğen röportajları. Jehan Barbur'ün yazı-şiir-şarkı sözü karışımı da acayipti:)

Tanrıöğen'in şu güzel cümlelerine bakın:

"Bana kalırsa kolay olan hiçbir şey yok. Şans diye bir şey varsa şanslı olduğumu düşünüyorum. Ben hayat kaygısı ve gündelik meselelerle kendimi germekten hoşlanmıyorum. Bu yüzden parayla ve eşyayla ilişkimi yok denecek düzeyde tutuyorum. Bir durumun içine girdiğimde ne yaparım demekten çok, ne yaparım da o durumun içine girmem diye düşünüyorum. Şu an yaşadığım köy evinde iki sene hiç dışarı çıkmadan yaşayabilirim ve bir memur maaşıyla rahatça geçinebilirim. Yıllar geçtikçe şuna karar verdim; insanı diğer canlılardan ayıran tek özellik elleriyle eşya yapabiliyor olması ve başına bela olan da bu. İnsan zeki filan değil, bilakis aptalın önde gideni. Şahane yaşayabileceği bir hayatı ıskalıyor. Eşyasız tabii ki olmazama en azından bunu bir ihtiyaç düzeyinde tutarsın. Günümüzde insanlar birbirine göstermek için eşya ediniyorlar; en çok da o eşyalar yoruyor insanları, hasta ediyor. Teknolojiyi daha rahat, daha konforlu yaşamak için kullan, kabul ediyorum bunu. Ama para nedir yahu? Paranın ve eşyanın tutsağı olmuş bir hayat; böyle gelmiş böyle gidiyor..."

********************************************************************************

Bilginer ise özeleştirilerde de bulunmuş... Ve son sözleri: Kimliğimdeki doğum tarihi 1954. ama ben hâlâ 25 yaşındayım. Yaş denilen şey benim için yalnızca bir rakam. Bazen şaşırıyorum, ben ne zaman 60 oldum, niye oldum? Diye iç geçirerek.

*********************************************************************************

Tarık Tufan'ın hikaye başına aldığı epigraf Osman Konuk dizeleri; çok güzel:

iyiydik
ikinci tokatları kültürel fark kuramıyla açıklıyorduk
birincisi doğaçlamaydı zaten
üçüncü tokat ama insan haklarına aykırı.

*********************************************************************************

Ve tabii dergiyi asıl almama neden bir arkadaşımın (Blogu da var) ürünlerinin de yer alması:

" Beklerken büktüğüm çay kaşıkları,
Kırıp üzdüğüm kesme şeker...
Hesabı kapatmaya geldim"

Köşesinin adı da ne güzel: Ihlamur Günlükleri

*********************************************************************************
Ve Jehan Barbür'le yazının kapanışı: 







4 yorum:

  1. Çok güzelmiş bu dergi. Ilismisti gözüme bir yerlerde. Ama içeriği hakkında hiç bilgim yoktu. Sevdiğim yazarlar da varmış. Ece, uyurkulak, v.d. Teşekkürler bu güzel paylaşım için.
    Alıntı yaptığın paragrafa bayıldım. Harika söylemiş. En kısa zamanda alıp okuyacam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tamrıöğen ve Bilginer röportajları, evet...

      Keyifli okumalar öyleyse.

      Sil
  2. Ben de takipçisiyim derginin... İki röportaj da çok iyi gerçekten. Bu arada bir süredir o tarz bir başka dergi de yayında. Kafa (bi dünya)... Bu ay kapakta sevgili Zeki Müren var hem.

    YanıtlaSil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)