7 Şubat 2017

ÇOK GÜZELSİN, GİTME DUR...

Böyle yakın geçmişimize ait gazete vb. yazılarını okumak kadar ufuk açıcı bir şey yok galiba... Yani okuduklarıma, Taner'in o dönemde eleştirdiklerine bakıyorum - siyasi görüş vb.den bağımsız olarak- toplumumuzun sakat yönlerinin yeni olmadığını, bilakis kökü derinlerde arızalar olduğunu ve sorunların çözülmek yerien en fazla günübirlik çarelerle geçiştirildiğini, böylece de kangren olduğunu görüyorum.... Meğer ne rezil, uyuşuk bir milletmişiz! Şimdi böyle diyorum diye birileri beni linç etmeye kalkar diye de korkup bu bahsi uzatmıyorum! Malum, durumlar belli...

Birkaç alıntıyla bitireyim en iyisi. Görülecektir ki bir gıdım yol alamamışız o günlerden bu yana.... kısacası  zihniyetimiz sakil...

Zaten havamda değilim, bu yazıyı da sırf planladığım için, çarçabuk yazdım, oysa detaylı bir inceleme olsun istemiştim... Au revoir blogcanlar.

Siz de bakın bakalım o günlerden bugünlere bir şey değişmiş mi?

...Hal böyle olmasına karşın biz belediye planları ile yeşil alan olarak ayırdığımız bölgeleri bile, kim bilir nasıl baskılar altında, birer ikişer elden çıkardık. Moda'nın vapur iskelesine bakan kıyılar 1960'dan önce yeşil alan olarak bırakılmıştı. Şimdilerde orada göklere yükselen apartmanlar bir karış yeşil bırakmadılar. Bu iş nasıl oldu? Onu ancak rüfailer bilir... ( İNSANI KURTARMAK başlıklı yazısından, 1977)

...Kaç haftadır gözlerini ihtiras bürümüş birkaç insanın sıraladıkları ve televizyonla radyonun üşenmeden yansıttığı yavan iddialardan artık gına getirdik. Siyasi tartışmalar, iktisadi ve sosyal önlemler planını çoktan bıraktı, bir mahalle kahvesi, yahut maç sonrası seviyesizliğine indi. Sövgüler, adi suçlamalar, hatta cumhurbaşkanına dil uzatmalar aldı yürüdü. Faüldü, ofayttı itirazları ayyuka çıkıyor. ....İki hafta önce oy çekişmesi sırasında birbirinin ipliğini pazara çıkaranlar şimdi milliyetçilik kisvesi altında yeniden bir çıkar ortaklığı kurup teker teker yitirdikleri güveni toplu cephe altında yeniden kazanmak çabasındalar. Dün birbirinin gözünü oyanların, elden gitmekte olan iktidar karşısında sarmaş dolaş olması.... (ÖLÇÜ BİR KERE KAÇINCA başlıklı yazıdan,1977)

... Toplumumuzun her alanında, özellikle en göze batan yer olduğu için politikada, neden bu kadar çok demagog var diye her düşünüşümde bulduğum cevap hep aynı oldu. Matematik disiplininden yoksun bir toplum oluşumuz... ( EN BÜYÜK EKSİĞİMİZ adlı yazısından,1979)

...İktisadi bunalım, politik ortam, benzin sorunu, kıuruklar, şu bu, bir gün iyi kötü çözümlenebilir. Ama hepsinden beteri Türk insanın mayasının bozulmasıdır. Bu, kolay kolay düzeltilemez. ( ASIL DAYANAK İNSAN, 1979- yazının tamamını tavsiye ederim)

... Yağcılığın baş sanat olduğu ortamımızda büyüklerin karşısında böyle konuşabilen kaç babayiğit kaldı?...
 En büyük prim hizmete, liyakata değil, karşı partiye yapılan ihanete veriliyor... ( KİRLİ YERLER DAHA KOLAY PİSLETİLLİR, 1979)

Dış itibarımız paramızın değeri gibi düştü. Yoksul durumumuzu, üretim güçsüzlüğümüzü görmez ve bilmezden gelip bir tüketim toplumu imişçesine, mirasyedi savurganlığıyla günümüzü gün ettik, etmekteyiz....

Atatürk insan mayasını iyi tanıyordu. Türk insanını ise çok iyi tanıyorduher insanda olduğu gibi Türk insanı da içinde iyiliğin- kötülüğün tohumlarını taşıyan bir varlıktır....

 ... Yeteri derecede kültürel hazırlık olmadan balıklama daldığımız ya da daldırıldığımız demokrasi, bu en uygar rejim ne yazık ki Türk insanınınönce bir kulüpçülük, sonra da bir kan davası ihtirası ile ikiye, hatta birkaça böldü.  Zamanında çatışıp zamanında birleşebilem hassamızı bile yitirdik.  Sürekli bir kin ve hiddetle burnundan soluyan insanlar olduk. İşlerimizi sevmez olduk. Köşeyi dönmek, volisini vurmak, iş becermek, çalışmayla elde edilemeyeni şu ya da bu partiye partizanlık ederek kolayca elde etmek olanağı insanlarda ne özveri, ne yurt çıkarı düşüncesi, ne de insaf bıraktı. ( ÖZLENEN DÖNEM,1979)

Türkiye bir gün, işini, sorumluluğunu seven, çalışkınlığı uyuşuk aylaklığa tercih edenlerle kurtulacaktır. ( İŞİNİ SEVEN KALDI MI, 1980)

Ulusal kusurlarımızdan biri de, galiba yumurta kapıya gelmeden harekete geçmeme âdetimizdir. Hep günün içinde yaşarız. Nadiren ilerisini hesaplarız. ( HAYIRLI ÇABALAR,1980)


SOKAKTAKİ ADAM yazısını da öneririm.

8 yorum:

  1. Aldım feysime attım.
    Ola ki nasibinde vardır birinin:kör gözü görür olur ,duyduğunu anlar olur.

    Umudu kesmemişim henüz demek o insanlardan.

    şahane bir derleme, teşekkürler ve sevgiler

    YanıtlaSil
  2. Gerçekten de bir kişi bile olsa, bir umut...
    Rica ederim. Sevgiler

    YanıtlaSil
  3. Güzel bir derleme olmuş Emeğinize sağlık sevgiler ..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rica ederim. Keşke iyi yönde bir şeyler değişmiş olsaydı. ..

      Sil
  4. Derleme mükemmel olmuş Narda. Hiç mi bir şeyler değişmez zaman içinde?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Taner'in de yazılarında değindigi gibi insana yatırım yapılmadığı sürece değişmeyecek...

      Sil
  5. Parantez içinde tarihleri vermesen, günümüz sanacaktım ama şaşırdım yani 65 - 70 - 80'li yılları yaşadım kin, nefret şu anki kadar yoktu diye düşünüyorum. Hani demiş ya cumhurbaşkanına dil uzatmalar, yani o yıllardaki cumhurbaşkanları cumhurbaşkanıydılar, böyle ASLA değillerdi. Bir kere tarafsızdılar, Atatürk'e, cumhuriyete bağlıydılar, öyle ulusal bayramlarda Anıtkabir'e gitmemek için affedersin os...ruktan bahaneler bulmak için 40 takla atmazlardı. Şimdi daha kötü olduğumuzu düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. cumhurbaşkanlarını bilemem ama durumumuz iyi değil, zihniyetler hala aynı..

      Sil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)