26 Temmuz 2013

LES FEUILLES MORTS: TANTE ROSA

Soluk soluğa, ter içindeydi Rosa, susadı, bir rahibe okulunda susadı. Musluğa koşup kana kana su içmeye başladı. Bir el vurdu omuzuna, sert. Baktı prenses bakışıyla, Schwester Maria, " su içiyordun durup dururken, sen arzularına gem vurmayan günahkâr bir kızsın" dedi, "içini öldürmeyi bilmiyorsun."

"Ben içimi öldüremem" dedi Rosa. " çünkü içim prensestir. Prenses prensindir ve prensin olan bir şeyi sizin bile öldürmeye yetkiniz yoktur." Schwester Maria kızdı, çok kızdı, Tante Rosa'yı mahzene kapattılar. Tante Rosa mahzende ağladı. Meryem anaya dua etti. Düşündü. Düşündü ki bütün katolikler kötü, pis şeylerdir; Meryem ana o kadar iyi ki, o herhalde İsa'yı doğururken katolik değilmiş. Peki neymiş Prensesmiş-prensesmiş.


Tante Rosa, rahibe okulunda vücudunun kötü bir şey olduğunu öğrendi. Yıkanırken soyunmak yasaktı. Gömlekle yıkanılıyordu. Birgün yine koşarken düştü. Rahibeler yarasını sarmak için de olsa, çorabını çıkarmasına izin vermediler. Yara iltihaplandı. Schwester Maria, Rosa'ya, tanrının onu cezalandırdığını, vücudunu unutmayı, içini tanrıya adamayı, arzularını sindirmeyi bilmediği için yarasını iyileştirmediğini söyledi. Rosa ağladı, mavi gözlü yakışıklı İsa'nın böylesine kindar bir tanrının oğlu olamayacağını düşündü ve dualarında Meryem anadan İsa'nın gerçek babasını sordu. Kral'ı sordu ona."

*
Tante Rosa bir kaplumbağa- evini sırtında taşıyan hayvan- buldu savaşın bittiği gün, evler yıkılmış. Evini sırtında taşıyan hayvanı yıkıntıların orda buldu, sevdi, evine götürmek istedi. Evlerinin yıkıldığını, Bombardımanlardan Zarar Görenlere Yardım Derneğinin; Gönüllü Pembe Melekler Halkla Elele kampanyası sayesinde yaptırdığı lojmanlardan birinde kaldıklarını hatırladı ve evini sırtında taşıyan hayvanı sevmedi. Evin kişiden ayrı, yıkılabilir bir nen olduğunu, olması gerektiğini o gün anladı.

Sonra yalnız kedileri ve yırtıcı, özgür orman hayvanlarını, ıraktan sevdi. Tante Rosa, bir sabah uyandı, kendi hayvanının da uyandığını anladı ve kendi hayvanını sevdi. Önce bakışlar, sonra cumartesi akşamları dans. Valsler, tangolar, swing sonra, hayvanı dansı seviyordu. "Sizlerle Başbaşa" dergisinin aşk romanlarını seviyordu. Königstrasse'nin köşesindeki dondurmacıya girip çıkarken bildiği erkek bakışlarını seviyordu. Erkek bakışlarıyla bir bir süslenmeyi seviyordu.

*
Şimdi beklenen bir intihardır, bir uçurumdur, bir düşüştür. Şimdi beklenen bir kocakarının günah dolu bir hayatın sonunda sefilce cn vermesidir. Yoksa şimdi beklenen günah çıkaramadan geberen bir günahkârın şen hayatı mıdır? Şimdi beklenen bir başarı, bir mutluluk mudur?

...30 Mayıs 2o13.

Mona Rosa, Tante Rosa, Mona Rosa,Tante Rosa, Mona Rosa, Tante Rosa, Tante, Tante… Günlerdir biri aklıma geldi mi diğeri de ardından bitiveriyor. Mona Rosa'yı, üniversitedeyken biri bana okumuştu, o zamandan beri aklımda ama ya Tante Rosa ne? Uydurduğum bir kafiye mi? Önceden duyduğum bir şey mi? Neden tam olarak hatırlayamıyorum? Bir kahraman, bir kitap mı? Peki bir kitapsa niye listelerimde yok? Tante Rosa… Marketin önündeyim; ak güller, Tante Rosa. Toplantı salonunda bekliyorum; Tante Rosa, kara güller. Koşar adım yürürken, Tante… Yeter artık, ne bu Tante?

İlk arayışımda buluyorum onu, evet, o gerçekten var, Sevgi Soysal'ın Tante Rosa'sı. Yenişehir'de Bir Öğle Vakti'ni salık vermişti bana A. Fakat bunca dile dolanmadan sonra ilk Tante Rosa alınacak!

Şaka mı bu? Ertesi gün, sahafta başka bir kitabı ararken elime geçiyor Tante Rosa. Kapak, beni on yaşıma, on yaşımın o incir ağacının altına götürüyor her nedense. Kapağı kaldırıp içindekilere bakıyorum. Yine de karşıma ne çıkacağını bilmiyorum. Sonuçta, Tante Rosa'yla buluştum.


İyi ki buluştum. Tante beni boşuna çağırmamış…

**Sevgi Soysal, Tante Rosa,Bilgi Yayınevi, ancak hangi yıl basımı olduğunu belirten sayfa yırtılmış. Matbaanın telefonu 6 rakamlı olduğuna göre hayli eski olmalı J Ayrıca, kitabın sonunda yazarla yapılmış kimi röportajlar var ki kıymetli. Yine bu basımın Soysal'ın ölümünden sonra yapıldığını öğreniyoruz bunlardan.

***Les Feuilles Morts'un ölü yapraklar olduğunu çözebilecek kadar Fransızca  ve dahi Fransızca şarkı bilmek…

" Piyanoda şişman, yaşlıca bir kadın, kırmızı yüzlü: Les Feuilles Morts (s.32) 

O halde, haydi hep beraber, siyah-beyaz:   Les Feuilles Morts



9 yorum:

  1. Çağrıların peşine düşmek gibisi yok, birbirinizi bulabilmenize sevindim =)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlginç bir deneyimdi, yazımda çok da iyi anlatamadım...Tante Rosa'daki üslup benim için çok önemli...

      Sil
  2. Les Feuiller Morts bana Bodler'i hatırlattı nedense :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bodler, Rembo :)... Ama şiir Prevert'inmiş.

      Sil
    2. Şairi karıştırmış da olabilirim, belki bir Brel şarkısının şairiydi Prevert, emin olamadım şimdi :p

      Sil
  3. insan bedeninden, bedenin arzularından niçin bu kadar korkuyorlar?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Carmelite rahibelerinde aynaya bakmak bile yasaktır :) Dinleri "yorumlarken" insanların aşırıya kaçtığı noktalardan biri de bu sanırım; ruh-beden dengesini kuramamak.

      Sil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)