29 Aralık 2013

DANS LA MAISON: EVDE

Üç ay önce izlediğim bu filmi ( Imdb )şimdi yazmak nereden aklıma geldi acaba? Sanırım şu broşürlü sahne yüzünden…

Fena bir film değil diyerek başlayalım. 

Ülke olarak bizim eğitim, kültür, sanat başta olmak üzere birçok alanda en çok Fransızları taklit ettiğimiz söylenir. Zamanla bunun doğru olduğunu gördüm… Şu anda, TDK 11. basım sözlüğe göre, Türkçe'de yabancı kökenli sözcük olarak, yaklaşık 65oo kelime ile Arapça birinci sıradayken 55oo kelime ile Fransızca 2. sırada. (Meraklısı için: 1400 civarı kelime ile Farsça üçüncü.)

Bunu yazmamın sebebi filmin açılış sahnesindeki lise.

Müdür sınıfa giriyor ve öğrencilerin hepsi ayağa kalkıyor. Kendi öğrenciliğime gittim… Yönetmenimiz F. Ozon, üniforma meselesini irdeliyor bu ilk sekansta: Bu lisede pilot uygulama olarak üniforma giyilecektir. Peki üniforma, yetkililerin söyledikleri gibi bir eşitlik simgesi mi, yoksa bireyi "sürüden biri" yapmanın örtük yollarından biri mi? Yine ekrandan geçen, yüzlerce adet  üniformalı vesikalık öğrenci fotoğrafları da eğitimin tektipleştirmeliğine bir gönderme.

Bu arada lisenin (lise de Fransızcadan gelmiş bize, isim ve eğitim kurumu  olarak) adı Gustave Flaubert (Alatlı'dan öğrendiğim kadarıyla Mısır gezilerinde doğulular hakkında aşağılayıcı uydurmalar üzerine uydurmalar yazan mösyö Bovary Flaubert) Bizde dedim, Nazım Hikmet, Yahya Kemal, A. İlhan, R.N. Güntekin, Fatma Aliye, Ali Kuşçu, Cahit Arf… liseleri var mı acaba? Vardır canım, paşalardan, komutanlardan, devlet büyüklerinden arta kalanlara verilmiştir adları… Taşımızı da attıktan sonra devam edelim.

İşte bu Flaubert lisesinde bir edebiyat öğretmeni (mösyö Germain) ile dersine yeni devam eden bir delikanlının gittikçe tuhaflaşan birlikteliği hakkında film. Benzer temayı sıradan amerikan tv filmlerinde gördüm. Ama burada daha kalbur üstü bir iş var şüphesiz.  Bu noktayla alakalı olarak,  en sonda, Arka Pencere filmini izleyenlerin hemen anlayacağı bir gönderme var.

Germain, edebiyatın derinine inemeyen (iki cümleden fazla yazıp yazmadıklarını görmek için ödev verdiği) modern- ergen öğrencilerle dolu sınıfında bıkkınlıkla dersler vermekte. Günlerden bir gün verdiği kompozisyon ödevlerinden biri dikkatini çeker. Öğrencilerinden biri (Claude), derslerine yardım ettiği bir sınıf arkadaşı ve ailesi hakkında bir yazı yazmıştır. Edebi pırıltıyı gören öğretmen, ilk zamanlar yazıların ahlaki boyutunu (mahremiyetin ihlali- röntgencilik) sorgulasa da öğrencisiyle daha iyi nasıl yazacağı konusunda çalışmaya başlar. Her yeni ödevde aile ve mahremiyeti hakkında yeni bir şey vardır ve öğretmen giderek bu hikâyeleri ve ne kadarının gerçek olduğunu merak etmeye başlar. Öğrencisi bu kadar ileri gidebilmiş midir? Hatta öğretmenimizin galerici eşine kadar uzanacaktır hikâyeler: Germain öğrencisi ile karısının ilişkisi olduğundan da şüphelenecektir… Yine de bu zeki ve sinsi çocukla, yazdıklarıyla ilgilenmekten kendini alıkoyamaz. Ve işler çığrından çıkar.

Bu ana tema çerçevesinde tek tipleştiren eğitim, edebiyat ve sanat dünyasına göndermelere, eleştirilere,  Claude'un yavaş yavaş Germain'i ağına düşürmesi, "suçuna" ortak etmesiyle ilerleyen bir gerilime sahip film. Özellikle bu gerilim sayesinde filmin ritmi artmaya başlıyor. Öncesinde oldukça sakin gidiyor film. Ritmle birlikte oyunculuklarda bir abartı da başlıyor. Bu arada karakterlerin alt yapısı adına Germain'in yazarlıkta başarılı olamamış ve bir kitaptan sonra yazmayı bırakmış, Claude'un ise annesiz, sakat ve işsiz babasıyla oturan, sürekli yer değiştirmiş biri olduğunu öğreniyoruz filmde.

Sanat dünyasına eleştirilerden ikisi ilgimi çekti.

Köylülere miras kalan bir sanat galerisi: katliam! Diyor Germain'in galerici eşi.  Ve diğer ibare:   sanatta seksin dikatörlüğü.

Modern sanata, enstelasyona giydirmiş Ozon. İyi de yapmış, kendisine katılıyorum sonuna kadar :)

Yine bu babtan, Germain ile Claude'un edebiyat hakkında konuştukları, başta söylediğim harika sahne var:

Edebiyatın en kötüsü; bir çağdaş sanat kataloğunda tüm özellikleriyle kendini ortaya koyar. Çağdaş sanat kataloğu: Satış için bir icat der Germain ve elindeki katologdan "inci"leri okumaya başlar: Doğu ile batı arasındaki sahipsiz topraklarda doğmuş sükunet.  Bu varlıklar sessizce savaşıyor. Dünyanın gürültüsü kulakları sağır eden sessiz feryat.  Eserleri duyumsal bir yol. Vesaire vesaire :)


Germain'in Claude'a verdiği "nasıl yazar olunur" dersleri ise bugün dünyada geçerli olan kurallar. Yazma meraklıları için duyrulur. Son sahnede de, bir apartmanın pencerelerine bakıp her birindeki insanlar için hikâyeler uyduruyorlar ikilimiz. Arka Pencere'ye göndermeyle bitiyor yani.



Bu arada izlediğim diğer yeni Fransız  filmlerine göre cinsellik çok daha azdı.

13 yorum:

  1. Çok çok güzel bir yazı olmuş.
    Filmi severek izlemiştim, yazıyı da keyifle okudum.

    Elinize sağlık

    YanıtlaSil
  2. Tv de yakalamıştım filmi, basını kaçırsam da oldukça ilgimi çekmişti. Yazarlar, yazarlık, kitaplarla ilgili filmler hep ilgimi çekmiştir. Çoğu da güzeldir ama buna ben de fena değildi diyebiliyorum :)
    Görüşmeyeli çok oldu, iyisin umarım?

    Sevgiler :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sağol. sen nasılsın? Bebişin de iyidir inşallah.

      Sil
    2. Teşekkür ederim, iyiyim ben de, bebiş de iyi, büyüyor :)

      Sevgiler

      Sil
  3. iyi bir filmmiş..
    özgürlük insan hakları demokrasi kavramlarını insanlığa armağan edenler..fransızlar..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. ona insanlığa demesek de kendilerine desek :)

      Sil
  4. aferin sanaaaa kaybolma baaaak.

    iyi bişiler izlemek istediğin zaman söle banaaaaa.
    örneğin bak goodbye lenin yazdım daha yeni.
    :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. açıkçası söylediğin ve benim baktığım filmlerden dişe dokunur olanı bir tek buydu:)

      Sil
    2. pekiii.
      haftaya tam bi liste vericem.
      bütün iyiler. son 3 yılın.
      bir de kitap listesi.
      en iyiler.
      son 2 yıl.
      :)
      okuduklarımdan yani.
      150 kitap olmuş 2 yılda.
      250 film.
      hepsini bloga yazmıştım.
      işte en iyiler listesi yapcam.
      ordan seçersin doya doya.
      :)

      bi de çok kayboluyon aniden.
      umarım keyfin yerindedir.
      :)

      Sil
  5. Ben de geçenlerde izlemiştim, ilginçti, Notes On A Scandal'ı da tavsiye ederim:)

    YanıtlaSil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)