8 Şubat 2011

BÖLÜM 28

Her yanım titriyordu. Donduğumu hissediyordum. Gözlerimi açtığımda herkes başımdaydı. Saime bir bezle alnımı silip duruyordu.

- Üşüyorum.

- Bir battaniye daha! diye bağırdı Sina.

Azer yanıma ilişmiş ölçüm cihazını bileğime yerleştirmişti. Herkesin suratı asık ve telaşlıydı. Bir battaniye daha örttüler üstüme.

- Hastalandım, dedim. Üşümemin hastalığıma delalet ettiğini onların da tasdik etmesini istemiştim.

- Korkma, virüs tekrar canlanmış. Ama son demleri. İlacını hazırladık profesörle birlikte. Bu flora sana yabancı gelmiş olmalı. Ateşin düşer düşmez aşını yapacağız.

- Sizi yarı yolda bırakamam, iyileşmem gerek! Bu sözler biraz sayıklama gibiydi, sesli düşünme…

Bnb. Eşref , Sina’nın arkasından öne geçti. Elini alnıma koydu:

- Dayan kızım, bunu büyütme sakın kafanda. Basit bir ateşlenme, aptal bir virüs.

- Bir şeyim yok, üşüyorum sadece.

- İşte bu kadar!

Üçüncü battaniye işe yaramıştı. Isındığımı hissediyordum. Sina’nın elinde bir şırıngayı görür gibi oldum. Azer’in sesi üstüne geldi:

- Tamam, ateşi düştü.

Kolumda önce bir soğukluk, sonra ince bir yanma hissettim. Gözlerimi açmak istiyordum.

Gözlerimi açtığımda oda günışıktı. Pırıltılı güneş ışınları cirit atıyordu orada burada. Üşümüyordum. Yorgun değildim. Biraz susamış gibiydim. Doğruldum.

- Dur bakalım! Diye bağırdı bir ses.

- İkinci bir emre kadar kıpırdaman yasak, doktorların emri.

Bu Zâde’ydi.

- Günaydın.

- İyisin değil mi?

- Sağol. Sadece su içmek istemiştim.

- Bekle, hemen getiririm.

- Pekala.

Diğerleri açık kapıda belirdi. Azer yanıma yaklaştı:

- İyisin?

- Evet. Teşekkür ederim.

- O halde keşfe çıkabiliriz, gönül rahatlığıyla.

- Hem de hemen, dedim.

Zâde bir bardak su ile geldi. Parmaklarının arasındaki cama değen güneş, suyu büyülü bir parıltıya dönüştürmüştü. Uygun açı denk gelse “yedi rengin” yelpaze gibi görünmesi işten değildi. Bir minyatür gökkuşağı. Su ve ışık…gerçek hazine… Suyu elinden aldım. Işığa tutarak baktım ve içtim. Yavaşça, doya doya…

- Keşif ekibi hazırlansın,dedi Bnb. Kulay.

- İyi şans dileyin bize küçük hanım, dedi Zâde.

- İyi şanslar! Dua edeceğim size!

- Dua? Neyse, iki saat sonra görüşürüz, dedi Zâde.

Odadan çıktılar. Azer ve Saime yanımda kalmışlardı. Azer :

- Şu tabletleri al. Sana uyku verecekler çükü enerji harcamamanı garantilemek zorundayız. Ne kadar az hareket edersen o kadar çabuk güçleneceksin.

- Pekala.

Üç tane ilaçtı içtiğim. Azer elimi kavradı hep yaptığı gibi:

- Sakın korkup üzülme. Uyandığında hiçbir şeyin kalmamış olacak.

- Yatmak istemiyorum ama başka çarem yok anladığım kadarıyla.

- Sıkılma hiç.

- Hastalığın tam da sırasıydı! Diyerek bilinmez birine sitem ettim.

4 yorum:

  1. Sabırla tamamlanmasını bekliyorum...Yok efendim , esinlenmeyeceğim ;toplu halde okuyacağım.:))

    YanıtlaSil
  2. İnanmam, üşenmeden okuyor musunuz?
    Üşenmeden bekliyor musunuz?
    Boş verin, yapacak daha iyi işleriniz olmalı :)

    YanıtlaSil
  3. üşenmeden okuyacağım...Tabii bittiğinde..:)))

    YanıtlaSil
  4. Tam iyilşememişsiniz siz, belli :)
    Tamamını yayınlamayacağım galiba.
    Alıntı yapıldığını düşündüğüm bölümler ilk 18 bölümdü. Onları koymadım zaten buraya...

    Tarafsız birinden cevap bekliyorum, abartmışsın Narda, bu kadarı olur, yasal sayılır derse...?

    YanıtlaSil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)