Mutlu, huzurlu insanı tanımla deseler, betimlemenin biri de şu olabilir miydi:
Bir pazar sabahı, tatil, elinde bir fincan kahve-çayla ya da sevdiği başka bir içecekle, evinin penceresinden dışarıyı seyrederek oturan, ya da kitabını karıştıran biri...
Bu pazar sabahı belki soğuk, dışarıda yağmur-kar var, belki de bugünkü gibi bir güneş, baharı anımsatan bir kış güneşi, ya da gerçek bahar güneşi, içinizi kıpırdatan.
Bu ne zamana kadar böyle sürüp gider? Bu huzur anı?
Neden böyle bir giriş yapıp bırakmışım bilmiyorum. O gün, yani önceki cumartesi tanık olduklarımı anlatmaya böyle başlanamazdı. Belki de bir yazma kuralı olarak ilk heyecan, duyguların kabarmışlığı geçmeden yazının başına geçmemekle ilgilidir, biraz zaman kazanmayla?
Ne sebepten
böyle başlanmış ve yarım kalmış olursa olsun, bu yazı sonuçta yaşadığım olaydan
günler sonra yazılıyor.
Cumartesi günü eşimle gayrı resmi bir toplantı için dışarı çıktık öğleden sonra. Otobüsten
Kızılay'da indiğimizde, bir sürü çevik kuvvet polisinin olması dikkatimi çekti. Eşimin çekmemiş, oysa o daha dikkatlidir, farklılıkları algılamada. Ya bir protokol işi dedim (gerçi cumartesi günü resmi işler olmaz pek) ya da bir gösteri filan arefesi. Ama etraf sakin. Sadece polisler fazla.Karşıya geçip ilerledik. Toplantıya katılacağımız binanın önüne geldiğimizde ileriden yükses sesler duyduk ama kalabalık yoktu. Birkaç adım sonra yukarıdan bize, Kızılay'a doğru birkaç kadının yüksek sesle bağırarak indiğini, yanlarında selfi çubuklarına bağlı kameralarla birkaç kişinin daha olduğunu gördük. Bir yürüyüş olduğu belliydi ama grup çok küçüktü. Kameralı kişiler dışında birkaç erkek ve kadın yürüyenleri çevreleyip duruyordu. “Arkamı dönüp” gitmekten nefret eder hale gelmiş biri olarak bu kez dönmedim ve ne olduğunu anlamak için binadan içeri girmeyip bekledim. Benim gibi herkes aynı durumdaydı aslında. Tuhaf bir boşluk, evet boşluk vardı sokakta... grup biraz daha yaklaştı, ara ara duruyordu, polisin kontrolünde yavaş yavaş ilerlediklerini düşündüm. Derken bağırılan sözlerden birinin "Yaşasın kadın mücadelemiz" olduğunu duydum. Hele son günlerde, 16 yaşındaki bir kızın boğazını kesen sözde nişanlı haberini duymuşken...iltihaplı, cıvık, pis kokan, kapanmayan bir yara... Durdum biraz daha, o tuhaf boşluk, birkaç adım içeri atıp girmemi, işime bakmamı engelliyordu. Grup önümüzden geçtiğinde iri yapılı bir kadının slogan atan kadını tutup sakinleştirmeye çalıştığını gördüm. Kadın direniyordu, çevresindeki üç dört kişi de durdurmaya çalışıyordu. Derken bir anda o kadın, yürüyen ve gördüğüm kadarıyla tek olan kadını sıkıca kavrayıp artık içeri girmiş olduğum binaya doğru sürüklemeye başladı. O an, o kadının polis olduğunu şaşırarak anladım. Yanında da diğerleri. Fakat bu yakalama ve içeri çekmede o kadar büyük bir güç vardı ki.... kadının hiç ama hiç susmadan direniyor oluşuna karşılık daha bastıran bir güç... sivil polisler o hızla içeri girdiler, kadınla beraber, bir yandan da bağırıyorlar, geçin, içeri geçin diye....Biz zaten eşimle merdivendeyiz, asansörü kullanmayız genelde, üst katlara çıkacağız...Bu arada muhtemelen binanın penceresinden olayı görmüş olan bir kadın aşağıya napıyorsunuz, o kadın senin de hakkını koruyor diye bağırarak indi. Polisler üç katı bağırdılar, geri git diye... Arkamızı dönüp çıktık yukarıya... Toplantı salonu doluydu. Hoşgeldin beş gittin derken konuyu unuttum ama dışarı çıkar çıkmaz anımsadım. Bütün gece uyuyamadım. Susturmaya çalıştıkları kadından çok biz çevredekilere karşı güç kullanmışlardı...Açıkçası sindirildiğimi hissettim, hayır , dürüst olmalıyım: sindirildim.
Akşam eve döndüğümüzde olayı merak ettim ama internette bir şey göremedim. Ana akım medyada. Bir internet gazetesinde buldum: Ankara Kadın Platformu diye bir yapının faaliyetiymiş ama daha meydana inemeden hepsi gözaltına alınmış galiba. Haberden anladığım kadarıyla (yani İşçi Partisinin bu olayı duyurmasına bakarak) bu platform İşçi Partisiyle bağlantılıydı....
Sonuç: Sindirildim ve uyuyamadım.
Merhabalar,
YanıtlaSilAnlayamadım olayı ama nelere dönmüyouruz ki arkamızı değil mi?
Selamlar, İyilikler,
Kısacası kolluk kuvvetinin orantısız gücünü ilk kez birebir yaşadım Aze, hem de olayın tamamen dışındayken. Tek bir söz dahi etmenize izin vermeyen bir kaba kuvvetle, "otoriteyle" ilk kez bu şekilde yüzgöz oldum diyeyim. O anları unutmam imkansız.
SilMaalesef geldiğimiz noktada durum bu. Yazarlarımız can derdiyle yurtdışında, eğitimli insanımız "bir kapı olsa da kaçsak" derdinde. Aman sus, aman saklan aman göze batma özellikle biz kadınlar için bir yaşam felsefesi halini aldı. Korkuyoruz..
YanıtlaSilHaksız da değiliz..
Rusya'da bile, kendi askeri savaşa girdiği halde savaşa hayır diyen kalabalıklar doldurdu sokakları, ki bu ülke şu an dünyanın en kara listesinde olan, herkesin lanetle andığı ülkede olan "demokrasi"... Ah bizim daha kaç fırın ekmek yememiz lazım.....
Oysa ilk paragrafına nasıl içim ışıl ışıl cevap verecektim. Aynen öyle diyecektim, ne güzel ifade etmişsin!
Baştaki huzur resmiyle, polisin birinin yürüyüşçü kadının ağzını sımsıkı kapatmaya çalıştığı, diğerinin de kollarını arkadan bükerek tutmaya çalıştığı anın resmini yan yana koyuyorum şu anda...
SilÇok rahatsız edici bir durum, zaman zaman ben de böyle hissediyorum, hissetmemek mümkün mü??
YanıtlaSilEvet. Dün bir haber gördüm, ülkedeki antidepesan kullanımı bir yilda 5 milyon kutu artmış...
SilZaten 20 yıldır haydut devlet konumundayız, başka ne beklenir ki?
YanıtlaSil:(
SilSadece emoji kullanıyorum artık.
offf, okurken bile canım yandı...
YanıtlaSilYaşayarak öğrenmek başkaymış.
Sil