16 Ocak 2015

MOCCO NERMİN, BEN, ÇAY VE ANSIZIN HAYAT

Telefon bekliyordum. İtiraf edeyim o telefonu bekliyordum. Çiçeklerin yanındaki masaya geçtim. Diğer kapının orada olduğunu fark etmemişim. 

Paltomu çıkarıp sandalyenin arkasına attım. Fularımı sonra...

Zayıf, önlüksüz, handiyse kavruk bir oğlan geldi siparişimi almaya... Tatlı yememeliyim. 

**
Mocco Nermin, ben, çay ve Ansızın Hayat beraberiz.  Tatlı söylememem lazımdı ama Ansızın Hayat yakama yapıştı...

O birinci hikâye... Ah o birinci hikâye... Ya üçüncü? Hayır, devam edemem. Şimdi olmaz... Gelip geçen turistleri seyredebilirim. Bu kadar güzel güneşli Aralık günü... Mocco Nermin'i şefe sorup gelen "yeni" garson-çocuk... Aç sayılmam. Tok sayılmam. Bitirmeliyim tabağımdakini. İsraf edilmemeli hayattaki hiçbir şey...

Otururken fark etmediğim kapıdan keçi sakallı bir adam giriveriyor. Orta yaşlarda. Orta kilo ve boyuyla hızlıca geçiyor yanımdan. 

"Sen hayatımın en  ince çizgisinde uğultulara karışıp kaybolmuşken, yani tüm yaşananları yaşanmamış kabul edip ..."

Hayır!

"Peki bu mümkün mü? Tüm yanlışların başladığı yere dönmek, kırılmış vazoları yerine koymak, solmuş çiçekleri yeniden canlandırmak mümkün mü? Yürünmüş yolları yeniden..."

Hayır. Şimdi sırası değil!

"Sana haksızlık ettim diyerek ölümünü taşıtmak istiyorsun..."

Kim konuşuyor?

"On beş yıl sonra seni aradım.... Nerede, nasıl yanlış yaptım onu arıyorum...."

Hayır. Şimdi sırası değil.

Yakama yapışan satırlardan gözümü ayırdığımda ihtiyarı gördüm. Hepimizin bir benzerine herhangi bir caddede sıkça rastlayabileceğimiz o ihtiyarlardan. Bastonuyla gerçekten zor yürüyordu. Üstelik öyle çelimsizdi ki... 

Nermin yarım haliyle kara kara duruyordu. Adam kaybolmadan hemen kapıdan çıkmak istedim. Ama hesabı ödemeden böyle birden kalktığımda hakkımda ne düşünürdü garsonlar? Bir dakikalığına olsa bile, yerime geri dönene kadar olsa bile...

Ne yapacağıma karar veremediğim bütün durumlarda, hep yapmadığım şey için üzüldüm ben. 

Paltomu aceleyle sırtıma aldım. Başımı çevirerek bir garson aradım. Birinin bakışlarını yakaladım...  Hesap dedim dudaklarımla.  "Kusura bakmayın, burada yeniyim, Mocco Nermin'in ne olduğunu sorup gelebilirim. İster misiniz?" demiş handiyse kavruk oğlan deri kaplı hesap kutusunu getirirken yolda karşıladım onu. Çabucak çıktım. Bu haliyle çok uzaklaşmış olamaz. Sağa bak, yok, solda mı? Evet, ileride.

- Ne satıyorsun amca?

Cevabını beklemeden elindeki mendil paketini aldım. Cüzdanımdan elime geçen ilk parayı verdim.   (Elime geçen beş değil de elli lira olsaydı verir miydim acaba?..) 

Dudaklarındaki kıpırtıları duymamak için uzaklaştım, sadece gülümsedim yüzümü dönerken. Canım Telve'nin o yazısı aklıma geldi birden... Kendimden  memnun oldum bu kez. 

İlk kez bilmediğim bir şey ısmarladım.
Beğenmediğim bir yemeği bitirmeden bırakıp çıktım ilk kez.
İlk kez birinin peşinden koştum.
Pişman değilim.





* Ansızın Hayat, Necip Tosun, Hece Yay.





4 yorum:

  1. "demiş handiyse kavruk oğlan deri kaplı hesap kutusunu getirirken yolda karşıladım onu" cümlesindeki anlatım bozukluğu o kadar belirgin ki..."demiş" yerine "diyen veya seslenen" kelimelerinden biri tercih edilmeli ve "handiyse" kelimesine bu anlatımda hiç yer verilmemeliydi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fy, ben bu blogda ve okuduğum diğer bloglarda anlatım bozukluğuna bakmayalı 1 yıl oluyor:)
      Kaldı ki bence anlatım bozukluğu yok, uzun ve devrik bir cümle okadar. Yine de şöyle yapalım: Ben, "demiş"ten sonra bir virgül koyayım ve böylece yan cümlenin öznesinin sıfatını ayırmış olarak okura bir soluk kazandırayım :) Olur mu?

      Sil
  2. çok hoş gerçekten, paylaşımın için teşekkürler Nardacım:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler Eren'cim. Ansızın Hayat sorgulatici hikayelerden oluşuyordu basli başına yazmak agir:)

      Sil

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)