1 Mart 2013

ROL YAP BANA


Şu çiçekçi dükkanının önünde koşarken durmamın tek nedeni, vitrinde duran bir demet kırmızı zambaktı, kırmızıdan yedi kat daha kırmızı böylesi zambakları o güne değin hiç görmemiştim, ve vitrinin önünde Yusuf vardı… 

Onun numarasını çevirebildiğimden bu yana hayatım nihayet akışını durduruyor, artık çarkın dişlileri arasına sıkışmıyorum, çaresiz güçlüklerle karşılaşmıyorum, artık ne ilerliyorum, ne de yoldan çıkıyorum; çünkü nefesimi tutuyorum, zamanı durduruyorum, telefon ediyorum ve bekliyorum. 

Yusuf bana asla soru  sormadığından, kuşkuyla bakmadığından  ve beni  asla suçlamadığından, benim de kuşkularım yitip gidiyordu. Yusuf çenemdeki iki dikbaşlı tüye bakmadığından, gözlerimin altındaki ilk iki kırışık üzerinde durmadığından, ilk sigaradan sonra öksürmemden rahatsız olmadığından, üstelik düşünmeden bir şey söylemek  istediğimde eliyle ağzımı kapadığından, henüz söylemediğim  ne varsa, bir başka dilde ve tüm benliğimle ona söylüyorum.   


Bir insanın bağışıklık kazanması için gereksindiğinden çok daha fazla koruyucu madde biriktirdim; kuşku, umursamazlık, büyük bir korkunun ardından gelen korkusuzluk gibi; ve Yusuf'ın bütün bunlara karşı, bunca dirence, bu bunalımlara şerbetli hüzne, saniyesi saniyesine uykusuzluğa ayarlanmış gecelere, sürekli gerginliğe, her şeyden inatla feragat edişe karşı nasıl bir saldırıya geçtiğini bilmiyorum; ama daha ilk saatte, Yusuf 'un tabii ki gökten inmediği, ama gülen gözlerle, kocaman ve ve hafif eğilmiş olarak L.H'de  önümde durduğu o ilk saatte hepsi yıkılıp gidivermişti, ve sırf bu yüzden Yusuf'a en büyük nişanları vermem gerekirdi; en büyüğünü ise beni yeniden bulduğu, bir zamanlarki beni, en eski kesitlerimi, üstü örtülmüş olan ben'i ortaya çıkardığı için hak etmişti… 

Pek çok şeyi oluruna bıraktık. Yine bu yüzden, hiçbir anlam taşımayan ilk küçük cümlelerin ötesine geçmemiz epey zaman aldı. Bugün artık başka insanlar gibi birbirimizle konuşabildiğimiz, sohbet edebildiğimiz söylenebilir mi, bunu bile bilmiyorum. Ama acelemiz yok. Önümüzde daha bütün bir hayat var diyor Yusuf. 

Şimdi diyorum ki, raslantılar bir kez, ama yalnızca bir kez Yusuf'la kentte karşılaşmamızı sağlamalıydı, onun yanında birileri, benim yanımda birileri, hiç olmasa o zaman Yusuf , benim başka türlü de görünebileceğimi, giyinmesini bildiğimi (bundan emin değil), konuşkan olduğumu (bundan daha da emin değil)  anlardı.  Çünkü Yusuf'un yanında sessizleşiyorum, çünkü küçük sözcükler, evet, hemen, öyle, ve, ama, sonra, ah! gibi sözcükler bile dopdolu benden çıktığında, Yusuf için yüzlerce anlam taşıyor. Çünkü Yusuf için hiçbir gösterişim yok, görünmek için bir şey yapmıyorum.

Yusuf, başka erkeklerden farklı olarak, özellikle bir telefon beklememden, onun için zaman ayırmamdan, kendimi onun boş saatlerine göre ayarlamamdan asla hoşlanmaz, onun için bunları gizli yaparım, ona uyarım ve onun derslerini düşünürüm, çünkü ilk derslerimin çoğunu Yusuf'dan aldım. Ama bugün çok geç artık, Yusuf'a postanenin önünde on beş yıl önce rastlamam gerekirdi. Öğrenmek için geç sayılmaz, ama öğrendiğimi kullanabileceğim zaman parçası kısalmış olacak. Öte yandan…o zamanlar dersleri bütün kapsamıyla anlayabilecek yetenekte olmadığımı düşünüyorum. 

Yusuf'u düşünüyorum.
Aşkı    düşünüyorum. 
Damardan verilen gerçeği.  
Ve bunun etkisinin ne kadar kısa sürdüğünü.
Bir sonraki, daha yüksek dozu.
Sessizliğin içinde düşünüyorum. 
 
Cümle öbeklerinden yana eksiğimiz epey, duygular üzerine henüz tek cümlemiz bile yok, çünkü Yusuf bu konuda hiç cümle söylemiyor, çünkü ben bu türden ilk cümleyi yapmaya cesaret edemiyorum.

Biz de, dünyanın varlığı onaylanabilir bir bölümüyüz, ağır yada acele adımlarla kaldırımda yürüyen, yaya geçidine ayak basan iki kişi, ve hiçbir şey söylemesek, birbirimizle doğrudan iletişim kurmasak bile, Yusuf beni tam zamanında kolumdan yakalayıp, bir arabanın ya da tramvayın altında kalmayayım diye, sımsıkı tutacak. Onun ardından hep biraz koşar gibi yürüyorum, çünkü benden çok  daha yapılı  ve benim iki  adım atmak zorunda olduğum yerde onun yalnızca bir adımı yetiyor, ama ben, dünyayla olan ilişkim yüzünden, çok geride kalmamak, Yusuf'la gitmek istiyorum, ve bir işimiz olduğunda böylece B.'ye, M.'ye ya da S.'ye varıyoruz. Birimiz ötekini yitirme tehlikesiyle karşılaşsa, son dakikada bunun farkında varırız, çünkü başkaları gibi birbirimizi  kışkırtmak, ayrı yollara gitmek, inatçılık yapmak, birbirimizi itmek ya da yadsımak asla elimizden gelmezdi. 

Ve Yusuf bugün bana, üstüne bir şeyler sürülmüş ekmek yemekten bıktığı, yemek pişirmekten ne kadar anladığımı artık bilmek istediğini  telefonda söylemeyi unuttuğunu anlatıyor, ve ben  şimdi tek bir akşamdan, gelecek yılın getirebileceklerinden  daha çoğunu bekliyorum. Çünkü eğer Yusuf  yemek yapmamı istiyorsa, bunun mutlaka bir anlamı olmalı,

Çünkü Yusuf'u yalnız kendimle elde tutmayı başaramıyorum… insan birini ancak bazı şeyleri saklı tutarak, küçük geri çekilmelerle, taktiklerle, Yusuf'ın oyun diye adlandırdığıyla elinde tutabilir. 

Çok göründüğün gibisin, diyor Yusuf, insan her an seni nasılsan öyle görebiliyor, oynasana, rol yap bana! Ama Yusuf'a ne rol yapabilirim ki? Dün bir daha telefon etmediği için, bana sigara almayı unuttuğu için, ne sigarası içtiğimi hala  bilmediği için onu suçlamaya yönelik ilk  girişimim, bir gülümsemeyle noktalanıyor, çünkü Yusuf zili çaldığında, daha varmamdan önce içimde hiçbir suçlama kalmıyor, ve Yusuf hava durumunu yüzümden hemen okuyor: aydınlık açık sıcak dalgası, bulutsuz, beş saat süreyle güzel hava .

******************


Lütfen yukarıdaki metinde Yusuf gördüğünüz yere Ivan koyunuz ve yeniden okuyunuz.

******

Malina için bir başyapıt demişler. Benim için o kadar olmasa da güzel bir roman. Özellikle kadın karakterin rüyaları ve sfumato gibi ilerleyen anlatım… Bir kadının ruhu, yaralanmış yerleri… Kahramanı bir çok noktada duydum, bir ilk olarak…Ve insan ırkının acımasızlığı…

Kitaptaki iki erkek karakter için (Ivan ve Malina) Bachmann'ın hayatındaki iki erkeğe karşılık geliyorlar diyenler de olmuş: Paul Celan ve Maks Frisch.  Malina'yı, anlatıcımız kadın karakterin ikinci bir kişiliği gibi düşündüm ben daha çok; zamanla onu ele geçiren, öldüren bir başka kişilik. Onun erkek tarafı demişler bunun için de.Yahut  ilişkide kadını boğan ve hakimiyeti altına alarak benliğini yok eden erkek sevgili de.

Bahcmann'ı listemde 4 yıldır bekletmekteydim. Buna ceza olarak birkaç alıntı yazısı daha olsun burada…






























































Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Ölümü görün yazın bi' şeyler, üşenmeyin :)